3 Kasım 2018 Cumartesi

Nefislerin Beyazlaşması

1.295 yorum:

  1. بِسْــــــــــــــــــــــمِ اﷲِارَّحْمَنِ ارَّحِيم
    Bismillahirrahmanirrahim
    Elhamdülillah
    Allahuekber
    Subhanallah
    Allahümmesallialaseyyidinamuhammed
    Sallaahualeyhivesellem
    Estagfirullah

    YanıtlaSil
  2. Anladim işi, sanat Allah'ı aramakmış;
    Marifet bu, gerisi yalnız çelik çomakmış.. (1939)
    Necip Fazıl Kısakürek Çile

    YanıtlaSil
  3. Büyük randevu... Bilsem nerede saat kaçta?
    Tabutumun tahtası bilsem hangi ağaçta? (1958)
    Necip Fazil Kisakürek

    YanıtlaSil
  4. Manzara
    Bütün manzara,ucuz bir dekor muşambası;
    Kurtuluş günü, çıkmaz ayın son çarşambası...(1947)
    Nezif Fazıl Kısakürek

    YanıtlaSil
  5. Şarkı
    Her ağızda,her telde,fanilik dırıltısı
    Sonunda tek bir şarkı, tabutumun gıcırtısı...(1980)
    Necip Fazıl Kısakürek

    YanıtlaSil
  6. استقلال مارشى

    İstiklal Marşı


    قهرمان اوردومزه
    (Kahraman Ordumuza)



    ، قورقما، سونمزبو شفقلرده يوزن آل صانجاق

    Korkma, sönmez bu şafaklarda yüzen al sancak,

    . سونمدن يوردمك اوستنده توتن اك صوك اوجاق
    Sönmeden yurdumun üstünde tüten en son ocak.
    ، او بنم ملتمك ييلديزيدر، پارلاياجاق
    O benim milletimin yıldızıdır parlayacak!
    ! او بنمدر ، اوبنم ملتمكدرآنجاق
    O benimdir, o benim milletimindir ancak!




    ، چاتما ، قوربان اوله يم ، چهره كى اى نازلي هلال
    Çatma, kurban olayım, çehreni ey nazlı hilal!


    قهرمان عرقمه بر كول .. نه بو شدت بو جلال ؟
    Kahraman ırkıma bir gül... ne bu şiddet, bu celâl?
    ، سكا اولمازدوكولن قانلريمز صوكره حلال
    Sana olmaz dökülen kanlarımız sonra helal.
    . حقيدر ، حقه طاپان ، ملتمك استقلال
    Hakkıdır, Hakk'a tapan milletimin istiklal.



    . بن ازلدن بريدر حر ياشادم ، حر ياشارم
    Ben ezelden beridir hür yaşadım, hür yaşarım;
    ! هانكى چیلغین بکا زنجير ووراجقمش ؟ شاشارم
    Hangi çılgın bana zincir vuracakmış? Şaşarım!
    ، كوكره مش سل كبى يم : بنديمى چيكنر، آشارم
    Kükremiş sel gibiyim, bendimi çiğner, aşarım.
    . ييرتارم طاغلرى ، انكينلره صيغمام طاشارم
    Yırtarım dağları, enginlere sığmam, taşarım.



    ، غربك آفاقنى صارمشسه چليك زرهلى ديوار
    Garbın âfâkını sarmışsa çelik zırhlı duvar.
    . بنم ايمان طولى كوكسم كبى سرحدم وار
    Benim iman dolu göğsüm gibi serhaddim var.
    ، اولوسون ، قورقما نصيل بويله بر ايمانى بوغار
    Ulusun, korkma! Nasıl böyle bir imânı boğar,
    مدنيت !" ديديكك تك ديشى قالمش جاناوار ؟"
    'Medeniyyet!' dediğin tek dişi kalmış canavar?



    ، آرقداش ! يورديمه آلچاقلرى اوغراتما صاقين
    Arkadaş, yurduma alçakları uğratma sakın;
    . سپر ايت كووده كى ، طورسون بو حياسزجه آقين
    Siper et gövdeni, dursun bu hayâsızca akın.
    ..طوغاجقدرساكا وعد ايتديكى كونلر حقك
    Doğacaktır sana va'dettiği günler Hakk'ın,
    . كيم بيلير، بلكه يارين ، بلكه ياريندن ده ياقين
    Kim bilir, belki yarın, belki yarından da yakın.



    ! باصديغك يرلرى " طوپراق ! " دييه رك كچمه ، طانى
    Bastığın yerleri 'toprak' diyerek geçme, tanı!
    . دوشون آلتنده كى بيكلرجه كفنسز ياتانى
    Düşün altındaki binlerce kefensiz yatanı.
    : سن شهيد اوغليسين ، اينجيتمه ، يازيقدر، آتاكى
    Sen şehid oğlusun, incitme, yazıktır, atanı.
    . ويرمه ، دنيالرى آلسه ك ده ، بو جنت وطنى
    Verme, dünyâları alsan da bu cennet vatanı.



    كيم بو جنت وطنك اوغرينه اولمازكه فدا ؟
    Kim bu cennet vatanın uğruna olmaz ki feda?
    ! شحدا فيشقيراجق طوپراغى صقسه ك ، شهدا
    Şühedâ fışkıracak toprağı sıksan, şühedâ!
    ، جانى ، جانانى ، بوتون واريمى آلسينده خدا
    Cânı, cânânı, bütün varımı alsın da Hudâ,
    . ايتمسن تك وطنمدن بنى دنياده جدا
    Etmesin tek vatanımdan beni dünyâda cüdâ.



    : روحمك سندن الهى شودر آنجاق املى
    Rûhumun senden İlahî, şudur ancak emeli:
    ،دكمه سين معبديمك كوكسنه نامحرم الى
    Değmesin ma'bedimin göğsüne nâ-mahrem eli!
    ، بو اذانلركه شهادتلرى دينك تملى
    Bu ezanlar-ki şehâdetleri dinin temeli,
    . ابدى يورديمك اوستنده بنم ايكله ملى
    Ebedî yurdumun üstünde benim inlemeli.



    ، او زمان وجد اله بيك سجده ايدر وارسه طاشم
    O zaman vecd ile bin secde eder -varsa- taşım.
    ، هر جريحه مدن الهى ، بوشانوب قانلى ياشم
    Her cerîhamdan, İlâhî, boşanıp kanlı yaşım;
    ! فيشقيرير روح مجرد كبى يردن نعشم
    Fışkırır rûh-ı mücerred gibi yerden na'şım;
    . او زمان يوكسله رك عرشه دكر، بلكه ، باشم
    O zaman yükselerek arşa değer belki başım!



    ! طالغه لان سن ده شفقلر كبى اى شانلى هلال
    Dalgalan sen de şafaklar gibi ey şanlı hilâl!
    . اولسون آرتيق دوكولن قانلريمك هپسى حلال
    Olsun artık dökülen kanlarımın hepsi helâl.
    : ابدياً سكا يوق ، عرقمه يوق اضمحلال
    Ebediyyen sana yok, ırkıma yok izmihlâl;
    ، حقيدر، حر ياشامش ، بايراغمك حريت
    Hakkıdır, hür yaşamış, bayrağımın hürriyet,
    . حقيد حقه طاپان ، ملتمك استقلال
    Hakkıdır, Hakk'a tapan milletimin istiklâl!



    محمد عاكف
    Mehmed Akif

    YanıtlaSil
  7. استقلال مارشى

    İstiklal Marşı


    قهرمان اوردومزه
    (Kahraman Ordumuza)



    ، قورقما، سونمزبو شفقلرده يوزن آل صانجاق

    Korkma, sönmez bu şafaklarda yüzen al sancak,

    . سونمدن يوردمك اوستنده توتن اك صوك اوجاق
    Sönmeden yurdumun üstünde tüten en son ocak.
    ، او بنم ملتمك ييلديزيدر، پارلاياجاق
    O benim milletimin yıldızıdır parlayacak!
    ! او بنمدر ، اوبنم ملتمكدرآنجاق
    O benimdir, o benim milletimindir ancak!




    ، چاتما ، قوربان اوله يم ، چهره كى اى نازلي هلال
    Çatma, kurban olayım, çehreni ey nazlı hilal!


    قهرمان عرقمه بر كول .. نه بو شدت بو جلال ؟
    Kahraman ırkıma bir gül... ne bu şiddet, bu celâl?
    ، سكا اولمازدوكولن قانلريمز صوكره حلال
    Sana olmaz dökülen kanlarımız sonra helal.
    . حقيدر ، حقه طاپان ، ملتمك استقلال
    Hakkıdır, Hakk'a tapan milletimin istiklal.



    . بن ازلدن بريدر حر ياشادم ، حر ياشارم
    Ben ezelden beridir hür yaşadım, hür yaşarım;
    ! هانكى چیلغین بکا زنجير ووراجقمش ؟ شاشارم
    Hangi çılgın bana zincir vuracakmış? Şaşarım!
    ، كوكره مش سل كبى يم : بنديمى چيكنر، آشارم
    Kükremiş sel gibiyim, bendimi çiğner, aşarım.
    . ييرتارم طاغلرى ، انكينلره صيغمام طاشارم
    Yırtarım dağları, enginlere sığmam, taşarım.



    ، غربك آفاقنى صارمشسه چليك زرهلى ديوار
    Garbın âfâkını sarmışsa çelik zırhlı duvar.
    . بنم ايمان طولى كوكسم كبى سرحدم وار
    Benim iman dolu göğsüm gibi serhaddim var.
    ، اولوسون ، قورقما نصيل بويله بر ايمانى بوغار
    Ulusun, korkma! Nasıl böyle bir imânı boğar,
    مدنيت !" ديديكك تك ديشى قالمش جاناوار ؟"
    'Medeniyyet!' dediğin tek dişi kalmış canavar?



    ، آرقداش ! يورديمه آلچاقلرى اوغراتما صاقين
    Arkadaş, yurduma alçakları uğratma sakın;
    . سپر ايت كووده كى ، طورسون بو حياسزجه آقين
    Siper et gövdeni, dursun bu hayâsızca akın.
    ..طوغاجقدرساكا وعد ايتديكى كونلر حقك
    Doğacaktır sana va'dettiği günler Hakk'ın,
    . كيم بيلير، بلكه يارين ، بلكه ياريندن ده ياقين
    Kim bilir, belki yarın, belki yarından da yakın.



    ! باصديغك يرلرى " طوپراق ! " دييه رك كچمه ، طانى
    Bastığın yerleri 'toprak' diyerek geçme, tanı!
    . دوشون آلتنده كى بيكلرجه كفنسز ياتانى
    Düşün altındaki binlerce kefensiz yatanı.
    : سن شهيد اوغليسين ، اينجيتمه ، يازيقدر، آتاكى
    Sen şehid oğlusun, incitme, yazıktır, atanı.
    . ويرمه ، دنيالرى آلسه ك ده ، بو جنت وطنى
    Verme, dünyâları alsan da bu cennet vatanı.



    كيم بو جنت وطنك اوغرينه اولمازكه فدا ؟
    Kim bu cennet vatanın uğruna olmaz ki feda?
    ! شحدا فيشقيراجق طوپراغى صقسه ك ، شهدا
    Şühedâ fışkıracak toprağı sıksan, şühedâ!
    ، جانى ، جانانى ، بوتون واريمى آلسينده خدا
    Cânı, cânânı, bütün varımı alsın da Hudâ,
    . ايتمسن تك وطنمدن بنى دنياده جدا
    Etmesin tek vatanımdan beni dünyâda cüdâ.



    : روحمك سندن الهى شودر آنجاق املى
    Rûhumun senden İlahî, şudur ancak emeli:
    ،دكمه سين معبديمك كوكسنه نامحرم الى
    Değmesin ma'bedimin göğsüne nâ-mahrem eli!
    ، بو اذانلركه شهادتلرى دينك تملى
    Bu ezanlar-ki şehâdetleri dinin temeli,
    . ابدى يورديمك اوستنده بنم ايكله ملى
    Ebedî yurdumun üstünde benim inlemeli.



    ، او زمان وجد اله بيك سجده ايدر وارسه طاشم
    O zaman vecd ile bin secde eder -varsa- taşım.
    ، هر جريحه مدن الهى ، بوشانوب قانلى ياشم
    Her cerîhamdan, İlâhî, boşanıp kanlı yaşım;
    ! فيشقيرير روح مجرد كبى يردن نعشم
    Fışkırır rûh-ı mücerred gibi yerden na'şım;
    . او زمان يوكسله رك عرشه دكر، بلكه ، باشم
    O zaman yükselerek arşa değer belki başım!



    ! طالغه لان سن ده شفقلر كبى اى شانلى هلال
    Dalgalan sen de şafaklar gibi ey şanlı hilâl!
    . اولسون آرتيق دوكولن قانلريمك هپسى حلال
    Olsun artık dökülen kanlarımın hepsi helâl.
    : ابدياً سكا يوق ، عرقمه يوق اضمحلال
    Ebediyyen sana yok, ırkıma yok izmihlâl;
    ، حقيدر، حر ياشامش ، بايراغمك حريت
    Hakkıdır, hür yaşamış, bayrağımın hürriyet,
    . حقيد حقه طاپان ، ملتمك استقلال
    Hakkıdır, Hakk'a tapan milletimin istiklâl!



    محمد عاكف
    Mehmed Akif

    YanıtlaSil
  8. SAKARYA TÜRKÜSÜ
    İnsan bu, su misali, kıvrım kıvrım akar ya;
    Bir yanda akan benim, öbür yanda Sakarya.
    Su iner yokuşlardan, hep basamak basamak;
    Benimse alın yazım, yokuşlarda susamak.
    Her şey akar, su, tarih, yıldız, insan ve fikir;
    Oluklar çift; birinden nur akar; birinden kir.
    Akışta demetlenmiş, büyük, küçük, kâinat;
    Şu çıkan buluta bak, bu inen suya inat!
    Fakat Sakarya başka, yokuş mu çıkıyor ne,
    Kurşundan bir yük binmiş, köpükten gövdesine;
    Çatlıyor, yırtınıyor yokuşu sökmek için.
    Hey Sakarya, kim demiş suya vurulmaz perçin?
    Rabbim isterse, sular büklüm büklüm burulur,
    Sırtına Sakaryanın, Türk tarihi vurulur.
    Eyvah, eyvah, Sakaryam, sana mı düştü bu yük?
    Bu dâva hor, bu dâva öksüz, bu dâva büyük! ..

    Ne ağır imtihandır, başındaki, Sakarya!
    Binbir başlı kartalı nasıl taşır kanarya?

    İnsandır sanıyordum mukaddes yüke hamal.
    Hamallık ki, sonunda, ne rütbe var, ne de mal,
    Yalnız acı bir lokma, zehirle pişmiş aştan;
    Ve ayrılık, anneden, vatandan, arkadaştan.
    Şimdi dövün Sakarya, dövünmek vakti bu ân;
    Kehkeşanlara kaçmış eski güneşleri an!
    Hani Yunus Emre ki, kıyında geziyordu;
    Hani ardına çil çil kubbeler serpen ordu?
    Nerede kardeşlerin, cömert Nil, yeşil Tuna;
    Giden şanlı akıncı, ne gün döner yurduna?
    Mermerlerin nabzında hâlâ çarpar mı tekbir?
    Bulur mu deli rüzgâr o sedayı: Allah bir!
    Bütün bunlar sendedir, bu girift bilmeceler;
    Sakarya, kandillere katran döktü geceler.

    Vicdan azabına eş, kayna kayna Sakarya,
    Öz yurdunda garipsin, öz vatanında parya!

    İnsan üç beş damla kan, ırmak üç beş damla su;
    Bir hayata çattık ki, hayata kurmuş pusu.
    Geldi ölümlü yalan, gitti ölümsüz gerçek;
    Siz, hayat süren leşler, sizi kim diriltecek?
    Kafdağını assalar, belki çeker de bir kıl!
    Bu ifritten sualin, kılını çekmez akıl!
    Sakarya, sâf çocuğu, mâsum Anadolunun,
    Divanesi ikimiz kaldık Allah yolunun!
    Sen ve ben, gözyaşiyle ıslanmış hamurdanız;
    Rengimize baksınlar, kandan ve çamurdanız!
    Akrebin kıskacında yoğurmuş bizi kader;
    Aldırma, böyle gelmiş, bu dünya böyle gider!
    Bana kefendir yatak, sana tabuttur havuz;
    Sen kıvrıl, ben gideyim, Son Peygamber Kılavuz!

    Yol onun, varlık onun, gerisi hep angarya;
    Yüzüstü çok süründün, ayağa kalk, Sakarya! ..

    (1949) NECİP FAZIL KISAKÜREK

    YanıtlaSil
  9. ERBA'İN-İ İDRİSİYYE - İDRİS (ALEYHİSSELAM)' A İNDİRİLEN 40 İSM-İ ŞERİF

    Sûfıyye ve meşâyıh hazarâtının beyanları veçhile; Allâh-u Te'âlâ, İdris (Aleyhisselâm)' a kırk ism-i şerîf öğretmiştir. Fakat bu ism-i şerifler kendilerine şerh yazan Ebu’n-Necîb es-Sühreverdî Hazretleri’ne nispet edilmeleriyle meşhur olmuşlardır.

    Bunlardan her biriyle yapılan duaya icâbet çok çabuk olacağından her biri İsm-i Azam kabul edilmiş, mecmûuna (hepsine) ise "Esmâ-i 'Izâm (En Büyük İsimler)" adı verilmiştir. Bu ism-i şerifler ulemâ, evliyâ ve kutuplar nezdinde sürat-i tesirle meşhur olmuştur. Evliyâullâhtan birçoğu en yüksek makamlara sadece bu isimlerin bereketiyle vâsıl olmuşlardır.

    Bu isimleri zikretmekle meşgul olanların üzerinde bu isimlerin bereketi süratle zâhir (çabucak belirgin) olur. Ancak bunun şartı takvâya riâyet ve hâlis niyettir. Allâh-u Te'âlâ bu isimleri İdris (Aleyhisselâm)' a indirmiş, bunların bereketiyle kavmine karşı ona yardım etmiş, onu onların yanlış işlerinden kurtarmış, onlar da ona iman ve ittibâ ederek felah bulmuşlardır.

    Sonra İdris (Aleyhisselâm) göklere kaldırılınca Allâh-u Te'âlâ bu ism-i şerifleri onun ümmetinde bırakmış, onlar da bu ism-i şerifleri okuyup istifâdeye devam etmişlerdir.

    Birbirinden tevârüs yoluyla bu isimler Isâ (Aleyhisselâm)' a intikal etmiştir. O da bu ism-i şeriflerle ölüleri diriltmiş, körü ve alacalıyı iyileştirmiş ve bir nice mûcize izhâr etmiştir. On iki bin Yahudi kendisini öldürmek için bulunduğu yeri kuşattıklarında Allâh-u Te'âlâ bu isimler bereketiyle onu göklere kaldırmıştır. Böylece İsâ (Aleyhisselâm)' ın göğe kaldırılışından sonra Rasûlüllâh (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem) gönderilinceye kadar dünya bu isimlerden hâli (boş) kalmıştır. Rasûlüllâh (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem) ba’s olunup (gönderilip) gazâlar başlayınca Hendek Muharebesi’nde Rasûlüllâh (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem) büyük sıkıntıya düşmüş, o zaman Allâh-u Te'âlâ bu ism-i şerifleri Habîbi (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem)etekrar inzal buyurmuş ve kendisine bu ism-i şeriflerle gizlice dua etmesini emir buyur-muştur. Rasûlüllâh (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem) de bu ism-i şerifleri okumuş, Allâh-u Te'âlâ bu ism-i şerifler hürmetine kendisini ve eshâbını kâfirlere gâlip kılmıştır. Bu ism-i şeriflerin faydası çok umûmî olup insanların birçoğu bununla terakkiler kazanmışlar, bu isimler hürmetine birçok kerâmetlere nâil olmuşlardır. Bu isimler evliyânın silahıdır. Rasûlüllah (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem) bu İsimleri amcasının oğlu Ali ibni Ebî Tâlib (Radıyallâhu Anh)' a öğretmiş, o da bu isimleri Hasen-i Basrî (Radıyallâhu Anh)' a tâlim etmiş, sonra insanlar bu isimleri birbirinden alarak bu isimler bize kadar vâsıl olmuştur

    YanıtlaSil
  10. (ulaşmıştır).

    Ancak bu isimleri öğrenenlerin câhillerden, çoluk çocuktan ve bidatçılardan bunları koruması, dînine, diyânetine (takvaya riayetine) ve sıyânetine (muhafazakârlığına) güvenmediği kimselere bu isimleri açıklamaması lazımdır. Bu isimleri okuyacak kimseler ilk önce niyet ve itikat (bunların tesirine karşı inanç) larını güzel yapmalıdırlar. Zira hadîs-i şerifte:

    "Ameller niyetlere göredir, herkes için niyet ettiği şey vardır” buyrulmuştur. (Buhârî, Bedii’l-vahy: 1, no:l, 1/3). İnsan ihlaslı bir niyetle bu isimlerden birini zikretse ânında kabul görür, lâkin ilk başta en az yüz kere tevbe, istiğfar ve salevât-ı şerife okumalıdır. Allâh-u Te'âlâ güzel amel işleyenlerin ecrini zâyi etmeyecektir.

    Olmuş ve olacak şeyler hakkında kalem kurumuştur. Lâkin Allâh-u Te'âlâ senin hakkında bir iş murâd ederse, seni o işe dua etmen için harekete geçirir. Hakikatte muharrik olan Fâ'ıl-i Muhtar (dilediğini yapmakta serbest olan ve istediği için dilediğini harekete geçiren) ancak Allâh-u Te'âlâ’dır. Fakat sen bu zikirlerle meşgul olup da kabul eseri görmezsen, sakın Rabbin hakkında sû-i zanda (kötü düşünme). Çünkü O sana Kendi murad ettiği zamanda icâbeti tazmin etmiş (kabul sözü vermiş)tir, senin istediğin zaman değil. İcâbet kaçınılmazdır lâkin ilm-i ezelîde bunların vakti saati vardır.

    Allâh-u Te'âlâ bazen istenilenin aynı ile icâbet buyurur, bazen de farklı bir yolla icâbet (duayı kabul) buyurur. Çünkü Allâh-u Te'âlâ bütün gaybları hakkıyla bilen Allâmu’l ğuyûbtur, O senin kârını senden iyi bilir. (Allâme Şeyh Muhammed et-Tûnusî, er-Ravzatü’s-sündüsiyye fı’l- esmâi ’l-İdrîsiyyeti ’s-Sühreverdiyye, sh: 2-5).

    Sûfiyye ulemâsının birçoğu bu ism-i şerif¬lerin başında okunan ism-i şerifin, sonunda da zikredilmesi iktizâ ettiğini (gerektiğini) açıklamışlardır ki, en doğru görüş budur. Biz de inşaAllâh buna riâyet edeceğiz.

    Şu bilinsin ki; kitabın sonunda 41. ism-i şerifin zikredilmiş olması Esmâ-i İdrîsiyye’nin "Erba'în (40)” olmasıyla çelişmez, zira şerhlerde zikredilen 41. ism-i şerif "Ey benim mededim!” anlamında olduğu için tüm ism-i şeriflerin yerine kullanılabilecek mâhiyettedir ama Allâh-u Te'âlâ’nın Zâtına mahsus (özel) isimlerinden sayılacak manada değildir.

    YanıtlaSil
  11. ESMAİ İDRİSİYE 40 ERBAİN 40 İSİM

    KIRK ESMA 40 ERBAİN DUASI;

    Allahümme inni es'elüke bi hakkı hazihil esma-i şeriyfeti ve şereha ve kerematihi en tusalliye ala seyyidina muhammedin ve ala ali seyyidina muhammedin ve es'eluke imanen ve emanen min ukabiddünya vel ahireti veen tahbise anni ebsarezzalemeti vel müridine bissue veen-tasrife kulubehüm an şerri ma yudmirunehü ila hayri ma la yemlikühü gayrüke allahümme hezedduai minni ve minkel icabetü ve hazel cehdü minni ve aleykel tüklanü vela havle vela kuvvete illa billahil aliyyül azimi ve sallallahü ala hayri halkıhi mühammedin ve alihi't tayyibinet tahirine ecmain birahmetike ya erhamer rahimi ya hayyum ya kayyum ya rab.

    Bu Dua ve Esmalar: İdris Peygamber A.S Tarafından hazırlanılmıştır. Ve bu sebeble esmai idrisiyye
    diye adlandırılmıştır.

    Hz. İdris peygamber ibrani veya suryani lisani üzere okumuş olduğu bu 40 isim 40 duadır.
    bu dualarla Allah'ı teala'ya dua etmiş ve kabul olunmuştur.

    Ebul Mekarim Fahreddin hazretleri bu duaları farsçaya çevirmistir. Hazreti İdris Aleyhisselam doğumu Mısır- Kahire'de Menef dedikleri yerde olmuştur.Annesi Büzüre Babası Büzr ismiyle anılmaktadır. Babası hz. Adem (a.s)ın beşinci karından gelen evlatlarındandır. 1. Hazreti Ademin oğlu Şit (A.S.) dır 2. Şit (A.S.) Oğlu Kaynan' dır. 3.Kaynan'ın oğlu Mehlail'dir. 4. Mehlail'in oğlu Büzr'dür. 5. Büzr'ün oğlu Uhnun'dur. ki İdris (A.S.) dır.

    YanıtlaSil
  12. BİRİNCİ İSİM DUA : Sübhaneke lâilahe illâ ente ya rabbi külli şey'in ve varisühü.

    İKİNCİ İSİM DUA : Yâ İlahel aliheter-refii celalühü.

    ÜÇÜNCÜ İSİM DUA : Yâ Allah'ül mahmudü fi külli fialihi.

    DÖRDÜNCÜ İSİM DUA : Yâ Rahmane külli şey'in ve rahimehü.

    BEŞİNCİ İSİM DUA : Yâ Hayyü hine la hayye fi deymumiyyeti mülkihi ve bekaihi.

    ALTINCI İSİM DUA : Yâ Kayyumu fela yefütü şey'ün min ilmihi vela yeudühü.

    YEDİNCİ İSİM DUA : Yâ Vahidül baki evvelü külli şey'in ve ahirühü.

    SEKİZİNCİ İSİM DUA : Yâ Daimü bila fenain vela zevale limülkihi ve bekaihi.

    DOKUZUNCU İSİM DUA : Yâ Samedü min gayri şibhin fela şey'e kemislihi.

    ONUNCU İSİM DUA : Yâ Bari'e fela şey'e küfvün yüdanihi vela imkane livasfihi.

    ONBİRİNCİ İSİM DUA : Yâ Kebiyrü entellahüllezi la tehtedi'l ukulü livasfi azameti.

    ONİKİNCİ İSİM DUA : Yâ Bari'ennüfuse bila misalin hala min gayrihi.

    ONÜÇÜNCÜ İSİM DUA : Yâ Zekiyyü't tahirü min külli afetin likudsihi.

    ONDÖRDÜNCÜ İSİM DUA : Yâ Kafi el müvessı'î lima halaka min ata ya fazlıhi.

    ONBEŞİNCİ İSİM DUA : Yâ Nekıyyen min külli cevrin lem yerdahü velem yuhalıthü fialehü.

    ONALTINCI İSİM DUA: Yâ Hannanü entellezi vesiat külle şey'in rahmeten ve ilmen.

    ONYEDİNCİ İSİM DUA : Yâ Mennanü zül ihsani kad amme külle'l halaıkı mennehü.

    ONSEKİZİNCİ İSİM DUA : Yâ Deyyane'l ibadi küllün yekumü hadia,lirehbetihi ve rağbetihi.

    ONDOKUZUNCU İSİM DUA : Yâ Halika men fissemavati velardı ve küllün ileyhi mea'dühü.

    YanıtlaSil

  13. YİRMİNCİ İSİM DUA : Yâ Rahîme külle sarihin ve mekrubin ve gayesehü ve mea'zehü.

    YİRMİBİRİNCİ İSİM DUA : Yâ Tamme fela tesifü'l elsünü külle künhi celâlihi.

    YİRMİİKİNCİ İSİM DUA : Yâ Mübdiâl bedâ'i lem yebgı fî inşaiha avnen min halkıhi.

    YİRMİÜÇÜNCÜ İSİM DUA : Yâ Allâmel guyubü fela yefütü şey'in min hıfzıhi vela yeudühü.

    YİRMİDÖRDÜNCÜ İSİM DUA : Yâ Halimen zel-enati fela yuadilühü şey'ün min halkıhi.

    YİRMİBEŞİNCİ İSİM DUA : Yâ Muidü ma efnahü izabereza'l halaiki lidavetihi min mekafetihi.

    YİRMİALTINCI İSİM DUA : Yâ Hamidü'l fealü zelcemni velmenni ala cemî'ı halkıhî bilutfihi.

    YİRMİYEDİNCİ İSİM DUA : Yâ Azizü'l menîü-l galibe âlâ cemî'ı emrihi fela şeye yuadülihü.

    YİRMİSEKİZİNCİ İSİM DUA : Yâ Kahirü zü'l batşişşedîdî entellezi lâ yutaku intikamühü.

    YİRMİDOKUZUNCU İSİM DUA : Yâ Garîbe'l müteali fevka külli şey'in ulüvvü irtifâ'ıhî.

    OTUZUNCU İSİM DUA : Yâ Müzillü külli cebbarin anîdin bi kahri azizi sultanihi.

    OTUZBİRİNCİ İSİM DUA : Yâ Nure külli şey'in ve hüdahü entellezi felaka-zzulumati nurühü.

    OTUZİKİNCİ İSİM DUA : Yâ Âliyeşşamihi fevka külli şey'in ulüvvü irtifa'ihi.

    YanıtlaSil

  14. OTUZİKİNCİ İSİM DUA : Yâ Âliyeşşamihi fevka külli şey'in ulüvvü irtifa'ihi.

    OTUZÜÇÜNCÜ İSİM DUA : Yâ Kuddusü-t tahirü min külli suin fela şey'e yüazühü min halkıhi.

    OTUZDÖRDÜNCÜ İSİM DUA : Yâ Mubdîe'l beraya ve muÎde ma ba'de fenaıha bikudretihi.

    OTUZBEŞİNCİ İSİM DUA : Yâ Celilü'l mütekebbiri âlâ külli şey'in vel adlü emrühü vessıdku
    va'dühü.
    OTUZALTINCI İSİM DUA : Yâ Mahmudü felâ teblugul evhamü külli künhi senaihi ve mecdihi.

    OTUZYEDİNCİ İSİM DUA : Yâ Kerimel afiv zel adli entellezi melâe şey'in adlehü.

    OTUZSEKİZİNCİ İSİM DUA : Yâ Azîme zessenail fahiri vel izzi vel mecdi vel kibriyai felâ
    yezille izzühü.

    OTUZDOKUZUNCU İSİM DUA : Yâ Karibe'l mücibül,mudani dune külli şey'in kurbehü.

    KIRKINCI İSİM DUA : Yâ Acibessenayiı felâ tentıkul elsünü bikülli elâihi ve senâihî ve
    yagıyasî inde külli kürbetin ve mücibi ınde külli dâvetin ve meazi ınde külli şiddetin
    ve recaî hîne tengatiu hîletî.

    YanıtlaSil

  15. OTUZİKİNCİ İSİM DUA : Yâ Âliyeşşamihi fevka külli şey'in ulüvvü irtifa'ihi.

    OTUZÜÇÜNCÜ İSİM DUA : Yâ Kuddusü-t tahirü min külli suin fela şey'e yüazühü min halkıhi.

    OTUZDÖRDÜNCÜ İSİM DUA : Yâ Mubdîe'l beraya ve muÎde ma ba'de fenaıha bikudretihi.

    OTUZBEŞİNCİ İSİM DUA : Yâ Celilü'l mütekebbiri âlâ külli şey'in vel adlü emrühü vessıdku
    va'dühü.
    OTUZALTINCI İSİM DUA : Yâ Mahmudü felâ teblugul evhamü külli künhi senaihi ve mecdihi.

    OTUZYEDİNCİ İSİM DUA : Yâ Kerimel afiv zel adli entellezi melâe şey'in adlehü.

    OTUZSEKİZİNCİ İSİM DUA : Yâ Azîme zessenail fahiri vel izzi vel mecdi vel kibriyai felâ
    yezille izzühü.

    OTUZDOKUZUNCU İSİM DUA : Yâ Karibe'l mücibül,mudani dune külli şey'in kurbehü.

    KIRKINCI İSİM DUA : Yâ Acibessenayiı felâ tentıkul elsünü bikülli elâihi ve senâihî ve
    yagıyasî inde külli kürbetin ve mücibi ınde külli dâvetin ve meazi ınde külli şiddetin
    ve recaî hîne tengatiu hîletî.

    YanıtlaSil

  16. YİRMİNCİ İSİM DUA : Yâ Rahîme külle sarihin ve mekrubin ve gayesehü ve mea'zehü.

    YİRMİBİRİNCİ İSİM DUA : Yâ Tamme fela tesifü'l elsünü külle künhi celâlihi.

    YİRMİİKİNCİ İSİM DUA : Yâ Mübdiâl bedâ'i lem yebgı fî inşaiha avnen min halkıhi.

    YİRMİÜÇÜNCÜ İSİM DUA : Yâ Allâmel guyubü fela yefütü şey'in min hıfzıhi vela yeudühü.

    YİRMİDÖRDÜNCÜ İSİM DUA : Yâ Halimen zel-enati fela yuadilühü şey'ün min halkıhi.

    YİRMİBEŞİNCİ İSİM DUA : Yâ Muidü ma efnahü izabereza'l halaiki lidavetihi min mekafetihi.

    YİRMİALTINCI İSİM DUA : Yâ Hamidü'l fealü zelcemni velmenni ala cemî'ı halkıhî bilutfihi.

    YİRMİYEDİNCİ İSİM DUA : Yâ Azizü'l menîü-l galibe âlâ cemî'ı emrihi fela şeye yuadülihü.

    YİRMİSEKİZİNCİ İSİM DUA : Yâ Kahirü zü'l batşişşedîdî entellezi lâ yutaku intikamühü.

    YİRMİDOKUZUNCU İSİM DUA : Yâ Garîbe'l müteali fevka külli şey'in ulüvvü irtifâ'ıhî.

    OTUZUNCU İSİM DUA : Yâ Müzillü külli cebbarin anîdin bi kahri azizi sultanihi.

    OTUZBİRİNCİ İSİM DUA : Yâ Nure külli şey'in ve hüdahü entellezi felaka-zzulumati nurühü.

    OTUZİKİNCİ İSİM DUA : Yâ Âliyeşşamihi fevka külli şey'in ulüvvü irtifa'ihi.

    YanıtlaSil
  17. Hidayet üzere olmak en büyük nimettir.
    Bir adam hasta ama hidayet üzere olması sağlıklı ama hidayet üzere olmamasından daha büyük nimet içindedir.
    Mahmud Esad Coşan
    Akra fm.
    Başmakaleler

    YanıtlaSil
  18. Bilmekten,öğrenmekten hiçbir zaman zarar gelmez.Bilakis ummadığın yerde faydasını görürsün.
    1 Eylül 1960.
    Yassıada'dan Mektup var.
    Tevfik İleri'den Eşi Vasfiyeye Mektuplar.sy.109.

    YanıtlaSil
  19. Nitekim Abdullah ibn Mes'ud, Hz Ömer vefat ettiği zaman "ilmin onda dokuzu gitti"demişti.Bu sözü duyanlar,"içimizde büyük sahabeler varken nasıl böyle söylersiniz " diyerek tepki göstermişlerdi.Bunun üzerine Abdullah," Ben fıkıh ve ahkâm ilmini kastetmiyorum, marifetullahı ve adaleti kastediyorum " demişti.
    Din ve Sosyal Hayat.
    Doç. Dr.Fikret Karaman.
    sy.78.

    YanıtlaSil


  20. MÂRİFET

    (المعرفة)

    Allah ve O’nun sıfatları, fiilleri, isimleri ve tecellileri hakkında mânevî tecrübeyle doğrudan elde edilen bilgi anlamında bir tasavvuf terimi.

    Sözlükte masdar olarak “bilmek, tanımak, ikrar etmek”, isim olarak “bilgi” anlamına gelen ma‘rifet (irfân) kelimesi ilimle eş anlamlı gibi kullanılmakla birlikte aralarında bazı farklar vardır. İlim tümel ve genel nitelikteki bilgileri, mârifet tikel, özel ve ayrıntılı bilgileri ifade eder. İlmin karşıtı cehil, mârifetin karşıtı inkârdır. Bu sebeple ilim kelimesi her zaman mârifetin yerini tutamaz.

    İlk dönemlerden itibaren sûfîler, sûfî olmayan âlimlerin ulaştıkları bilgilerden farklı ve kendilerine has bir bilgiye sahip olduklarına inanmışlar, bu bilgiyi mârifet, irfan, yakīn gibi yine kendilerine has terimlerle ifade edip bunun için bazan ilim kelimesini de kullanmışlardır. Ancak ilim terimini mârifet anlamında kullandıklarında bunu tasavvufî terminolojiye ait bazı sıfatlarla niteleyerek “ledün ilmi, bâtın ilmi, esrar ilmi, hal ilmi, makam ilmi, fenâ-bekā ilmi, mükâşefe ve müşâhede ilmi” gibi tabirler oluşturmuşlar, bu tabirlerle mârifet dedikleri ilâhî esrar ve hakikatlere, nefsin niteliklerine, varlıkların durumuna ve gayb niteliğindeki bazı hususlara ilişkin bilgiyi kastetmişlerdir. Mârifetin mukaddimesinin ilim, ilimsiz mârifetin muhal, mârifetsiz ilmin vebal olduğuna inanan sûfîler mârifetin ledünnî bir ilim sayıldığı görüşündedir. Onlara göre bu ilimde vehmin tesiri bulunmadığından ismet (mâsumiyet, saflık) vardır; diğer ilimler ise vehmin etkisi altında oldukları için saf ve mâsum değildir.

    Sûfîler, sülûk ile ve yaşanarak öğrenilen bu bilgilerin aynı konularda aklî istidlâl ve kıyaslarla yahut belli metinleri okumakla elde edilen bilgilerden daha üstün olduğuna inanırlar. Nitekim

    YanıtlaSil
  21. 
    cilt: 28; sayfa: 55
    [MÂRİFET - Süleyman Uludağ]

    Cüneyd-i Bağdâdî, “Mavi gök kubbesinin altında bizim ilmimizden daha şerefli bir ilim olsaydı gider onu öğrenirdim” demiş (Serrâc, s. 239), Ruveym b. Ahmed de ilk farzın mârifet tahsil etmek olduğunu, mârifet sahibinin (ârif) mevlâsının tecellilerini temaşa ettiğini söylemiştir (Kuşeyrî, s. 604). Onlara göre akıl ve naklin alanı dışında kalan hususlarda vasıtasız olarak elde edilen mârifet akıl ve nakil yoluyla elde edilen bilgiden daha değerli ve daha güvenilirdir. Böyle bir bilgiyle Allah’ı tanımaya “mârifetullah” (el-ilm bi’llâh), bu yolla Allah’ı bilen ve tanıyanlara da “ehl-i ma‘rifet, ârif, ârif billâh, ehl-i irfân, âlim billâh” denir.

    “Ben cinleri ve insanları ancak bana ibadet etmeleri için yarattım” (ez-Zâriyât 51/56) meâlindeki âyette geçen “ibadet etsinler” ifadesini sûfîler “beni tanısınlar” şeklinde yorumlamışlardır. Çünkü ibadet ibadet edilenin bilinmesine (mârifet) bağlıdır. Bilinmeyene ibadet edilmez, dolayısıyla mârifetsiz ibadetin bir anlamı yoktur. Sûfîlere göre, “Allah’ın, kalbini İslâm’a açtığı bir kimse rabbinden bir nur üzere değil mi?” (ez-Zümer 39/22); “Ey iman edenler! Eğer takvâ üzerinde olursanız O size bir furkan verir” (el-Enfâl 8/29) meâlindeki âyetlerde geçen “nur” ve “furkan” kelimeleri de mârifete işaret etmektedir. Sûfîlerin kutsî hadis olarak kabul ettikleri, “Ben bir gizli hazine idim, tanınmaya muhabbet ettim ve âlemi tanınmak için yarattım” ifadesi onlara göre âlemin yaratılış gayesinin muhabbet ve mârifetullah olduğunu göstermektedir. Bu sebeple bütün varlıkların fıtratında mârifet arzusu vardır.

    YanıtlaSil

  22. Mutasavvıflara göre mârifet “kalbin Allah’la olan hayatı”, “Allah’ı sıfat ve isimleriyle tanıyanın niteliği”, “birbirini izleyen nurlarla Hakk’ın kalplere doğması”, “ilâhî bir na‘t / vasıf” (Serrâc, s. 56; Kelâbâzî, s. 63; Kuşeyrî, s. 601), “kalbe atılan bir nurla iç aydınlığa kavuşma hali”, “kalp gözüyle ilâhî gerçekleri görmek”tir. Bu tarifler söz konusu bilginin mahiyetini tanıtmaktan ziyade kaynağı, elde ediliş yolu ve biçimi, gerçekleşme şartları, güvenilirliği, çeşitleri, etkileri ve sonuçları gibi hususlarla ilgili olup bunların her biri mârifetin ayrı bir yönüne vurgu yapması bakımından önemlidir. Tarifler üzerinde düşünerek mârifet hakkında genel bir kanaat sahibi olmak mümkünse de bunun özüne nüfuz etmek sülûke ve mânevî tecrübeye bağlıdır. Tanınan, ama sözle tanıtılamayan bir bilgi, bir duygu ve bir aydınlanma hali olan mârifetin yakīn, zevk, vecd, fenâ, huzur gibi tasavvufî hallerle de yakın ilişkisi vardır. Mârifet konusundaki tariflerin yetersiz kalması ve bu yolda ilerleyen sûfîlerin gittikçe Hak’la ilgili bilinmezliklerin arttığını görmeleri onları, “Mârifet Hakk’ın bilinmeyeceğini bilmektir” deme noktasına ulaştırmıştır.

    Mârifet Allah, insan ve âlemle ilgili kapsamlı bir bilgi olmakla beraber tasavvufta esas olan “mârifetullah” denen özel bilgidir. Âlem ve nefis hakkındaki mârifet ise Allah’ı tanımanın aracı olması bakımından değerlidir. Bu sebeple mârifetullah “Allah’ın zâtı, sıfatları, fiilleri ve isimleri hakkındaki bilgi” şeklinde tanımlanmıştır. Fakat Allah’ı bu şekilde tanımak da insanın kendini tanımasına (ma‘rifetü’n-nefs) bağlıdır. Nefsini bilen kimsenin rabbini bileceğini belirten hadis de (Süyûtî, el-Ĥâvî, II, 451-455; ed-Dürerü’l-münteŝire, s. 185) bunu anlatmaktadır. Ebû Saîd el-Harrâz aynı kavramı, “Nefsini bilmeyen rabbini bilemez” şeklinde ifade etmiştir. İnsanın nefsini bilmesi rabbini bilmesinin başlangıcı, rabbini bilmesi nefsini bilmesinin neticesidir; yani insan nefsinin sıfatlarında ârif olmadıkça rabbinin sıfatlarını idrak edemez.

    YanıtlaSil

  23. Tasavvufî anlamıyla ilk defa mârifetten bahseden Zünnûn el-Mısrî’ye göre esasen Allah’ı tam olarak bilmek ve tanımak mümkün değildir. Bu sebeple Allah’ın zâtı hakkında tefekküre dalmak cehalettir. Mârifetin hakikati de hayretten ibarettir (Câmî, s. 29). Bâyezîd-i Bistâmî de Allah’ın zâtı hakkındaki mârifet iddiasını cehalet olarak nitelemiş ve, “Mârifetin hakikatine dair olan bilgi de hayrettir” demiştir (Sülemî, s. 74). Böylece Allah’ı tanımayı gaye edinen sûfîler en sonunda insan oğlunun O’nu tanımaktan âciz olduğu kanaatine varmışlardır. Ebû Saîd el-A‘râbî, Allah hakkındaki mârifetin insanın bu konuda bilgisizliğini itiraf etmesinden ibaret olduğunu söylemiş, Sehl b. Abdullah et-Tüsterî de, “Mârifet insanın Hak konusunda câhil olduğunu bilmesidir” demiştir (a.g.e., s. 230, 428). Mutasavvıflar Hz. Ebû Bekir’e atfettikleri, “Allah hakkında mârifet sahibi olmanın biricik yolu insanın O’nun hakkında mârifet sahibi olmaktan âciz olduğunu idrak etmesidir” sözünü (Serrâc, s. 57) bu konudaki düşüncelerinin temeli haline getirmişlerdir. Cüneyd-i Bağdâdî bu hususu, “Allah’tan başka Allah’ı tanıyan yoktur” cümlesiyle ifade etmiştir. Mutasavvıflar, “Onlar Allah’ı takdir edemediler” meâlindeki âyeti (el-En‘âm 6/91), “O’nu tam olarak tanıyamadılar” şeklinde anlamışlardır.

    YanıtlaSil

  24. Genellikle mârifet dille anlatılan ve öğretilen bir şey olmaktan çok susarak anlaşılan ve öğrenilen bir şeydir. Bundan dolayı Zünnûn el-Mısrî’nin, tasavvuf yoluna girmek isteyenlerin mârifet ehlinin yanında sükût etmelerini ve mârifet iddiasında bulunmamalarını tavsiye ettiği kaydedilmektedir (Sülemî, s. 26). Önemli olan sadece dilin değil nefsin ve zihnin de susması, Hak’tan başkasıyla meşgul olmamasıdır. Sükût tefekkürü temin ettiği ölçüde mârifet tahsil etmenin aracıdır.

    Gazzâlî mârifeti, “Allah’ın kulunun kalbine attığı bir nurla kulun daha önce isimlerini bildiği şeyleri açık seçik görmesi” şeklinde tanımlamıştır (İĥyâǿ, I, 26-27). Buna göre mârifet sırf bir lutuf olarak Allah’ın kuluna verdiği bir ışıktır. Hz. Ali’nin, “Allah’ı Allah’la, O’ndan başkasını da O’nun nuru ile tanıdım” sözünün anlamı budur (Hücvîrî, s. 344). Allah kendisini kime tanıtırsa O’nu ancak o tanır (Kelâbâzî, s. 63). Cüneyd-i Bağdâdî tarife (tanıtma) ve taarrufa (tanınma) dayanan iki mârifetten bahseder. Taarruf Allah’ın kendisini, kendisiyle ilişkisi açısından da eşyayı kuluna tanıtması, tarif ise dış dünya (âfâk) ve iç dünya da (enfüs) kudretinin eserlerini ona göstermesidir (Fussılet 41/53). İlki havassın, ikincisi avamın mârifetidir. Taarruf Allah’ın lutfuyla O’nu doğrudan tanıma, tarif dolaylı olarak Hakk’ın kendisini kuluna tanıtmasıdır.

    Sûfîlere göre Allah kullarına, “Ben sizin rabbiniz değil miyim?” (el-A‘râf 7/172) şeklinde soru sorarak kendisini onlara ezelde tanıtmıştır. Bu anlamda mârifet ezelîdir. Dünyaya gelen insanlardan bir kısmı bu mârifeti itiraf, bir kısmı inkâr eder. Bundan dolayı Hakk’a dair mârifetin zaruri olduğunu ileri sürenler de olmuştur (Kelâbâzî, s. 65; Hücvîrî, s. 348).

    YanıtlaSil

  25. Hak vergisi olan mârifetin artma ve eksilme kabul edip etmeyeceği tartışılmış, genellikle mârifetin açıklık ve kesinlik derecesini ifade eden yakīnin duruma göre artacağı veya eksileceği kabul edilmiştir (Hücvîrî, s. 348). Mârifetin en mükemmel şeklinde rivayet yoluyla bilinen dinî hususların hakikatleri kula zahmetsiz ve külfetsiz olarak gözle görülür gibi açık bir şekilde bildirilir. Bu bilginin elde edilmesinde kulun amelinin ve zâhir ilimlerine sahip olmasının hiçbir tesiri yoktur; doğrudan Hak’tan gelip bunda vehim, akıl ve düşüncenin dahli olmadığından nuru gayet parlaktır. Gazzâlî’nin hakiki mârifet ve yakīni müşâhede dediği, sıddîk ve mukarrebûn denilen yüksek seviyedeki dindarların mârifeti de budur (İĥyâǿ, I, 27;

    YanıtlaSil

  26. cilt: 28; sayfa: 56
    [MÂRİFET - Süleyman Uludağ]

    III, 11, 15). Fakat herkesin mârifeti aynı seviyede olmadığından mârifetin çeşitli derecelerinden bahsedilmiştir. Hücvîrî Allah hakkındaki mârifetin biri ilmî, diğeri hâlî olmak üzere iki türünden söz eder. İlmî mârifet her şeyin temelidir. Çünkü cinler ve insanlar sırf Allah’ı tanımak için yaratılmıştır (ez-Zâriyât 51/56). Sûfîler, ilmî mârifet yanında “kulun Allah’a karşı tutum ve duruşunun sağlıklı olması” anlamında ikinci bir mârifetten bahsetmişler, bunun ilmî mârifetten daha faziletli olduğunu, zira sağlıklı bir halin daima sağlıklı bir ilmi gerektirmekle beraber sağlıklı bir ilmin her zaman sağlıklı bir hali içermediğini söylemişlerdir (Keşfü’l-maĥcûb, s. 342; Serrâc, s. 64).

    Abdurrahman-ı Câmî’ye göre mârifetin dört mertebesi vardır. Sâlik birinci mertebede baktığı her şeyi Hak’la bağlantılı olarak görür; ikinci mertebede gördüğü her eserin Hakk’ın hangi sıfatıyla ilişkili olduğunu bilir; üçüncü mertebede Hakk’ın sıfatlarla tecelli etmesinin hikmetini kavrar; dördüncü mertebede ilâhî ilmi kendi mârifeti şeklinde algılar. Sâlik Hakk’a ne kadar yaklaşırsa mârifeti o kadar artar (Nefeĥât, s. 5). Sûfîler mârifetin her zaman kerâmetten daha faziletli olduğunu, abdestin bozulmasıyla kerâmetin zâil olacağını, bunun için daima abdestli bulunmak gerektiğini, buna karşılık gusle ihtiyaç halinde bile mârifetin âriften ayrılmadığını, çünkü kerâmetin amel, mârifetin Hakk’ın lutuf ve inayeti olduğunu söylemişlerdir.

    YanıtlaSil
  27. ûfîlerin, doğrudan Allah tarafından bahşedilen mârifetin nakil ve akıl yoluyla edinilen dinî bilgilerden daha üstün olduğunu söylemeleri bu bilgilerin önemsenmediği şeklinde anlaşılmaya müsaittir. Bunun farkında olan sûfîler mârifetin nakil ve akıl yoluyla elde edilen bilgileri geçersiz kılmadığını ve onların değerini azaltmadığını ifade etmiş, aksine mârifetin sağlıklı ve geçerli olması için Kur’an’a ve hadise aykırı düşmemesini şart koşmuşlardır. Zünnûn el-Mısrî mârifet nurunun takvâ nurunu söndürmemesi, zâhirî ilme aykırı düşen bâtınî bir ilimden söz edilmemesi ve ilâhî lutufların Allah’ın mahremiyet perdelerini yırtmaya sebep olmaması gerektiğini söylemiştir. Ebû Saîd el-Harrâz, zâhirî ve şer‘î hükümlere aykırı düşen bütün bâtınî bilgileri ilke olarak geçersiz saymış, Ebû Süleyman ed-Dârânî mârifetin sağlıklı olduğuna Kur’an ve hadisin şahitlik etmesini şart koşmuş, Cüneyd-i Bağdâdî sadece Kur’an ve Sünnet çerçevesindeki mârifetin geçerli olduğunu vurgulamıştır (Kuşeyrî, s. 86, 107, 129, 608). Buna rağmen İslâm’dan önce mevcut olan gnostisizm (irfâniyye) akımı hıristiyan ilâhiyyâtı için olduğu gibi İslâm için de tehlike oluşturmuştur. Gnostikler gibi, ilâhî sır ve hakikatlerin sülûk ve riyâzet neticesinde hâsıl olan ilhamla bilineceğini, bu yolla elde edilen bilgilerin naslarda verilen bilgilerden üstün olduğunu, hatta irfan sahibi âriflerden ibadet etme yükümlülüğünün düşeceğini savunan görüşlere müslüman toplumlarında da rastlanmıştır. “Sana yakīn gelinceye kadar rabbine ibadet et” meâlindeki âyeti (el-Hicr 15/99) bu yönde yorumlayanlar vardır (Gazzâlî, İĥyâǿ, III, 393). Hücvîrî, “ehl-i ilhâm” ve “ilhâmiyye” dediği bu akımın mensuplarını eleştirerek tasavvuftaki mârifet ve irfanın bu akımla ilgisi bulunmadığını, zira mârifetin hidayetten kaynaklanan şer‘î ve nebevî bir bilgi olduğunu belirtmiştir (Keşfü’l-maĥcûb, s. 347). Muhammed b. Hüseyin es-Sülemî, Abdülkerîm b. Hevâzin el-Kuşeyrî ve Gazzâlî gibi sûfîler de söz konusu tehlikeye dikkat çekmişlerdir (ayrıca bk. BİLGİ; İLİM).

    YanıtlaSil
  28. BİBLİYOGRAFYA:

    Râgıb el-İsfahânî, el-Müfredât, “Ǿarf” md.; Tehânevî, Keşşâf, II, 996; Hâris el-Muhâsibî, el-Veśâyâ, Beyrut 1406/1986, s. 88, 279; Hakîm et-Tirmizî, Ħatmü’l-evliyâǿ (nşr. Osman İsmâil Yahyâ), Beyrut 1965, s. 482, 569; Serrâc, el-LümaǾ, Kahire 1966, s. 56, 57, 63, 64, 239, 531, 538; Kelâbâzî, et-TaǾarruf, s. 63, 65, 66, 132; Ebû Tâlib el-Mekkî, Ķūtü’l-ķulûb, Kahire 1961, I, 262, 285, 339, 364; II, 168-179; Sülemî, Ŧabaķāt, Kahire 1949, s. 26, 74, 230, 428, 559, 561; Kuşeyrî, er-Risâle (nşr. Abdülhalîm Mahmûd), Kahire 1966, s. 26, 47, 86, 107, 129, 141, 601, 604, 608; Hücvîrî, Keşfü’l-maĥcûb, s. 341-354; Herevî, Ŧabaķāt, Tahran 1351, s. 47, 639; Gazzâlî, İĥyâǿ, Kahire 1939, I, 26-27; III, 2-25, 393; IV, 301, 399; a.mlf., el-Maķśadü’l-esnâ, Kahire 1322, s. 22-32; a.mlf., Mişkâtü’l-envâr (nşr. Ebü’l-Alâ el-Afîfî), Kahire 1383/1964, s. 51, 76; Fahreddin er-Râzî, Mefâtîĥu’l-ġayb, II, 205-209; Ferîdüddin Attâr, Teźkiretü’l-evliyâǿ, Tahran 1346 hş., s. 94, 892; İbnü’l-Arabî, el-Fütûĥât, II, 152, 189; a.mlf., Fuśûś (Afîfî), s. 69; a.mlf., Kitâbü’l-MaǾrife (nşr. Saîd Abdülfettâh), Beyrut 1993; Şehâbeddin es-Sühreverdî, ǾAvârifü’l-maǾârif, Beyrut 1966, s. 538-542; Mevlânâ, Mesnevî, İstanbul 1974, IV, 151; Kâşânî, Leŧâǿifü’l-iǾlâm (nşr. Saîd Abdülfettâh), Kahire 1996, II, 32; İbn Kayyim el-Cevziyye, Medâricü’s-sâlikîn, Kahire 1403/1983, III, 349, 385; İbnü’l-Hatîb, Ravżatü’t-taǾrîf, Beyrut 1983, s. 234-418, 504; Haydar el-Âmülî, CâmiǾu’l-esrâr, Tahran 1979, s. 80, 473; Câmî, Nefeĥât, Tahran 1370, s. 5, 7, 29; Süyûtî, el-Ĥâvî li’l-fetâvî, Beyrut, ts. (Dârü’l-kitâbi’l-Arabî), II, 451-455; a.mlf., ed-Dürerü’l-münteŝire (nşr. Muhammed b. Lutfî es-Sabbâğ), Riyad 1403/1983, s. 163, 185; Ankaravî, Minhâcü’l-fukara, Bulak 1256/

    YanıtlaSil
  29. inhâcü’l-fukara, Bulak 1256/1840, s. 264; Ebü’l-Bekā, el-Külliyyât, Bulak 1253, s. 246, 349; İbrâhim Hakkı Erzurumî, Ma‘rifetnâme, İstanbul 1310, s. 385; Ebü’l-Alâ el-Afîfî, et-Taśavvuf ŝevretün rûĥiyye fi’l-İslâm, Kahire 1963, s. 92, 246, 253; Abdülmuhsin el-Hüseynî, el-MaǾrife Ǿinde’l-Ĥakîm et-Tirmiźî, Kahire, ts.; Saîd Bâsîl, Menhecü’l-baĥŝ Ǿani’l-maǾrife Ǿinde’l-Ġazzâlî, Beyrut, ts. (Dârü’l-kitâbi’l-Lübnânî), s. 230-234; Ahmet Avni Konuk, Tedbîrât-ı İlâhiyye Tercüme ve Şerhi (haz. Mustafa Tahralı), İstanbul 1992, s. 20, 170, 354-356; Hasan Bezûn, el-MaǾrife Ǿinde’l-Ġazzâlî, Beyrut 1997, s. 203, 234; Gerhard Böwering, “Erfān”, EIr., VIII, 551; İlhan Kutluer, “İlim”, DİA, XXII, 112; Ömer Mahir Alper, “İrfâniyye”, a.e., XXII, 445-446

    YanıtlaSil
  30. MA‘RİFET-i NEFS

    (معرفة النفس)

    Kişinin kendini bilmesi anlamında bir tasavvuf, ahlâk ve felsefe terimi.

    Sözlükte “bilme, tanıma” anlamındaki ma‘rifet ile nefs kelimelerinden oluşan ma‘rifet-i nefs (ma‘rifetü’n-nefs) terkibi felsefede zihnin varlığı kavrama sürecinin, ahlâkta insanın ruhunu kötü huylardan arındırıp üstün meziyetlerle donanarak kemale ulaşma gayretinin, tasavvufta Hakk’ın bilgisine ulaşma çabasının başlangıcı olarak gösterilmiştir. Ya‘kūb b. İshak el-Kindî, Risâle fî ĥudûdi’l-eşyâǿ ve rüsûmihâ adlı felsefe terimleri sözlüğünde eski filozofların (kudemâ) felsefe hakkındaki tanımlarını altı noktada toplamış, bunlardan birini de “insanın kendini tanıması” şeklinde özetlemiştir. Çünkü insanın kendi varlığı cisim (beden) ve nefisten (ruh) ibaret olup Kindî’ye göre kendinde bu iki temel varlık kategorisini tanıyan kişi, bu şekilde madde ve ruhtan ibaret olan dış dünyayı da tanıma imkânına ulaşmış olacaktır. Hukemânın insana “küçük âlem” demesinin sebebi de budur.

    İslâm ahlâk literatüründe ma‘rifet-i nefs insanın kendi ruh dünyasının ahlâkî boyutunu, karakter yapısını, ahlâka temel oluşturan güçlerini, yeteneklerini ve zaaflarını tanımasını ifade etmekte, bu çaba ahlâkî eğitim ve gelişmenin, yani kişinin ruhunu kötü huylardan arındırıp erdemlerle bezemesinin ilk şartı olarak görülmektedir. Bu sebeple İbn Miskeveyh’in Tehźîbü’l-aħlâķ’ı, Mâverdî’nin Edebü’d-dünyâ ve’d-dîn’i, Râgıb el-İsfahânî’nin eź-ŹerîǾa ilâ mekârimi’ş-şerîǾa’sı gibi sistematik ahlâk kitaplarının çoğu insanın ahlâkî yapısını ve karakterini tanımasına yardımcı olan bilgilerle başlar. Nitekim İbn Miskeveyh, kitabının ilk satırlarında eseri yazmaktaki gayesini

    YanıtlaSil
  31. 
    cilt: 28; sayfa: 57
    [MA‘RİFET-i NEFS - Süleyman Uludağ]

    “kendimize hepsi de güzel olan fiillere kaynaklık edecek bir ahlâk kazandırma” şeklinde özetledikten sonra bunun yolunu da “öncelikle nefsimizin ne olduğunu ve nasıl bir şey olduğunu, bizde niçin var kılındığını, nefsin güçlerinin ve yeteneklerinin neler olduğunu bilmek” şeklinde göstermiş, ardından “İnsan Nefsinin Tanıtılması” başlığı altında konuyu ayrıntılı biçimde incelemiştir.

    İnsan merkezli bir bilgi teorisini esas alan tasavvufî düşüncede insanın kendini tanıması temel ilkedir. Sûfî nefsi hakkında edindiği bilgiden hareket ederek Hakk’ın bilgisine ulaşır. İnsanın Hakk’a dair bilgisi nefsine dair bilgisi ölçüsünde olduğundan Hakk’ı daha iyi bilmesi için nefsini / kendini daha iyi bilmesi gerekir. Tasavvufta Hakk’a dair bilgiye “ma‘rifet-i Hak” (ma‘rifetullah), sâlikin kendine dair bilgisine de “ma‘rifet-i nefs” denir. Ebû Saîd el-Harrâz’ın, “Nefsinde olanı bilmeyen rabbini nasıl bilebilir” sözü (Sülemî, s. 231) daha sonra, “Nefsini bilen rabbini bilir” şeklinde tasavvufî bir vecizeye dönüşmüş ve zamanla hadis olarak literatüre geçmiştir (Aclûnî, II, 262).

    Sûfîler, insanın kendini bilmesinin önemine bazı âyetlerde işaret edildiğine kanidirler. “İnsanlara âfâkta ve nefislerinde âyetlerimizi göstereceğiz ki onun hak olduğu onlara âşikâr olsun” (Fussılet 41/53); “İnancı tam olanlar için yeryüzünde âyetler vardır, nefislerinizde de öyle, görmüyor musunuz?” (ez-Zâriyât 51/21) meâlindeki âyetler bunlara örnektir. Bu âyetlerdeki işaretlerden hareket eden sûfîler Hak Teâlâ’nın âfâkta ve enfüste, yani dış ve iç âlemde tecelli ettiğini ifade eder, ancak iç âlemdeki âyet ve tecellilerin daha açık ve daha kesin olduğunu kabul ederler. Bu bakımdan insanın kendi mahiyeti üzerinde düşünerek kendi varlığı, hayatının anlamı ve gayesi hakkında sorular sorup cevap araması kendisi hakkında bilgi sahibi olmasını sağlar ve bu bilgi onu Allah’a götürür. Mutasavvıflar, Allah’ın insanın iç âleminde daha açık şekilde tecelli ettiğine inandıklarından Hakk’ı en iyi bilmenin ve tanımanın yolu olarak insanın özünü tanımasını göstermişlerdir. Dış âlemden Allah’a ulaşmaya “seyr-i âfâkî”, iç âlemden ulaşmaya “seyr-i enfüsî” diyen mutasavvıfların tercih ettiği yol ikincisidir (İmâm-ı Rabbânî, II, 60-69).

    YanıtlaSil

  32. Nefisle Allah arasındaki ilişkiye hem olumlu hem olumsuz yönden bakılır. Önce olumlu sıfatlar Allah’a, olumsuzlar nefse nisbet edilir. Nefsi fâni, zelil, zalim, cahil ve cimri olarak bilmek Allah’ı bâki, aziz, âdil, alîm ve cömert olarak tanımak anlamına gelir. Allah’ı rab olarak bilmenin şartı nefsi kul olarak tanımaktır. Öte yandan adalet, ilim, merhamet ve cömertlik gibi sıfatlar Allah ile insan arasında ortaktır. Aradaki fark bunlardan Allah’a nisbet edilenlerin tam ve mükemmel, insana ait olanların eksik olmasıdır. Aslında kuldaki bu tür sıfatlar da Allah’ın ona bir lutfudur. Esas itibariyle kötülüğü emreden nefisten iyi bir şey gelmeyeceği için, “Sana gelen iyi şey Allah’tan, kötü şey nefsindendir” buyurulmuştur (en-Nisâ 4/79). İnsandaki güzel ahlâkın kaynağı da nefis değil Allah’tır. Buna göre güzel huyların kaynağını bilmek insanı Allah’ı tanımaya götürür (Gazzâlî, İĥyâǿ, III, 399). İnsan Allah’ın halifesi olduğundan O’nun sıfatı insanın da sıfatıdır. O, mutlak olarak ihtiyaçsız bir varlık iken insan her an O’na muhtaçtır. Bu hususu bilen kimse O’nu da bilir ve tanır (İbnü’l-Arabî, el-Fütûĥât, I, 375; II, 394, 749; Fuśûś, s. 69, 91). İnsanı küçük âlem, âlemi büyük insan olarak niteleyen mutasavvıflar insanla âlem arasında ortak yönler ve benzerlikler tesbit etmişlerdir. Bu bakımdan insanın kendini bilmesi âlemi ve hemcinsini tanıması anlamına da gelir (İbrâhim Hakkı Erzurûmî, s. 222-225).

    YanıtlaSil

  33. İnsanın maddî ve dış âlemden çok kendini tanıması gerektiği hususuna genellikle bütün dinlerde, özellikle mistik ekollerde dikkat çekilmiş, bazı filozoflar da bu hususu vurgulamışlardır. Sokrat’ın Delf Mâbedi’ndeki, “Kendini bil” sözü mutasavvıfları da etkilemiştir. Yûnus Emre’nin, “İlim ilim bilmektir / İlim kendin bilmektir / Sen kendini bilmezsin / Ya nice okumaktır”; Hacı Bayrâm-ı Velî’nin, “Bayram özünü bildi / Bileni anda buldu / Bulan ol kendi oldu / Sen seni bil sen seni” gibi mısralarında tasavvufun bu görüşü özlü bir şekilde dile getirilmiştir.

    BİBLİYOGRAFYA:

    Hâris el-Muhâsibî, er-RiǾâye li-ĥuķūķıllâh (nşr. Abdülkādir Ahmed Atâ), Kahire 1970, s. 385, 393; Kindî, Resâǿil (nşr. M. Abdülhâdî Ebû Rîde), Kahire 1398/1978, s. 122-123; Hakîm et-Tirmizî, Edebü’n-nefs, Kahire 1947, tür.yer.; İbn Miskeveyh, Tehźîbü’l-aħlâķ (nşr. İbnü’l-Hatîb), Kahire 1398, s. 28; Gazzâlî, İĥyâǿ, Kahire 1939, III, 399; a.mlf., el-Maķśadü’l-esnâ, Kahire 1322, s. 30; Sülemî, Ŧabaķāt, s. 231; İbnü’l-Arabî, el-Fütûĥât, Kahire 1293, I, 375, 394; II, 249, 394, 749; a.mlf., Fuśûś, Kahire 1947, s. 69, 91, 92; Necmeddîn-i Dâye, Mirśâdü’l-Ǿibâd, Tahran 1352, s. 98; İmâm-ı Rabbânî, Mektûbât, İstanbul 1277, II, 60-69; Aclûnî, Keşfü’l-ħafâǿ, II, 262; İbrâhim Hakkı Erzurumî, Ma‘rifetnâme, İstanbul 1310, s. 222-225, 385.

    Süleyman Uludağ

    YanıtlaSil
  34. MÂRİFETNÂME

    (معرفتنامه)

    İbrâhim Hakkı Erzurûmî’nin (ö. 1194/1780) başta ahlâk ve tasavvuf konularına yer veren çok yönlü eseri.

    Eserin girişinde telifinin 1170 (1757) yılında tamamlandığı ifade edilmiş, müellif, oğlu Seyyid Ahmed Naîmî için kaleme aldığı eserinin yazılış amacını ve planını da belirtmiştir. Dünya ve âhiretin insan için, insanın da yaratıcısını bilmek için halkedildiğini, ancak rabbi bilmenin nefsi bilmeye, nefsi bilmenin de kişinin hem kendi maddî varlığını hem fizik âlemini bilmesine bağlı olduğunu söyleyen müellif bu sebeple eserinde astronomi, fizyoloji, psikoloji ve hikmetin yanı sıra kalbî ilimlerden ve irfan alanından faydalanarak açıklamalar yaptığını kaydetmiştir. Kitabının bir mukaddime, üç ana bölüm ve bir hâtimeden oluştuğunu belirten İbrâhim Hakkı oğlunun şahsında okuyucularına eserden çıkaracağı sonuçları, alacağı dersleri özet halinde anlatmaktadır.

    Mârifetnâme’de ana bölümler (fen) bab, fasıl ve nevi adıyla alt başlıklara ayrılmıştır. Dört fasıldan meydana gelen mukaddimenin ilk faslı dünya ve âhiret âlemlerinin kuruluş ve işleyişiyle ilgili olarak seksen civarında âyetle başlamakta, ardından tefsir ve hadis ehline dayandırılarak çoğu hurafelerden oluşan eski kozmografya bilgilerine yer verilmektedir. Mukaddimenin son konularını kıyamet alâmetleri, sûra üflenişten itibaren âhiret halleri ve mekânları teşkil etmektedir.

    YanıtlaSil

  35. Üç bab ve yirmi dört fasıldan meydana gelen birinci bölüm madde âleminin yaratılış ve özelliklerine ayrılmış olup birinci bab İslâm filozoflarının vücûb ve imkân yöntemi çerçevesinde isbât-ı vâcible başlamış, Meşşâî gelenekteki beş cevher, dokuz araz hakkında kısa bilgi verilmiştir. Ardından akıllar, nefisler, felekler ve dört unsurdan söz edilmiş, maddenin başlangıç noktası olan çamurdan bitkiye, oradan hayvana ve nihayet insana doğru gelişen bir tür tekâmül süreci anlatılmış, nûr-i ilâhîden başlayıp toprağa iniş ve oradan nûr-i ilâhîye yükseliş şeklindeki devirden söz edilmiştir. Birinci bab hesap ilmiyle devam etmekte ve hendese bahisleriyle son bulmaktadır. On fasıldan oluşan ikinci babda âlemin küre şeklinde olduğu belirtildikten sonra âyetlerle de

    YanıtlaSil

  36. cilt: 28; sayfa: 58
    [MÂRİFETNÂME - Bekir Topaloğlu]

    istidlâlde bulunularak ehl-i hey’et ve hükemâ yöntemiyle felekler âleminin kuruluş ve işleyişi, burçlar, Zühal’den başlayıp en alttaki ay feleği dahil yedi gezegen hakkında geniş bilgi verilmiş, muhtelif şekiller çizilmiş ve cetveller düzenlenmiştir. Üçüncü babda ay altı dünyası (ecsâm-ı süfliyye) ve dört unsur üzerinde durulmuş, bu âlemdeki oluşum ve değişimlerle müellifin “hey’et-i cedîde” dediği Copernicus sistemi anlatılmıştır. Bu babın muhtelif fasıllarında çeşitli şekil ve cetvellerle eski ve yeni astronomi bilgilerine dair uygulama örnekleri gösterilmiştir.

    İkinci bölüm beş bab ve on sekiz fasıldan oluşur. İlk dört babda fizyolojinin faydaları, fizyoloji yardımıyla insan bedeninin tanıtılması, beden ve ruh münasebeti, organların çalışması, damarlar, nefs-i tabîiyye, nefs-i nebâtiyye, nefs-i hayvâniyye, zâhirî ve bâtınî duyular hakkında bilgi verilmiş, dördüncü babın son faslında organların şeklinden hareketle kişinin psikolojik yeteneklerini ve ahlâkını tahmin etme (ilm-i kıyâfet) tekniği anlatılmıştır. Beşinci babda insanın maddî ve psikolojik özellikleriyle dış dünya, zaman ve mekân, ayrıca âlem-i insanla âlem-i âhiret arasında benzerlik ve bir tür ilişki kurma tecrübesi üzerinde durulmuş, buna kişinin kendi varlığı, sıfatları ve tasarruflarından esinlenerek Allah’ın varlığı, sıfatları ve tasarrufları hakkında fikir edinmesi konusu eklenmiş, insân-ı kâmilin alâmetleri incelenmiştir. Beden sağlığı, ilâçlar, sağlıkla ilgileri açısından yiyecek ve içecekler ve giyim şekli hakkında açıklamalarda bulunulmuştur.

    YanıtlaSil

  37. Mârifetnâme’nin üçüncü bölümü beş bab, yirmi yedi fasıldan meydana gelmektedir. Eserin ilk iki bölümünün üçüncü bölüme giriş teşkil ettiğini söylemek mümkündür. Kitabın başında belirttiği gibi müellif birinci bölümle okuyucunun dış âlemi, ikincisiyle kendini tanımasını amaçlamış, üçüncü bölümüyle de mâsivâya vâkıf olduktan sonra ondan ayrılarak mârifetullah ve kurb-i ilâhî saadetini bulup burada kalmasını hedeflemiştir. Üçüncü bölümün birinci babında Kitap ve Sünnet’e uymanın önemi vurgulanmış, müellifin döneminden itibaren günümüze kadar Sünnî bir akîde olarak tekrar edilen, “Hudâ rabbim nebim hakkā Muhammed’dir resûlullah / Hem İslâm dînidir dînim kitâbımdır kelâmullah” diye başlayan 116 beyitlik manzume ile akaidin tashihi istenmiş, ardından temizlik hükümleriyle namaz hakkında bilgi verilmiştir. Daha sonra dünyanın önemsizliği, bekā âleminin ehemmiyeti ve Allah’a gönül bağlamanın gerekliliği üzerinde durulmuştur. Feyiz ve irfan merkezi olan kalbin mahiyeti ve özellikleriyle aklın mahiyeti ve kalple münasebeti ele alınmış, Sünnî tasavvuf anlayışı çerçevesinde tasavvufun kavram ve konularına oldukça yalın bir üslûpla geniş biçimde yer verilmiştir. Halk arasında şöhret bulan ve, “Hak şerleri hayr eyler / Zannetme ki gayr eyler” beytiyle başlayan, “Tefvîznâme” adını verdiği otuz bir beyitlik manzume üçüncü babın sonunda yer almaktadır. Evliyaya ait ilim, evliyanın üstün vasıfları ve kerametleri, seçkin velîlerin tercih ettiği Nakşibendî tarikatının erkân ve hakikatleriyle yöntemleri de üçüncü bölümün konuları arasındadır. Bölümün son babında seyrü sülûkün hal ve merhaleleri ele alınmış, nefsin mertebeleri anlatılmış, müellifin ve babası Osman Efendi’nin şeyhi olan ve “Fakîrullah” diye tanınan İsmâil Tillovî’nin tercüme-i hâline, babasının ve kendisinin ona intisap edişine dair bilgilere yer verilmiştir.

    YanıtlaSil


  38. Eserin dört fasıldan meydana gelen hâtimesi her sınıftan insanla birlikte yaşamanın âdâbı konusundadır. Burada Resûl-i Ekrem’in örnek alınmasının gereği belirtildikten sonra insanlara yönelik davranışların nezaket, şefkat ve merhamet çerçevesinde yürütülmesine vurgu yapan birçok âyet, hadis, meşhur söz sıralanmış ve farklı sınıflara mensup kişilerin davranışlarında riayet edecekleri görgü kuralları anlatılmıştır. Ardından din âlimleriyle evliya zümresinin umûr-i hâriciyyesine dair âdâb ve erkâna yer verilmiş, çeşitli organlar vasıtasıyla işlenebilecek günahlar tek tek sayılmış ve bunların sebepleri anlatılmıştır. Hâtimenin sonunda kolayca ezberlemenin on yolu, unutmanın on sebebi, fakirliğe götüren kırk sebep, zenginliğe götüren yirmi hareket tarzı sıralanmıştır. Hacimli bir eser olan Mârifetnâme’de ve özellikle üçüncü bölümde bir kısmı Arapça ve Farsça olan çok sayıda manzume yer almakta, kitapta ayrıca yirmi iki şekil ve çeşitli cetveller bulunmaktadır.

    YanıtlaSil
  39. 
    cilt: 28; sayfa: 59
    [MÂRİFETNÂME - Bekir Topaloğlu]

    Mârifetnâme tasavvuf, ahlâk, kelâm ve fıkıh gibi ilimlerle aritmetik, geometri, astronomi, fizyoloji ve psikoloji gibi disiplinlere dair dönemindeki bilgi ve kültürü kuşatan ansiklopedik nitelikte bir eser olup müellifin astronomi, coğrafya vb. alanlardaki yeni bazı gelişmelere vukufunu göstermekte, bilhassa tasavvufî-ahlâkî bölümlerdeki ifade ve üslûp özelliği onun samimi dindarlığını ve tasavvufî ilkelere gönülden bağlılığını yansıtmaktadır. İbrâhim Hakkı’nın Allah’a yükselen aşkı, yaratılmışlara yönelen sevgi ve şefkati daha çok manzumelerinde etkileyici bir atmosfer meydana getirmektedir. Eser Osmanlı tasavvufunun tipik ve canlı bir örneğidir. Dünyanın anlamı ve değeri, kalbin mahiyeti ve mârifetullahla ilgisi gibi konulara dair açıklamalarında, tasavvuf adına ortaya çıkmış olan İbâhîlik taraftarlarına yöneltilen eleştirilerde ve özellikle ahlâkî konularda Gazzâlî’nin İĥyâǾü Ǿulûmi’d-dîn’inden geniş ölçüde faydalanıldığı anlaşılmaktadır. Müellif, insan anatomisi ve fizyolojisi konularında İbn Sînâ’nın el-Ķānûn fi’ŧ-ŧıbb’ından yararlanmakla birlikte kendi gözlemlerini de geniş ölçüde ortaya koymuştur. Yine psikoloji ve insanın ahlâkına temel oluşturan güçlerle ilgili bilgiler İbn Sînâcı geleneğin bir devamıdır. Mârifetnâme’de işlenen konuların ait oldukları alanlara göre ehl-i tefsîr ve hadis, ehl-i hikmet, ehl-i hisâb, ehl-i hey’et, ehl-i irfana ve ehlullaha sık sık göndermeler yapılmıştır. Kozmografya hakkındaki nakil ve yorumlar kaynak zikredilmeksizin tefsir ve hadis âlimlerine nisbet edilmişse de genellikle İsrâiliyat türünden rivayetlere dayanmakta olup bu bilgilerin kaynağının, Celâleddin es-Süyûtî’nin el-Heyǿetü’s-seniyye fi’l-heyǿeti’s-sünniyye başlıklı eseri gibi (nşr. Anton

    YanıtlaSil
  40. Celâleddin es-Süyûtî’nin el-Heyǿetü’s-seniyye fi’l-heyǿeti’s-sünniyye başlıklı eseri gibi (nşr. Anton M. Heinen, Beyrut 1982) Kur’an ve sahih sünnetle İslâm bilim tarihinin gerçek verileriyle ilgisi olmayan bilim dışı literatüre ve geleneksel halk inançlarına dayandığı belirtilmektedir (İhsanoğlu, LVI/217 [1992], s. 753-754). Müellif, kendi tercihi olan yeni astronomiye dair açıklamalara geçmeden önce muhtemelen cahil ve mutaassıp çevrelerin tepkisini çekmemek için çoğu hurafelere dayanan eski astronomiyi ve yaratılış senaryosunu tanıtma ihtiyacını duymuştur. Copernicus sistemini yansıtan yeni astronomideki kaynağının ise Kâtib Çelebi’nin Cihannümâ’sı olduğu bilinmektedir. Bu arada Macellan’ın dünyayı dolaşması ve Kristof Kolomb’un Amerika kıtasını keşfi konusundaki bilgiler de (s. 114-120) Mehmed Suûdî Efendi’ye nisbet edilen Târîh-i Hind-i Garbî’den alınmıştır (Adıvar, s. 78, 165). Mârifetnâme’nin İbrahim Hakkı’nın en önemli eseri olduğu bilinmektedir. Onun Urvetü’l-İslâm, Nuhbetü’l-kelâm ve Ülfetü’l-enâm adlı eserleri büyük ölçüde Mârifetnâme’den yaptığı alıntılarla meydana gelmiştir (DİA, XXI, 310).

    YanıtlaSil

  41. Eserin birçok yazma nüshasının bulunduğu anlaşılmaktadır. Sadece Süleymaniye Kütüphanesi’ndeki nüshalarının sayısı yirmiyi aşmaktadır (meselâ Esad Efendi, nr. 1902; Fâtih, nr. 2851; Hasan Hüsnü Paşa, nr. 787; Hâlet Efendi, nr. 185). Kitabın birçok baskısı yapılmış (Bulak 1251, 1280; Kahire 1255; Kazan 1261; İstanbul 1284, 1294, 1310, 1328, 1330, 1971, 1980, 1984), Turgut Ulusoy tarafından konuları arasında takdim tehir yapılarak ve bazı kısımları çıkarılmak suretiyle (İstanbul 1972-1974), ayrıca Durali Yılmaz - Hüsnü Kılıç (İstanbul, ts. [Çelik Yayınları]) ve Faruk Meyan tarafından (İstanbul 1999) bugünkü Türkçe’ye aktarılmıştır. Eser hakkında yapılan çalışmaların çoğu müellifi ve onun başta astronomi olmak üzere ilim anlayışı etrafında gerçekleştirilmiştir. Bunlar arasında Âmil Çelebioğlu’nun Erzurumlu İbrahim Hakkı adlı eseri, Mehmet Ali Ayni’nin “Şeyh İbrahim Hakkı” ve Ekmeleddin İhsanoğlu’nun “Batı Bilimi ve Osmanlı Dünyası” adlı makaleleriyle (bk. bibl.) Abdülkuddus Bingöl’ün “Erzurumlu İbrahim Hakkı’nın İlim Anlayışı” isimli yazısı (Felsefe Dünyası, sy. 7 [Mart 1993], s. 14-20) zikredilebilir (Mârifetnâme’nin yazma nüshaları, baskıları ve üzerinde yapılan çalışmalar için bk. İsmet Binark - Nejat Sefercioğlu, Erzurumlu İbrahim Hakkı Bibliyografyası, Ankara 1977, s. 15-18, 24-36).

    YanıtlaSil

  42. BİBLİYOGRAFYA:

    İbrâhim Hakkı Erzurûmî, Mârifetnâme, İstanbul 1330; Abdülhak Adnan Adıvar, Osmanlı Türklerinde İlim, İstanbul 1943, s. 78, 163-166; Âmil Çelebioğlu, Erzurumlu İbrahim Hakkı, Ankara 1988, s. 29-31; Mehmed Ali Ayni, “Şeyh İbrâhim Hakkı”, DEFM, sy. 2 (1332), s. 117-130; Sadi Irmak, “Tıp Tarihi: İbrahim Hakkı (1703-1780) ve Pozitif İlimler”, İÜ Tıp Fakültesi Mecmuası, XXXVI, İstanbul 1973, s. 153-168; Ekmeleddin İhsanoğlu, “Batı Bilimi ve Osmanlı Dünyası: Bir İnceleme Örneği Olarak Modern Astronomi’nin Osmanlıya Girişi”, TTK Belleten, LVI/217 (1992), s. 749-757; Abdülbaki Gölpınarlı, “İbrahim Hakkı, Erzurumlu”, TA, XIX, 507-508; Mustafa Çağrıcı, “İbrâhim Hakkı Erzurûmî”, DİA, XXI, 306-310.

    Bekir Topaloğlu

    YanıtlaSil
  43. 34: FITEN (KARGAŞALIKLAR)
    BÖLÜM: 1
    Ø MÜSLÜMANIN KANI NASIL HELAL OLABILIR? YANI ÖLDÜRÜLEBILIR?
    2158- Ebû Umâme, Sehl b. Huneyf (r.a.)’den rivâyete göre: “Osman b. Afvân, öldürülmek üzere evi kuşatıldığında yukarıdan aşağıya bakarak şöyle konuşmuştu: Allah için söyleyin! Bilmiyor musunuz? Rasûlullah (s.a.v.)’in şöyle buyurduğunu: Müslüman kimsenin öldürülebilmesi ancak şu üç şeyle olur: Evlendikten sonra zina etmek, İslam’a girdikten sonra dinden dönmek veya haksız yere bir adam öldürmek… Allah’a yemin ederim ki ne cahiliyye döneminde nede Müslüman olduktan sonra zina etmedim. Rasûlullah (s.a.v.)’e biat ettiğim günden beri dinimden dönüp irtidat etmişte değilim. Allah’ın haram kıldığı cana da kıymadım, o halde beni hangi sebeple öldüreceksiniz?” (Nesâî, Tahrimüddem: 5)
    ž Tirmizî: Bu konuda İbn Mes’ûd, Âişe, İbn Abbâs’tan da hadis rivâyet edilmiştir. Bu hadis hasendir.
    Hammad b. Seleme bu hadisi Yahya b. Saîd’den merfu olarak rivâyet etmiştir. Yahya b. Saîd el Kattan ve pek çok kimse aynı hadisi Yahya b. Saîd’den merfu olarak değil mevkuf olarak rivâyet etmişlerdir. Bu hadis değişik şekillerde Osman (r.a.) vasıtasıyla merfu olarak rivâyet edilmiştir.
    BÖLÜM: 2
    Ø CANLARA VE MALLARA TECAVÜZ ETMEK HARAMDIR
    2159- Amr b. Ahvas (r.a.)’den rivâyete göre, şöyle demiştir: Rasûlullah (s.a.v.)’den işittim veda haccında insanlara şöyle diyordu: “Bu gün hangi gündür” Sahabe: “Haccı Ekber” = Kurban bayramının birinci günüdür dediler. Bundan sonra Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurdu: “Kanlarınız (canlarınız) mallarınız ve ırzlarınız birbirinize haramdır aynen bu bulunduğunuz belde ve gününüzün haram (kutsal) olduğu gibi her suçlu kendi hesabına suç işler Dikkat edin! Hiçbir çocuk babasının yaptığından, hiçbir baba da çocuğunun yaptığından sorumlu tutulamaz. Dikkat edin! Şeytan şu ülkenizde kendisine ibadet edilmesinden ebediyen ümidini kesmiştir. Fakat amellerinizden önemsemediğiniz bazı konularda kendisine itaat edeceksiniz de oda bundan razı olacaktır.” (İbn Mâce, Menasik: 42)
    ž Tirmizî: Bu konuda Ebû Bekre, İbn Abbâs, Câbir, Huzeym b. Amr es Sa’dî’den de hadis rivâyet edilmiştir. Bu hadis hasen sahihtir. Zaide de Şebîb b. Gargade’den bu hadisin benzerini rivâyet etmiştir. Bu hadisi sadece Şebîb b. Gargade’nin rivâyetiyle bilmekteyiz.
    BÖLÜM: 3
    Ø MÜSLÜMAN, MÜSÜMANI DEĞIŞIK ŞEYLERLE VE ŞEKILLERDE KORKUTAMAZ
    2160- Sâib b. Yezîd (r.a.)’in babasından ve dedesinden rivâyete göre, şöyle demiştir: Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurdu: “Sizden biriniz kardeşinin bastonunu alıp ne şaka nede ciddi olarak ona oyun yapmasın bastonunu almışsa bile ona hemen versin.” (Müslim, Birr ve Sıla: 35)
    ž Tirmizî: Bu konuda İbn Ömer, Süleyman b. Sur’ad, Ca’de ve Ebû Hüreyre’den de hadis rivâyet edilmiştir.
    Bu hadis hasen garibtir. Bu hadisi sadece İbn ebÎ Zib’in rivâyetiyle bilmekteyiz. Sâib b. Yezîd, Rasûlullah (s.a.v.) zamanında yetişmiş ve ondan hadis işitmiştir. Rasûlullah (s.a.v.) vefat ettiğinde Sâib yedi yaşında idi. Babası Yezîd b. Sâib, Rasûlullah (s.a.v.)’in ashabından olup kendisi pek çok hadis rivâyet etmiştir. Sâib b. Yezîd, İbn Uht Nemr’dir.
    2161- Sâib b. Yezîd’den rivâyete göre, şöyle demiştir: Yezîd; Peygamber (s.a.v.) ile birlikte veda haccında haccetmişti. Ben ise yedi yaşındaydım. (Buhârî, Hac: 27)
    ž Tirmizî: Ali b. el Medînî, Yahya b. Saîd el Kattan’dan aktararak şöyle diyor: Bu hadisi rivâyet eden Muhammed b. Yusuf sağlam bir kimsedir. Sâib b. Yezîd onun dedesidir. Muhammed b. Yusuf diyor ki: Anne tarafından dedem olan Sâib b. Yezîd’in bana rivâyet ettiğine göre. (Müslim, Birr ve Sıla: 35)

    YanıtlaSil
  44. ØMÜSLÜMAN, MÜSLÜMANA SILAH DOĞRULTAMAZ
    2162- Ebû Hüreyre (r.a.)’den rivâyete göre, Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur: “Kim herhangi bir silahı Müslüman kardeşine doğrultursa Melekler ona lanet okurlar.” (Müslim, Birr ve Sıla: 35)
    ž Tirmizî: Bu konuda Ebû Bekre, Âişe ve Câbir’den de hadis rivâyet edilmiştir.
    Bu hadis bu şekliyle Hâlid el Hazza’nın rivâyeti olarak Hasen sahih garibtir.
    Eyyûb, Muhammed b. Sirin vasıtasıyla Ebû Hüreyre’den bu hadisin bir benzerini merfu olmaksızın rivâyet etmiş olup şu ilaveyi yapmıştır: “Anne baba bir kardeşi bile olsa…”
    Bu hadisin bu ilaveli şeklini Kuteybe, Hammad b. Zeyd vasıtasıyla Eyyûb’tan bu şekliyle bize rivâyet etmiştir.
    BÖLÜM: 5
    Ø KILIÇ ÇIPLAK OLARAK (KININDAN ÇIKMIŞ VAZIYETTE) ALINIP VERILMEMELI
    2163- Câbir (r.a.)’den rivâyete göre, şöyle demiştir: “Rasûlullah (s.a.v.), kılıcın kınından sıyrılmış olarak verilip alınmasını yasakladı.” (Ebû Dâvûd, Cihâd: 66)
    ž Tirmizî: Bu konuda Ebû Bekre’den de hadis rivâyet edilmiştir. Hammad b. Seleme rivâyeti olarak bu hadis hasen garibtir.
    İbn Lehia bu hadisi Ebû’z Zübeyr’den, Câbir’den, Bünne el Cühenî’den rivâyet etmiştir. Hammad b. Seleme hadisi bence daha sahihtir.
    BÖLÜM: 6
    Ø SABAH NAMAZINI KILMAKLA KIŞI; ALLAH’IN HIMAYESINE GIRER
    2164- Ebû Hüreyre (r.a.)’den rivâyete göre, Peygamber (s.a.v.) şöyle buyurmuştur: “Her kim sabah namazını kılarsa Allah’ın himayesine ve koruması altına girmiştir. Allah bu korumasına karşılık sizden bir şey de istememektedir.” (Tirmizî rivâyet etmiştir.)
    ž Tirmizî: Bu konuda Cündüp ve İbn Ömer’den de hadis rivâyet edilmiştir.
    Bu hadis bu şekliyle hasen garibtir.

    YanıtlaSil
  45. BÖLÜM: 7
    Ø CEMAAT (ISLAM TOPLUMUNDAN) AYRILMAYIN
    2165- İbn Ömer (r.a.)’den rivâyete göre, şöyle demiştir: Ömer, Şam’ın bir bölgesi olan Cabiye’ de bize bir hutbe vererek şöyle konuştu: Rasûlullah (s.a.v.)’in bize söylediği bazı şeyleri size söylemek üzere aranızdayım. O bize şöyle demişti: “Size ashabımı sonra onların peşinden gelenleri sonra da onların peşinden gelenlerin yaşantılarını tavsiye ederim bunlardan sonraki nesillerde yalan yayılacaktır. O derece ki kendisinden yemin etmesi istenmediği halde insanlar yemin edecekler, şâhidlikleri istenmediği halde insanlar yalan şâhidliği yapacaklardır. Dikkat edin bir erkek bir kadınla tek başına kalmasın; üçüncüleri şeytandır. İslam cemaatinden ayrılmayın, ayrılıklardan sakının çünkü şeytan cemaate katılmayıp tek kalanlarla beraberdir. Cemaatten olan iki kişiden uzaktır. Kim Cennetin en güzel yerlerinden köşk sahibi olmak isterse; İslam cemaatinden ayrılmasın. Kimi, yaptığı iyilik sevindiriyor ve kötülükleri de üzüyorsa o kimse mü’mindir.” (İbn Mâce, Fiten: 8)
    ž Tirmizî: Bu hadis bu şekliyle hasen sahih garibtir.
    İbn’ül Mübarek bu hadisi Muhammed b. Sûka’dan rivâyet ediyor. Bu hadis Ömer vasıtasıyla Rasûlullah (s.a.v.)’den değişik şekillerde de rivâyet edilmiştir.
    2166- İbn Abbâs (r.a.)’den rivâyete göre, şöyle demiştir: Rasûlullah (s.a.v.), şöyle buyurmuştur: “Allah’ın yardımı cemaatle beraberdir.” (Tirmizî rivâyet etmiştir.)
    ž Bu hadis hasen garib olup, İbn Abbâs’tan, sadece bu şekliyle rivâyet etmesiyle bilmekteyiz.
    2167- İbn Ömer (r.a.)’den rivâyete göre, Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurdu: “Allah benim ümmetimi -veya Muhammed ümmetini- sapıklık üzerine bir araya getirmeyecektir. Allah’ın yardımı cemaatle beraberdir. Her kim cemaatten ayrılırsa Cehenneme ayrılmış olur.” (Tirmizî rivâyet etmiştir.)
    ž Tirmizî: Bu hadis bu şekliyle garibtir. Süleyman el Medenî, kanaatimce Süleyman b. Sûfyân’dır. Kendisinden Ebû Davut et Tayâlîsî ve Ebû Âmir el Ukdî ve pek çok ilim adamı hadis rivâyet etmiştir.
    Tirmizî: İlim adamlarına göre: “Cemaat anlayışlı ilim ve hadis ehlidir.” Carûd b. Muâzir şöyle derken işittim: Ali b. Hasan’dan işittim şöyle diyordu:Abdullah b. Mübarek’e cemaat nedir? Diye sordum. Ebû Bekir ve Ömer’dir dedi, kendisine Ebû Bekir ve Ömer öldü gitti denildi, dedi ki: Falan ve falan kimseler yine denildi ki onlar da ölüp gittiler. Bunun üzerine Abdullah b. Mübarek şöyle dedi: Onlar geçip giden İslam cemaati denilebilecek toplumun üyeleriydi bugün ise İslam cemaati üyesi olabilecek bir şahıs söyleyeyim O da: Ebû Hamza es Sükkerî’dir.
    ž Tirmizî: Ebû Hamza Muhammed b. Meymun olup Salih bir kimsedir. Abdullah b. Mübarek “Hayatımızda ve zamanımızda” demek istemiştir.

    YanıtlaSil
  46. BÖLÜM: 8
    Ø KÖTÜLÜKLER ORTADAN KALDIRILMAZ ISE AZAB INER
    2168- Ebû Bekir es SıddÎk (r.a.)’den rivâyete göre, şöyle demiştir: “Ey insanlar; Sizler sadece kendinizden sorumlusunuz eğer siz doğru yolda iseniz sapıklığa düşenler size hiçbir zarar veremezler.” Maide 105. ayetini okuyorsunuz, halbuki ben Rasûlullah (s.a.v.)’in şöyle buyurduğunu işittim: “İnsanlar zâlimi ve zulmünü görüp de onu zulümden el çektirmezlerse Allah’ın onların hepsinin başına bir ceza indirmesi çok yakındır.” (Ebû Dâvûd, Fiten: 1)
    ž Muhammed b. Beşşâr, Yezîd b. Harun vasıtasıyla İsmail b. ebî Hâlid’den bu hadisin bir benzerini bize aktarmıştır.
    Tirmizî: Bu konuda Âişe, Ümmü Seleme, Numân b. Beşîr, Abdullah b. Ömer ve Huzeyfe’den de hadis rivâyet edilmiştir.
    Bu hadis hasen sahihtir.
    Aynı şekilde bu hadisi pek çok kimse İsmail’den, Yezîd’in hadisi gibi rivâyet ederek bir kısmı merfu bir kısmı da mevkuf olarak bize aktarmışlardır.
    BÖLÜM: 9
    Ø IYILIKLER EMREDILIP KÖTÜLÜKLERDEN SAKINDIRILMAK GEREKIR
    2169- Huzeyfe b. el Yemân (r.a.)’den rivâyete göre, Peygamber (s.a.v.) şöyle buyurmuştur: “Canım, kudret elinde olan Allah’a yemin ederim ki: Mutlaka iyilikleri emredecek ve kötülüklerden insanları sakındıracaksınız. Böyle yapmaz iseniz Allah size bir ceza gönderiverir de ona dua edersiniz duanız kabul olunmaz.” (Tirmizî rivâyet etmiştir.)
    ž Tirmizî: Bu hadis hasendir.
    Ali b. Hucr, İsmail b. Cafer vasıtasıyla Amr b. ebî Amr’dan bu senedle bu hadisin bir benzerini rivâyet etmiştir.
    2170- Huzeyfe b. Yemân (r.a.)’den rivâyete göre, Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur: “Canım kudret elinde olan Allah’a yemin olsun ki: Kıyamet kopmadan önce kendi devlet başkanınızı öldüreceksiniz ve birbirlerinize karşı kılıç çekeceksiniz, dünyanıza da kötü kimseler varîs olacaklar.” (İbn Mâce, Fiten: 11; Müslim, Fiten: 4)
    ž Tirmizî: Bu hadis hasendir. Bu hadisi sadece Ömer b. Ebû Amr’in rivâyetiyle bilmekteyiz.

    YanıtlaSil
  47. BÖLÜM: 10
    Ø HELAK EDILEN TOPLUMLARDA HERKES NIYETINE GÖRE DIRILTILECEKLERDIR
    2171- Ümmü Seleme (r.anha)’dan rivâyete göre; Rasûlullah (s.a.v.) yere batırılan bir ordunun bahsedince Ümmü Seleme: “Belki o ordudan içersinde zorla oraya katılmış olanlar da vardır, deyince: Rasûlullah (s.a.v.) onlar niyetlerine göre mahşer yerinde diriltileceklerdir” buyurdu. (Müslim, Fiten: 2; İbn Mâce, Fiten: 30)
    ž Tirmizî: Bu hadis bu şekliyle hasen garibtir.
    Bu hadis aynı zamanda Nafi’ b. Cübeyr’den ve Âişe’den de rivâyet edilmiştir.
    BÖLÜM: 11
    Ø KÖTÜLÜKLERI EL ILE VE DIL ILE DEĞIŞTIRMEYE ÇALIŞMALIYIZ
    2172- Tarık b. Şihâb (r.a.)’den rivâyete göre, şöyle demiştir: “Bayram hutbelerini namazdan önceye alan ilk kimse Mervan’dır. Bir adam kalkıp Mervan’a: Sünnete aykırı davrandın” dedi.
    Mervan: Ey Falan kimse burada yapılanlar artık bırakıldı” dedi.
    Ebû Saîd dedi ki: Bu adam üzerine düşeni yapmıştır. Rasûlullah (s.a.v.)’den şöyle buyurduğunu işittim: “Her kim kötü bilinen bir şeyi görürse ona el atıp onu düzeltsin, buna gücü yetmez ise dili ile o kötülüğü düzeltmeye çalışsın buna da gücü yetmeyen ise kalbiyle bu işin kötü olduğunu bilsin ki bu durum imanın en zayıf şeklidir.” (Müslim, İman: 20)
    ž Tirmizî: Bu hadis hasen sahihtir.
    BÖLÜM: 12
    Ø IKI KATLI GEMININ ALTINDAKILER VE ÜSTÜNDEKILERIN DURUMU
    2173- Numân b. Beşîr (r.a.)’den rivâyete göre, Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurdu: “Allah’ın çizdiği sınırlara riayet ederek İslam’ı yaşamaya dikkat gösterenlerle riyakarlık ve yağcılıkla Müslüman geçinenlerin durumu denizdeki bir geminin alt ve üst katını kur’a çekerek paylaşan insanların durumuna benzer. Bunlardan kimisine geminin alt kısmı kimine de üst kısmı düşer. Aşağıdakiler su almak için yukarı inip-çıkarlarken yukarıdakilerin üzerlerine su sıçrattılar. Bunun üzerine yukarıdakiler şöyle derler: “Yukarıya çıkarak bize eziyet etmenize müsaade etmeyeceğiz.”
    Aşağıdakiler de şöyle derler: “Biz de geminin alt kısmından bir delik açarak suyumuzu oradan alırız.”
    Eğer üsttekiler, alttakileri yapacakları bu işten el çektirmezlerse hepsi birden boğulup ölürler, onlara engel olurlarsa hepsi birden kurtulurlar.” (Buhârî, Şerike: 6)
    ž Tirmizî: Bu hadis hasen sahihtir.

    YanıtlaSil
  48. BÖLÜM: 13
    Ø EN DEĞERLI CIHÂD; ZÂLIM IDARECIYE HAK SÖZ SÖYLEMEKTIR
    2174- Ebû Saîd el Hudrî (r.a.)’den rivâyete göre, Peygamber (s.a.v.) şöyle buyurdu: “En üstün cihâd zâlim olup haksızlık yapan devlet idarecisine gerçeği söylemektir.” (İbn Mâce, Fiten: 5)
    ž Tirmizî: Bu konuda Ebû Umâme’den de hadis rivâyet edilmiştir. Bu hadis bu şekliyle hasen garibtir.
    BÖLÜM: 14
    Ø PEYGAMBERIMIZIN ÜMMETI HAKKINDAKI ÜÇ DILEĞI
    2175- Habbab b. Eret (r.a.)’den rivâyet edildiğine göre, şöyle demiştir: Rasûlullah (s.a.v.), bir gün namaz kıldı ve o namazı uzattı. Bunun üzerine Ey Allah’ın Rasûlü bu güne kadar kılmadığın uzunlukta bir namaz kıldın dediler. Rasûlullah (s.a.v.): “Evet bu; korku ve ümid namazı idi. Bu namaz içerisinde ben Allah’tan üç şey istedim ikisini bana verdi; birini vermedi. Allah’tan ümmetimi kıtlıkla helak etmemesini istedim bunu bana verdi. Düşman güçlerinin ümmetimin başına musallat olmamasını istedim, bunu da bana verdi. Üçüncü olarak da ümmetimin birbirine düşürülmemesini istedim bunu bana vermedi” dedi. (Müslim, Fiten: 5)
    ž Tirmizî: Bu hadis hasen sahihtir.
    Bu konuda Sa’d ve İbn Ömer’den de hadis rivâyet edilmiştir.
    2176- Sevbân (r.a.)’den rivâyete göre, Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurdu: Allah, yeryüzünü benim için katladı dürdü büktü bende yeryüzünün doğu ve batı her tarafını gördüm, ümmetimin hükümranlığı ve saltanatı benim için katlanan ve gösterilen yerlerine kadar ulaşacaktır. Bana iki hazine verildi biri sarı biri kırmızı Rabbimden ümmetimin umumî kıtlıkla helak etmemesini ve kendilerinden olmayıp onların köklerini kurutacak haricî (dış düşmanları onların başına musallat kılmamasını istedim. Rabbim ise şöyle buyurdu: “Ey Muhammed kesinlikle hüküm verdim bu hüküm geri çevrilip değiştirilmez, Ümmetin için sana şu müjdeyi veriyorum; onları genel bir kıtlıkla helak etmeyecek ve kendilerinden olmayan köklerini kurutacak bir düşman gücünü onların başına musallat kılmayacağım hatta ümmetine karşı dünyanın çeşitli bölgelerinden -veya çeşitli bölgeleri arasından- bir araya gelseler bile. Fakat sonunda onlar yani senin ümmetin birbirini kıracak ve birbirini esir edecektir.” (Müslim, Fiten: 5)
    ž Tirmizî: Bu hadis hasen sahihtir.

    YanıtlaSil

  49. BÖLÜM: 15
    Ø KARGAŞALI DÖNEMLERDE EN HAYIRLI KIMSE HANGI KIMSEDIR?
    2177- Ümmü Mâlik el Behziyye (r.anha)’dan rivâyete göre, şöyle demiştir: Rasûlullah (s.a.v.), bir kargaşadan bahsetti ve onun yakın olduğunu söyledi. Bunun üzerine Ey Allah’ın Rasûlü! O kargaşalık döneminde insanların en hayırlısı kimdir? Dedim. Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurdu: “Koyunlarıyla birlikte dağların başında olup davarlarının hakkını ödeyip Allah’a ibadet eden kişi ile atının dizginini eline almış kendisi düşmanını, düşmanı da kendisini ürküten kişi.” (İbn Mâce, Fiten: 13; Ebû Davud, Fiten: 4)
    ž Tirmizî: Bu konuda Ümmü Mübeşşîr, Ebû Saîd ve İbn Abbâs’tan da hadis rivâyet edilmiştir. Bu hadis bu şekliyle hasen garibtir. Bu hadisi Leys b. ebî Selim, Tavûs’tan, Ümmü Mâlik el Behziyye’den rivâyet etmiştir.
    BÖLÜM: 16
    Ø DIL KILIÇLARDAN KESKIN; NE ZAMAN OLACAKTIR?
    2178- Abdullah b. Amr (r.a.)’den rivâyete göre, Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurdu: “Tüm Arap alemini çepeçevre kuşatacak olan bir fitne çıkacaktır. Bu kargaşada ölenler Cehennemliktir. Bu kargaşada dil kılıçtan daha keskin olacaktır.” (Ebû Dâvûd, Fiten: 3)
    ž Tirmizî: Bu hadis garibtir. Muhammed b. İsmail’den işittim şöyle diyordu: “Ziyâd b. Siminkûş’un bu hadisten başka hadis rivâyet ettiğini bilmiyoruz.” Hammad b. Seleme bu hadisi Leys’den merfu olarak, Hammad b. Zeyd ise Leys’den mevkuf olarak rivâyet etmektedir.
    BÖLÜM: 17
    Ø EMANET VE GÜVEN INSANLAR ARASINDAN KALKACAKTIR
    2179- Huzeyfe b. Yemân (r.a.)’den rivâyete göre, şöyle aktarmıştır: Rasûlullah (s.a.v.), bize iki konudan bahsetmişti birini gördüm diğerini beklemekteyim; Emanetten bahsetmişti ki: Emanet; önceleri insanların kalblerinin derinliklerine indiğini sonra Kur’ân’ın inip emanet konusunu insanların Kur’ân’dan ve sünnetten öğrendiklerini haber verip emanetin kalkacağından bahsederek şöyle buyurdu: Kişi uykuya dalacak kalbinden emanet duygusu yok edilecek ve basit bir nokta gibi iz kalacaktır. Sonra yine uykuya dalacak bu sefer emanet duygusunun geri kalanı da yok edilerek, çok çalışanın elindeki nasır izi gibi hafif bir iz kalacaktır. Sanki ayağının üzerinde yuvarladığın ve derinin kabarmasına sebeb olan ateş parçasının meydana getirdiği iz gibi onu şişkin görürsün fakat içinde bozuk sudan başka hiçbirşey yoktur. Bunun üzerine Rasûlullah (s.a.v.) bir çakıl taşı alarak ayağının üzerinden yuvarladı ve şöyle buyurdu: Sonra insanlar aralarında alışveriş edecekleri hemen hemen hiç kimsenin emaneti yerine getirmeyeceği bir güne geleceklerdir. Hatta filan oğullarında dürüst bir kişi vardır… denilecek yine kalbinde hardal tanesi kadar imanı olmayan kişilere ne bahadır bir insan, ne kibar, ne akıllı insan denilecektir.
    Huzeyfe şöyle devam etti: Öyle zamanlarda yaşadım ki: O günlerde kiminle alışveriş ettiğime aldırmazdım. Müslüman ise o kişiyi dini dürüst olmaya sevkederdi. Yahudî ve Hıristiyan ise onunda başında bulunan devlet gücü ve otoritesi kötülük yapmasına engel olurdu. Ama bugün ise sizden şu birkaç kişiyle alışveriş yapabilmekteyim. (Buhârî, Rikak: 35; İbn Mâce: Fiten: 27) ž Tirmizî: Bu hadis hasen sahihtir

    YanıtlaSil

  50. BÖLÜM: 18
    Ø BIR GÜN; YAHUDÎ VE HIRISTIYANLARIN YOLUNA MUTLAKA UYACAKSINIZ
    2180- Ebû Vakîd el Leysî (r.a.)’den rivâyete göre, Rasûlullah (s.a.v.), Hayber’e çıktığında yolda müşriklerin silahlarını astıklarını bir ağaç olan “Zat-ü envat” adı verilen bir ağaca uğradı. İnsanlar Ey Allah’ın Rasûlü! Dediler: Onların Zat-ü Envatı olduğu gibi bize de bir “Zat-ü envat” tayin et dediler. Bunun üzerine Rasûlullah (s.a.v.): Sübhanallah dedi. Bu söz Musa’nın kavminin Musaya söylediği: “…Ey Musa bize O insanların taptıkları tanrıları gibi bir tanrı yap…” (Araf: 138) söze benzedi. Ben canım kudret elinde olan Allah’a yemin ederim ki: Sizler kendinizden önceki Yahudî ve Hıristiyanların yoluna mutlaka uyacaksınız.” (Müsned: 20892)
    ž Tirmizî: Bu hadis hasen sahihtir. Ebû Vakîd Leysî’nin ismi Harîs b. Avf’tır.
    Bu konuda Ebû Saîd’den ve Ebû Hüreyre’den de hadis rivâyet edilmiştir.
    BÖLÜM: 19
    Ø KIYAMETE YAKIN NELER KONUŞACAKTIR
    2181- Ebû Saîd el Hudrî (r.a.)’den rivâyete göre, Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurdu: “Canım kudret elinde olan Allah’a yemin ederim ki: Yırtıcı hayvanlar insanlarla konuşmadan, kamçısının ucu ve ayakkabısının bağı kişiyle konuşmadan ve kişinin uyluğu kendisinden sonra ailesinin ne yaptığını haber vermeden kıyamet kopmayacaktır.” (Müsned: 11365)
    ž Tirmizî: Bu konuda; Ebû Hüreyre’den de hadis rivâyet edilmiştir. Bu hadis hasen garib olup, bu hadisi sadece Kâsım b. Fadl’ın rivâyetiyle bilmekteyiz.
    Kâsım b. Fadl; Hadisçiler yanında güvenilir ve sağlam bir kimsedir. Yahya b. Saîd el Kattan ve Abdurrahman b. Mehdî onun güvenilir bir kimse olduğunu kaydetmişlerdir.
    BÖLÜM: 20
    Ø AY; IKIYE BÖLÜNMÜŞTÜ
    2182- Rasûlullah (s.a.v.) zamanında ay ikiye bölünmüştü de Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştu: “Şâhid olunuz.” (Müslim, Sıfat-ül Münafıkîn: 8)
    ž Tirmizî: Bu konuda İbn Mes’ûd, Enes ve Cübeyr b. Mut’ım’den de hadis rivâyet edilmiştir. Bu hadis hasen sahihtir.

    YanıtlaSil
  51. BÖLÜM: 21
    Ø KIYAMET ALAMETLERINDEN YERE BATMA OLAYLARI NASIL OLACAK?
    2183- Huzeyfe b. Üseyd (r.a.)’den rivâyete göre, şöyle demiştir: Biz aramızda kıyameti müzakere ederken Rasûlullah (s.a.v.) üst kattan bize baktı ve şöyle buyurdu: “On alamet görülmeden kıyamet kopmayacaktır;
    1- Güneşin batıdan doğması,
    2- Ye’cûc ve Me’cûc’ün çıkması,
    3- Neml sûresinin 82. ayetinde belirtilen Dabbe’nin çıkması,
    4- Biri doğuda biri batıda bir diğeri de Arap yarımadasında meydana gelecek yere batma hadisesi, çöküntüler,
    5- Aden’den çıkacak bir ateş ki daima insanlarla beraber olacak, onlarla beraber gelip gidecek ve onlarla beraber istirahat edecektir. (İbn Mâce, Fiten: 29)
    ž Mahmûd b. Gaylân, Vekî’ vasıtasıyla Sûfyân’dan ve Furat’tan bu hadisin bir benzerini rivâyet edip ilave olarak “Duman” dedi.
    Hennâd, Ebû’l Ahvas vasıtasıyla Furat el Kazzaz’dan bu hadisi Sûfyân’dan Vekî’in rivâyetine benzer şekilde rivâyet etmiştir.
    Mahmûd b. Gaylân, Ebû Davut et Tayalisî vasıtasıyla Şu’be ve Mes’ûdî’den ki bu ikisi Furat el Kazzaz’dan işitmişlerdir. Abdurrahman’ın Sûfyân’dan ve Furat’tan rivâyeti gibi rivâyet etmişler ve ilave olarak “Deccâl ve Duman” demişlerdir.
    Ebû Musa Muhammed b. Müsenna; Ebûn Numân el Hakem b. Abdullah el Iclî vasıtasıyla Şu’be’den, Furat’dan, Ebû Dâvûd’un, Şu’be’den rivâyeti gibi rivâyet ederek şu ilaveyi yapmışlardır: “Onuncusu ise ya onları denize dökecek olan bir rüzgar veya Meryem oğlu İsa’nın inişidir.”
    Tirmizî: Bu konuda Ali, Ebû Hüreyre, Ümmü Seleme ve Safiye b. Huyey’den de hadis rivâyet edilmiştir. Bu hadis hasen sahihtir.
    2184- Safiyye (r.anha)’dan rivâyete göre, Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur: İnsanlar bu beyt’e; Ka’be’ye karşı savaşmaya devam edecekler… Hatta bir ordu savaşmak üzere yola çıkacak çöle veya bu beldenin çölüne geldiklerinde öndekiler arkadakiler ve ortadakiler hepsi yerin dibine batırılacak hiçbiri kurtulamayacaktır. Bunun üzerine Ey Allah’ın Rasûlü! O orduya istemeyerek katılanların durumu ne olacak? Dedim. Rasûlullah (s.a.v.): “Onlar niyetlerine göre diriltileceklerdir” buyurdu. (Müslim, Fiten: 2)
    ž Tirmizî: Bu hadis hasen sahihtir.

    YanıtlaSil

  52. 2185- Âişe (r.anha)’dan rivâyete göre, Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurdu: “Bu ümmetin kıyamete yakın zamanlarda topluca yere batma, kılık değiştirilme ve patlamalar meydana gelecektir.”
    Âişe diyor ki: Ey Allah’ın Rasûlü! Aramızda Salih insanlar olduğu halde yine helak olur gider miyiz? Dedim. Rasûlullah (s.a.v.), “Evet çirkin durumlar ortaya çıktığı vakit” buyurdu. (Tirmizî rivâyet etmiştir.)
    ž Tirmizî: Âişe’nin bu hadisi garibtir. Sadece bu şekliyle bilinir. Abdullah b. Ömer’in hafızası yönünde; Yahya b. Saîd söz etmiştir.
    BÖLÜM: 22
    Ø GÜNEŞ BATIDAN DOĞACAK MI?
    2186- Ebû Zerr (r.a.)’den rivâyete göre, şöyle demiştir: “Güneş battığı bir sırada mescide girdim. Rasûlullah (s.a.v.), oturuyordu, Ey Ebû Zerr buyurdu: Şu güneş nereye gidiyor biliyor musun? Ben de: Allah ve Rasûlü en iyisini bilir dedim. Bunun üzerine buyurdular ki: Secde etmek için izin almaya gidiyor ve kendisine izin veriliyor, ve sanki günlerden bir gün geldiğin yerden doğ denilecek bunun üzerine güneş battığı yerden doğacaktır. Sonra Rasûlullah (s.a.v.), Yasin sûresinin 38. ayetini okudu: “… O da kendine ait bir yörüngede akıp gider…” Bu okuyuş şekli Abdullah b. Mes’ûd’un okuyuş şeklidir. (Müslim, Fiten: 13; İbn Mâce, Fiten: 32)
    ž Tirmizî: Bu konuda Safvân b. Assâl, Huzeyfe b. Esîd, Enes ve Ebû Musa’dan da hadis rivâyet edilmiştir. Bu hadis hasen sahihtir.

    YanıtlaSil

  53. BÖLÜM: 23
    Ø YE’CÛC VE ME’CÛC NE ZAMAN ÇIKACAKTIR
    2187- Zeyneb binti Cahş (r.anha)’dan rivâyete göre, şöyle demiştir: Rasûlullah (s.a.v.), bir gün yüzü kızarmış olarak ve üç kere “lailahe illallah” diyerek uykudan uyandı ve şöyle dedi: Yaklaşan bir bela yüzünden Arapların vay haline… Bu gün Yec’üc ve Mec’üc seddinden şu kadar delik açıldı buyurdu ve başparmağı ile şehâdet parmağı daire şeklinde bağladı. Zeyneb dedi ki: Ey Allah’ın Rasûlü! Aramızda Salih kişiler olduğu halde helak olur muyuz? Dedim. Rasûlullah (s.a.v.): “Evet çirkin haller çoğalırsa” buyurdular. (Müslim, Fiten: 1; İbn Mâce, Fiten: 13)
    ž Tirmizî: Bu hadis hasen sahihtir. Sûfyân bu hadisin ceyyid=sağlam olduğunu söylemiştir.
    Humeydî, Ali b. el Medînî ve hadis hafızlarından pek çok kimse Sûfyân b. Uyeyne’den bu hadisin bir benzerini rivâyet etmişlerdir.
    Humeydî diyor ki: Sûfyân b. Uyeyne diyor ki: Zührî’den yapılan rivâyette bu hadisin senedinde dört kadını ezberledim; Zeyneb binti ebî Seleme ve Habibe ki Rasûlullah (s.a.v.)’in besleyip büyüttüğü kimselerdir. Ümmü Habibe ve Zeyneb binti Cahş ise Peygamber (s.a.v.)’in hanımlarındandır.
    Aynı şekilde Ma’mer ve başkaları bu hadisi Zührî’den rivâyet etmiş olup “Habibe’den” dememişlerdir.
    İbn Uyeyne’nin bazı arkadaşları bu hadisi İbn Uyeyne’den rivâyet ederek “Ümmü Habibe’yi” zikretmemişlerdir.
    BÖLÜM: 24
    Ø KUR’ÂN OKUDUĞU HALDE DINDEN ÇIKACAK OLANLAR KIMLERDIR?
    2188- Abdullah b. Mes’ûd (r.a.)’den rivâyete göre, Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur: “Kıyamete yakın zamanlarda yaşları genç hayalleri bozuk bazı kimseler çıkacak bunlar Kur’ân okuyacaklar fakat okudukları Kur’ân köprücük kemiklerinden aşağı geçmeyecektir. İnsanların en hayırlısı olan Muhammed (s.a.v.)’in sözlerini söyleyecekler fakat okun yaydan çıktığı gibi İslam dininden çıkacaklardır.” (Dârimî, Fiten: 22)
    ž Tirmizî: Bu konuda Ali, Ebû Saîd ve Ebû Zerr’den de hadis rivâyet edilmiştir.
    Bu hadis hasen sahihtir.
    Bu hadisten başka rivâyet edilen hadislerde Kur’ân okuyup okudukları Kur’ân’ın köprücük kemiklerinden öteye geçmeyeceği kimselerin özelliklerinden bahsedilir ki bunlar Harûralı ve diğer Hârîcîlerdir.

    YanıtlaSil
  54. BÖLÜM: 25
    Ø TORPILLI IŞLER KIYAMETE YAKIN ÇOĞALACAK MI?
    2189- Üseyd b. Hudayr (r.a.)’den rivâyete göre: Ensâr’dan bir adam Ey Allah’ın Rasûlü dedi. Falan kimseye devlet işlerinden görev verdin bana vermedin dedi. Bunun üzerine Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurdu: “Siz tercihli (torpilli) işleri benden sonra göreceksiniz; havuz başında benimle buluşuncaya kadar sabredin.” (İbn Mâce, Fiten: 21; Buhârî, Fiten: 2)
    ž Tirmizî: Bu hadis hasen sahihtir.
    2190- Abdullah b. Mes’ûd (r.a.)’den rivâyet edilmiştir. Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurdu: “Sizler benden sonra torpilli işler ve yadırgayacağınız bir takım işler göreceksiniz Ashab: Bize ne yapmamızı emredersin? Dediler. Buyurdular ki: Onlara haklarını verin kendinize ait olanı ise Allah’tan isteyin.” (Buhârî, Fiten: 2; İbn Mâce, Fiten: 21)
    ž Tirmizî: Bu hadis hasen sahihtir.

    YanıtlaSil
  55. BÖLÜM: 26
    Ø DÜNYANIN ÖMRÜ NE KADARDIR?
    2191- Ebû Saîd el Hudrî (r.a.)’den rivâyete göre, şöyle demiştir: Rasûlullah (s.a.v.), bir gün ikindi namazını ilk vaktinde kıldırıp sonra kalkıp konuşmaya başladı. Kıyamete kadar olacak şeylerden bildirmedik hiçbir şey bırakmadı. Bu haber verdiği şeyleri ezberleyen ezberledi unutan unuttu. Söyledikleri arasında şunlar vardı: Dünya yemyeşil çekici ve tatlıdır, Allah sizi dünyaya kendi sistemini yürütesiniz diye halife olarak göndermiştir ve ne yapacağınızı görmektedir. Dünyaya karşı kadınlara karşı dikkatli olun bu iki şey sizi Allah’ın yolundan ayırabilir. Söyledikleri şeyler arasında ayrıca şunlarda vardı: Dikkat edin! Hakkı bilen kişinin söylemesine engel olan şey insanlardan korkusu olmamalıdır.
    Ebû Saîd ağladı ve şöyle dedi: Vallahi bazı şeyler gördüğümüz halde gerçekleri söylemekten korktuk.
    Söyledikleri arasında şunlar da vardı. Dikkat edin! Her zulüm ve haksızlık yapan kimse için kıyamette yaptığı haksızlık oranına göre bir sancak dikilecektir. Devlet başkanının zulüm ve haksızlığından daha büyük zulüm ve haksızlık olamaz. Onun sancağı ise arkasına saplanıp dikilecektir. O günkü ezberlediklerimiz arasında şunlarda vardı: Dikkat edin! Ademoğlu değişik tabakalarda yaratılmıştır. Onlardan kimi mü’min olarak doğar mü’min olarak yaşar ve mü’min olarak ölür. Bir kısmı ise kafir doğar kafir yaşar ve kafir olarak ölür. Bir kısmı ise mü’min doğar mü’min olarak yaşar ve kafir olarak ölür.

    YanıtlaSil

  56. Ebû Saîd ağladı ve şöyle dedi: Vallahi bazı şeyler gördüğümüz halde gerçekleri söylemekten korktuk.
    Söyledikleri arasında şunlar da vardı. Dikkat edin! Her zulüm ve haksızlık yapan kimse için kıyamette yaptığı haksızlık oranına göre bir sancak dikilecektir. Devlet başkanının zulüm ve haksızlığından daha büyük zulüm ve haksızlık olamaz. Onun sancağı ise arkasına saplanıp dikilecektir. O günkü ezberlediklerimiz arasında şunlarda vardı: Dikkat edin! Ademoğlu değişik tabakalarda yaratılmıştır. Onlardan kimi mü’min olarak doğar mü’min olarak yaşar ve mü’min olarak ölür. Bir kısmı ise kafir doğar kafir yaşar ve kafir olarak ölür. Bir kısmı ise mü’min doğar mü’min olarak yaşar ve kafir olarak ölür.
    Yine bir kısmı kafir doğar, kafir yaşar ve mü’min olarak ölür. Dikkat edin insanlardan kimileri geç gazâblanıp öfkeden çabucak döner kimileri ise çabucak gazâblanıp çabucak öfkesinden döner hepsi birbirine karşı bir ibrettir. Dikkat edin! Onlardan kimileri de çabucak gazaba gelip gazabının dinmesi gecikir. Dikkat edin! Bunlar içerisinde en hayırlı olanı geç gazâblanıp çabucak öfkesini yenendir. Dikkat edin bunlar içerisinde en şerli olan çabucak gazâblanan ve öfkesini geç yenen kimsedir. Dikkatli olun! İnsanlar arasında kimileride vardır ki vermesi de istemesi de güzeldir. Yine bu insanlardan bir kısmı da vardır ki istemesi güzel ödemesi kötüdür. Yine bazıları da ödemesi güzel, istemesi kötüdür. Bunların hepsi birer ibrettir. Dikkat edin! Onlar arasında istemesi de vermesi de kötü olanlar vardır. Gözünüzü açın onların en iyileri istemesi de vermesi de güzel olandır. Onların en kötüleri ise istemesi de vermesi de kötü olandır. Uyanık olun! Gazâb insanın kalbindeki bir kor parçası gibidir. Bu halde insanı görmez misiniz, gözleri kızarır boyun damarları şişer. Her kim böyle bir durumla karşı karşıya kalırsa sırt üstü toprağa yatsın. Ebû Saîd dedi ki: Batmak üzere olan güneşe bakıyorduk batıp gitti mi diye; bunun üzerine Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurdu: Dikkat edin! Dünyanın geçirdiği ömre karşılık kalan ömrü şu günümüzün geçen zamanına karşılık kalan kadardır yani güneş batmak üzeredir. Yani kıyamette çok yakındır.” (İbn Mâce, Fiten: 18)
    ž Tirmizî: Bu konuda Huzeyfe, Ebû Meryem, Ebû Zeyd b. Ahtab ve Muğîre b. Şu’be’den de hadis rivâyet edilmiştir. Hepsi de kıyamet kopuncaya kadar meydana gelecek olaylardan bahsetmişlerdir.
    Bu hadis hasen sahihtir.

    YanıtlaSil
  57. BÖLÜM: 27
    Ø ŞAM HALKI BOZULACAK MI?
    2192- Muaviye b. Kurre (r.a.)’den rivâyete göre, şöyle demiştir: Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurdu: “Şam halkı bozulunca sizin orada bulunmanızda hayır yoktur. Ümmetimden bir gurup Allah’ın yardımı ile gâlibiyeti sürdürecek kıyamet kopuncaya kadar onlara karşı koyanlar onlara hiçbir zarar veremeyeceklerdir.” (İbn Mâce, Mukaddime: 1)
    ž Muhammed b. İsmail ve Ali b. el Medînî der ki: “Bunlar hadisle uğraşan kimselerdir.”
    Tirmizî: Bu konuda Abdullah b. Havle, İbn Ömer, Zeyd b. Sabit ve Abdullah b. Amr’dan da hadis rivâyet edilmiştir. Bu hadis hasen sahihtir.
    Ahmed b. Menî’, YezÎd b. Harun vasıtasıyla Behz b. Hakîm’den babasından ve dedesinden aktararak şöyle demiştir: “Ey Allah’ın Rasûlü! Böyle bir durumda bana nereyi tavsiye edersiniz? Rasûlullah (s.a.v.)’de işte şurayı diyerek Şam tarafına işaret etti.”
    Tirmizî: Bu hadis hasen sahihtir.
    BÖLÜM: 28
    Ø MÜSLÜMANLAR BIRBIRLERINI ÖLDÜRECEKLER MI?
    2193- İbn Abbâs (r.a.)’den rivâyete göre, Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur: “Benden sonra kafirlere benzeyip birbirinizin boynunu vurmayan.”(Müslim, İman: 29)
    ž Tirmizî: Bu konuda Abdullah b. Mes’ûd, Cerir, İbn Ömer, Kürz b. Alkame, Vâil’e ve Sunabihî’den de hadis rivâyet edilmiştir. Bu hadis hasen sahihtir.

    YanıtlaSil
  58. BÖLÜM: 29
    Ø BÜYÜK KARGAŞALAR ÇIKTIĞINDA KİM KİMDEN DAHA HAYIRLI OLACAK?
    2194- Sa’d b. ebî Vakkâs (r.a.)’den rivâyete göre; Osman b. Affân’ın öldürülmesiyle sonuçlanan karışıklıkta şöyle demiştir: Rasûlullah (s.a.v.)’in şöyle söylediğine şâhidlik yaparım: “Öyle bir karışıklık çıkacak ki oturan kimse ayakta olandan daha hayırlı olacaktır. Ayakta olan yürüyenden daha hayırlı durumda olacaktır. Yürüyen ise koşan kimselerden daha hayırlı konumda olacaktır.” Saîd şöyle dedi: Ey Allah’ın Rasûlü! Evime girip beni öldürmek için elini uzatana ne dersin? Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurdu: “Adem’in oğlu Habil gibi ol.” (Müsned: 1369)
    ž Tirmizî: Bu konuda Ebû Hüreyre, Habbab b. Eret, Ebû Bekre, İbn Mes’ûd, Ebû Vakîd, Ebû Musa ve Hareşe’den de hadis rivâyet edilmiştir. Bu hadis hasendir. Bazıları bu hadisi Leys b. Sa’d’tan rivâyet ederek hadisin senedine bir kişi ilave etmişlerdir.
    Tirmizî: Bu hadis Sa’d tarafından değişik şekillerde de rivâyet edilmiştir.
    BÖLÜM: 30
    Ø KARANLIK GECELER GIBI KARIŞIKLIKLARDA OLACAK MI?
    2195- Ebû Hüreyre (r.a.)’den rivâyete göre, Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurdu: “Karanlık gecelerin parçaları gibi olan karışıklıklar gelmezden önce hayırlı amellere koşun. O günler gelince kişi mümin olarak sabahlayıp kafir olarak akşamlar kimileride mümin olarak akşamlayıp kafir olarak sabaha çıkarlar. O gün insanlar dinlerini dünyalık karşılığında satacaklardır.” (Müslim, İman: 29; Ebû Dâvûd, Fiten: 1)
    Tirmizî: Bu hadis hasen sahihtir.
    2196- Ümmü Seleme (r.anha)’dan rivâyete göre, Rasûlullah (s.a.v.) bir gece uykusundan uyandı ve şöyle buyurdu: “Sübhanallah! Bu gece nice karışıklıklar fitneler ve nice hazineler indi fakat odalarında yatmakta olup bunlardan haberi olmayanları kim uyandıracak? Dünyada nice giysisi olanlar var ki ahirette çıplaktırlar.” (Buhârî, İlim: 27)
    ž Bu hadis hasen sahihtir.

    YanıtlaSil
  59. 2197- Enes b. Mâlik (r.a.)’den rivâyete göre, Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur: “Kıyamete yakın karanlık gecenin parçaları gibi karışıklıklar ortaya çıkacaktır. O karışıklıklar içinde kişi mü’min olarak sabahlayıp kafir olarak akşamlayacaktır ve kimileride akşama mü’min olarak çıkıp sabaha kafir olarak çıkacaktır. Bazı kimseler dinlerini dünyalık karşılığında satacaklardır.” (Tirmizî rivâyet etmiştir.)
    ž Tirmizî: Bu konuda Ebû Hüreyre, Cündüp, Numân b. Beşîr, Ebû Musa’dan da hadis rivâyet edilmiştir. Bu hadis bu şekliyle garibtir.
    2198- Hasan el Basrî (r.a.)’den rivâyet edilmiştir: “Kişi mü’min olarak sabahlayıp kafir olarak akşamlar, mü’min olarak akşamlayıp kafir olarak sabahlar.” Hakkında şöyle derdi: “Kişi kardeşinin canı malı ve ırzını haram kabul ederek sabahlayıp, akşama mübah sayar hale gelir. Yine mü’min kardeşinin canı malı ve ırzını haram kabul ederek akşamlayıp sabaha mübah sayar halde çıkar.” (Tirmizî rivâyet etmiştir.)
    2199- Vâil b. Hucr (r.a.)’den rivâyete göre, şöyle demiştir: Bir kimse Rasûlullah (s.a.v.)’e şöyle sorarken işittim: “Başımızda bizim haklarımızı vermeyen fakat kendi haklarını bizden isteyen devlet adamları bulunursa bu konuda ne dersiniz?” Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurdu: “Namaz kılıp Müslüman oldukları sürece onları dinleyin ve itaat edin herkes kendi işinden dolayı sorumludur.” (Müslim, Imara: 16)
    ž Tirmizî: Bu hadis hasen sahihtir.
    BÖLÜM: 31
    Ø ILIM YOK OLUP KANLI HADISELER ÇOĞALACAK MI?
    2200- Ebû Musa (r.a.)’den rivâyete göre, Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur: “Önünüzde öyle günler gelecek ki o günlerde ilim ortadan kalkmış olacak ve herç çoğalacaktır.” Ashab: “Ey Allah’ın Rasûlü! Herç nedir?” Buyurdular ki: “Öldürme hadiseleridir.” (İbn Mâce, Fiten: 26; Dârimî, Mukaddime: 26)
    ž Tirmizî: Bu konuda Ebû Hüreyre, Hâlid b. Velid, Ma’kıl b. Yesâr’dan da hadis rivâyet edilmiştir. Bu hadis sahihtir.
    2201- Ma’kıl b. Yesâr (r.a.)’den merfu olarak rivâyet edildiğine göre Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurdu: “Herc=Karışıklık anarşi ve terör zamanlarında kulluk yapabilmek bana hicret etmek gibi zordur.” (Müslim, Fiten: 26)
    ž Tirmizî: Bu hadis sahih garib olup Hammad b. Zeyd’in Mualla’dan rivâyetiyle bilmekteyiz.

    YanıtlaSil
  60. BÖLÜM: 32
    Ø KILIÇLAR NE ZAMAN BIRAKILACAK?
    2202- Sevbân (r.a.)’den rivâyete göre, Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurdu: “Ümmetimin arasında meselelerin halledilmesi için kılıç ortaya konulduğunda kıyamete kadar bir daha kaldırılmayacaktır.” (Müslim, Fiten: 4)
    ž Tirmizî: Bu hadis hasen sahihtir.
    BÖLÜM: 33
    Ø KARIŞIKLIK ZAMANLARINDA TAHTADAN KILIÇ EDINMELI MIYIZ?
    2203- Ühbân b. Zayfî el Gıfârî’nin kızı Udeyse (r.anha)’dan rivâyet edilmiştir. Ali b. ebî Tâlib babama gelerek kendisiyle beraber çıkmasını istedi babam ona dedi ki: Benim dostum ve senin amcaoğlun Rasûlullah (s.a.v.): İnsanlar ayrılığa düştükleri zaman odundan bir kılıç edinmemi bana tavsiye etmişti. Bende bunu edinmiş durumdayım. Eğer istersen o kılıcı alarak seninle birlikte çıkarım. Udeyse: Bu söz üzerine “Babamı bıraktı” dedi. (İbn Mâce, Fiten: 31)
    ž Tirmizî: Bu konuda Muhammed b. Mesleme’den de hadis rivâyet edilmiştir. Bu hadis hasen garibtir. Bu hadisi sadece Abdullah b. Ubeyd’in rivâyetiyle bilmekteyiz.
    2204- Ebû Musa (r.a.)’den rivâyet edildiğine göre Rasûlullah (s.a.v.), Fitne (karışıklık ve anarşi) hakkında şöyle buyurdu: “Müslümanlar arasında karışıklık çıktığı zamanlarda; yaylarınızı kırın kirişlerinizi kesip koparın. Evlerinizin içerisine kapanın ve Adem’in oğlu Habil gibi olun.” (Ebû Dâvûd, Fiten: 25; Müslim, İlim: 5)
    ž Tirmizî: Bu hadis hasen garib sahihtir. Abdurrahman b. Servan, Ebû Kays el Evdî’dir.

    YanıtlaSil
  61. ÖLÜM: 34
    Ø KIYAMETIN ALAMETLERI NELERDIR?
    2205- Enes b. Mâlik (r.a.)’den rivâyete göre, şöyle demiştir: Rasûlullah (s.a.v.)’den işittiğim bir hadisi size rivâyet edeceğim ki benden sonra hiçbir kimse bu hadisi Rasûlullah (s.a.v.)’den işitmiş olarak rivâyet edemez. Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurdu: “Şunlar kıyametin alametlerindendir. İlmin ortadan kalkıp cahilliğin ortalığı kaplaması, zinanın yaygın hale gelmesi, içkilerin bol miktarda içilmesi, kadın nüfusunun çoğalıp erkeklerin azalması hatta elli kadına bir erkek düşecek hale gelmesi.” (İbn Mâce, Fiten: 25; Müslim, İlim: 5)
    ž Tirmizî: Bu konuda Ebû Musa, Ebû Hüreyre’den de hadis rivâyet edilmiştir. Bu hadis hasen sahihtir.
    BÖLÜM: 35
    Ø GELECEK GÜNLER GEÇMIŞI ARATACAK MI?
    2206- Zübeyr b. Adîy (r.a.)’den rivâyete göre, şöyle demiştir: Enes b. Mâlik’in yanına girdik ve Haccac’tan çektiklerimizden dolayı ona yakındık. Bunun üzerine şöyle dedi: “Rabbinize kavuşuncaya kadar geçecek hiçbir sene yoktur ki kendisinden sonra gelen yıllar onlardan beter olmasın bunu Peygamber (s.a.v.)’den işittim.” (Buhârî Fiten: 6)
    ž Tirmizî: Bu hadis hasendir.
    Muhammed b. Müsenna, Hâlid b. Harîs vasıtasıyla Humeyd’den ve Enes’den bu hadisin bir benzerini merfu olmaksızın rivâyet etmiştir. Bu hadis birinci rivâyetten daha sağlamdır.
    2207- Enes (r.a.)’den rivâyete göre, Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurdu: “Yeryüzünde Allah Allah diyen kalmayıncaya kadar kıyamet kopmayacaktır.” (Müslim, İman: 6)
    ž Tirmizî: Bu hadis hasendir. Muhammed b. Müsenna, Halid b. Haris vasıtasıyla Huımeyd’den ve Enes’den bu hadisin bir benzerini merfu olmaksızın rivâyet etmiştir. Bu hadis birinci rivâyetten daha sağlamdır

    YanıtlaSil
  62. BÖLÜM: 36
    Ø YERYÜZÜ KIYMETLI MADENLERINI DIŞARIYA ÇIKARACAK MI?
    2208- Ebû Hüreyre (r.a.)’den rivâyete göre, şöyle demiştir: Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurdu: “Yeryüzü içerisindeki altın ve gümüşleri koca koca sütunlar halinde ortaya çıkaracaktır. Hırsız gelip; bunun yüzünden elim kesilmişti diyecek. Katil gelip, bunun yüzünden adam öldürdüm diyecek. Akrabası ile alakasını kesen gelip, bu yüzden akrabalarımla alakamı kesmiştim diyecek sonra hepsi çağrılacak ve yeryüzünün ortaya çıkardığı bu altın ve gümüş madenlerinden hiçbir şey almadan geçip gidecekler.” (Müslim, Fiten, 8; İbn Mâce, Fiten: 25)
    ž Tirmizî: Bu hadis hasen sahih garibtir. Sadece bu şekliyle bilmekteyiz.
    BÖLÜM: 37
    Ø EN ALÇAK KIMSE EN MUTLU KIMSE OLUNCAYA KADAR KIYAMET KOPMAYACAKTIR
    2209- Huzeyfe b. Yemân (r.a.)’den rivâyete göre, Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur: “Dünyada alçak oğlu alçaklar en mutlu kimseler oluncaya kadar kıyamet kopmayacaktır.” (Müsned: 22214)
    ž Tirmizî: Bu hadis hasen garibtir. Bu hadisi sadece Amr b. ebî Amr’ın rivâyetiyle bilmekteyiz.

    YanıtlaSil
  63. BÖLÜM: 38
    Ø ON BEŞ KÖTÜLÜK IŞLENIRSE BELALAR INER MI?
    2210- Ali b. ebî Tâlib (r.a.)’den rivâyete göre, Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurdu: “Ümmetim onbeş kötülüğü işlerlerse başlarına belalar iner: Ey Allah’ın Rasûlü onlar nelerdir? Denildi. Buyurdular ki: 1- Ganimet, mal, kredi, sermaye belli kişiler arasında devrettiği zaman, 2- Emanet, ganimet sayılıp emanete riayet kalmadığı zaman, 3- Zekat angarya ve cereme sayıldığı zaman, 4- Erkekler hanımlarına itaat edip, 5- Annelerine saygısız davrandığı zaman, 6- Kişi arkadaşına karşı iyi olup, 7- Babasına sıkıntı çektirdiği zaman, 8- Mescidlerde Allah ve Rasûlünün istemediği sesler yükseldiği zaman, 9- Aşağılık kimseler topluma reis olduğu zaman, 10- Bir kimseye şerrinden korkulduğu için ikram edildiği zaman, 11- Her türlü içkiler bol bol tüketildiği zaman, 12- Lüks ve isrâf olan ipekli elbiseler giyildiği zaman, 13- Şarkı söyleyen sanatçıların çoğalıp her iş için çağrıldıkları zaman, 14- Her türlü çalgı aletleri kullanıp elde edildiği zaman, 15- Bu ümmetin sonradan gelen nesilleri önceki atalarını lanetlediği zaman İşte o zaman ve durumlarda bir kızıl rüzgar veya topluca yere batmak, veya şekil ve kılık değişmesi gibi belaları bekleyin.” (Tirmizî rivâyet etmiştir.)
    ž Bu hadis garib olup, bu hadisi sadece Ali b. ebî Tâlib’in bu rivâyetiyle bilmekteyiz.
    Bu hadisi Yahya b. Saîd el Ensarî’den; Ferec b. Fedâle’den başka rivâyet eden bir kimse tanımıyoruz. Ferec b. Fedâle hakkında bazı hadisçiler ileri geri konuşmuşlar ve hafızası yönünden zayıf olduğunu söylemişlerdir. Kendisinden Vekî’ ve pek çok hadis imamı hadis rivâyet etmişlerdir.

    YanıtlaSil

  64. 2211- Ebû Hüreyre (r.a.)’den rivâyete göre, Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurdu: “Ganimet ve devlete ait mallar kredi sermaye belli kişiler arasında dönüp dolaştığı zaman, emanet ganimet gibi sayılıp emanete riayet kalmadığı zaman, zekat verme işi angarya ve cereme gibi sayıldığı zaman, din dışındaki ilimler ve bilgiler öğrenildiği zaman, kişi hanımına itaat edip annesine saygısızlık yaptığı zaman, arkadaşına yakın olup, babasından uzaklaştığı zaman, mescidlerde Allah ve Rasûlünün istemediği sesler yükseldiği zaman, İslam yolundan ayrılan kimselerin kabile başına başkan oldukları zaman, aşağılık kimselerin topluluğun başına idareci olarak geçtikleri zaman. Bir kimseye şerrinden korkulduğu için ikram ve hürmet gösterildiği zaman, şarkıcı ve sanatçı denilen kadınlar ortaya çıktıkları ve meşhur oldukları zaman, her türlü çalgı aletleri çıkıp alınıp satıldığı zaman, içkinin her türlüsü kullanıldığı zaman, bu ümmetin sonradan gelen nesilleri önceki atalarına lanet okudukları zaman bu durumda kızıl rüzgarını gözetleyin, depremleri gözetleyin, topluca yere batmaları bekleyin, kılıç değiştirme olaylarını bekleyin, taşlanma olaylarını gözetleyin ipi kopan kolyenin tanelerinin birer birer dağılıp takip etmesi gibi değişik alametleri bekleyin.” (Tirmizî rivâyet etmiştir.)
    ž Tirmizî: Bu konuda Ali’den de hadis rivâyet edilmiştir.
    Bu hadis garib olup sadece bu şekliyle bilmekteyiz.
    2212- Imrân b. Husayn (r.a.)’den rivâyete göre, Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurdu: “Bu ümmette topluca yere batma, kılık değiştirme ve taşlanma olayları olacaktır.” Bunun üzerine Müslümanlardan bir adam şöyle dedi: Ey Allah’ın Rasûlü! Bu ne zaman olacak? Buyurdular ki: “Şarkıcı, sanatçı kadınlar ve dansözler çoğaldığı çalgı aletlerinin çoğaldığı ve her türlü içkinin çokça içildiği zaman.” (Tirmizî rivâyet etmiştir.)
    ž Tirmizî: Bu hadis A’meş’den, Abndurrahman b. Sabit’den mürsel olarak rivâyet edilmiştir. Bu hadis garibtir.

    YanıtlaSil
  65. BÖLÜM: 39
    Ø KIYAMET VE PEYGAMBERIMIZ BIRBIRINE ÇOK YAKINDIR
    2213- Müstevrid b. Şeddâd el Fıhrî (r.a.)’den rivâyete göre, Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur: “Ben, kıyametin soluğunda gönderildim. Şunun şunu geçtiği gibi diyerek şehâdet parmağı ile orta parmağını birbirine yaklaştırarak gösterdi.” (İbn Mâce, Fiten: 25)
    ž Tirmizî: Bu hadis Müstevrid b. Şeddâd rivâyeti olarak garib olup sadece bu şekliyle bilmekteyiz.
    2214- Enes (r.a.)’den rivâyete göre, Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurdu: “Ben kıyametle yan yana gönderildim, Ebû Dâvûd, şehâdet parmağı ile orta parmağını gösterdi. Birinin diğerinden fazlalığı da bir şey mi sayılır sanki…” (İbn Mâce, Fiten: 25)
    ž Tirmizî: Bu hadis hasen sahihtir.
    BÖLÜM: 40
    Ø KIYAMET KOPACAĞI ESNADA HANGI TOPLUMA SAVAŞ AÇILACAK?
    2215- Ebû Hüreyre (r.a.)’den rivâyete göre, Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurdu: “Ayakkabıları kıldan yapılmış bir topluma savaş açılmadıkça kıyamet kopmayacaktır ve siz yüzleri deriyle kaplanmış kalkana benzeyen bir milletle savaşmadıkça kıyamet kopmayacaktır.” (İbn Mâce, Fiten: 36; Buhârî, Cihâd: 94)
    ž Tirmizî: Bu konuda Ebû Bekir es Sıddîk, Büreyde, Ebû Saîd, Amr b. Tağlib ve Muaviye’den de hadis rivâyet edilmiştir.
    Bu hadis hasen sahihtir.

    YanıtlaSil

  66. BÖLÜM: 41
    Ø KISRA VE KAYSERLER DE YOK OLACAKLAR MI?
    2216- Ebû Hüreyre (r.a.)’den rivâyete göre, Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurdu: “Kisra yok olunca başka kisra gelmeyecek kayser yok olunca başka kayser gelmeyecektir. Canım kudret elinde olan Allah’a yemin ederim ki; onların tüm mal varlıkları Allah yolunda harcanacaktır.” (Buhârî, Cihâd: 92; Müslim, Fiten: 11)
    14 asır önceki iki büyük devletin başkanları söyleniyor; O gün için İran en süper güç olup başında kisra denilen hükümdar bulunuyor yine süper devlet durumunda olan Rum hükümdarlarına da Kayser deniyordu. O gün her iki süper devlette hezimete uğradı ve onların hazineleri İslam ordularına harcanmıştı…
    ž Tirmizî: Bu hadis hasen sahihtir.
    BÖLÜM: 42
    Ø HICAZ BÖLGESINDEN BIR ATEŞ ÇIKMADIKÇA KIYAMET KOPMAZ
    2217- İbn Ömer (r.a.)’den rivâyete göre, Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurdu: “Kıyamet kopmazdan önce Hadremevt veya Hadramevt yakınlarından bir ateş çıkacak ve insanları çevresinde toplayacaktır. Ashab, Ey Allah’ın Rasûlü! Bize o zaman neyi tavsiye edersin dediler. Şam’a gidin buyurdular.” (Müslim, Fiten: 14)
    ž Tirmizî: Bu konuda Huzeyfe b. Esîd, Enes, Ebû Hüreyre ve Ebû Zerr’den de hadis rivâyet edilmiştir.
    Bu hadis İbn Ömer rivâyeti olarak hasen garib sahihtir.
    BÖLÜM: 43
    Ø YALANCI PEYGAMBERLER ÇIKMADIKÇA KIYAMET KOPMAYACAKTIR
    2218- Ebû Hüreyre (r.a.)’den rivâyete göre, Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurdu: “Her biri Peygamber olduğunu iddia eden otuz kadar yalancı ve Deccâl çıkmadıkça kıyamet kopmayacaktır.” (Ebû Dâvûd, Fiten: 1)
    ž Tirmizî: Bu konuda Câbir b. Semura, İbn Ömer’den de hadis rivâyet edilmiştir.
    Bu hadis hasen sahihtir.
    2219- Sevbân (r.a.)’den rivâyete göre, şöyle demiştir: Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur: “Ümmetimden bazı guruplar müşriklere katılıp putlara tapmadıkça kıyamet kopmayacaktır. Aynı zamanda ümmetimden otuz yalancı ortaya çıkacak ve her biri Peygamber olduğunu iddia edecektir. Halbuki ben Peygamberlerin sonuncusuyum benden sonra Peygamber olmayacaktır.” (Ebû Dâvûd, Fiten: 1)
    ž Tirmizî: Bu hadis hasen sahihtir.

    YanıtlaSil
  67. BÖLÜM: 44
    Ø SAKÎF KABILESINDEN DE BIR YALANCI ÇIKACAK MI?
    2220- İbn Ömer (r.a.)’den rivâyete göre, Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur: “Sakıf kabilesinden çıkacak olan bir yalancı ve hunhar biri çıkacaktır.” (Müslim, Fedail-üs Sahabe: 58)
    ž Tirmizî: O kabileden çıkan Yalancı “Muhtar” isimli kimsedir. Hunhar kimse ise “Haccac b. Yusuf’tur.”
    Ebû Dâvûd, Süleyman b. Selmin-il Belhî, Nadr b. Şümeyl vasıtasıyla Hişâm b. Hassân’dan rivâyet ederek şöyle demiştir: “Haccac’ın tutuklayarak öldürdüğü kişileri saydılar, yüzyirmibin kişiyi buldu.”
    Tirmizî: Bu konuda Esma binti Ebî Bekir’den de hadis rivâyet edilmiştir.
    Abdurrahman b. Vakîd, Şerîk’den aynı senedle bu hadisin bir benzerini rivâyet etmiştir.
    Bu hadis hasen garibtir. Bu hadisi sadece Şüreyk’in rivâyetiyle bilmekteyiz. Şerîk=Abdullah b. Usm’dur. İsrail ise Abdullah b. Isme demektedir.
    BÖLÜM: 45
    Ø HICRÎ ÜÇÜNCÜ ASIRDAN SONRA ETLENME VE YAĞLANMA ÇOK MU OLACAK?
    2221- Imrân b. Husayn (r.a.)’den rivâyete göre, şöyle demiştir: Rasûlullah (s.a.v.)’den şöyle buyurduğunu işittim: “En hayırlı insanların bulunduğu asır benim bulunduğum asırdır sonra onlardan sonra gelenler, sonra yine onlardan sonra gelenlerdir. Bunların ardından çok yiyip içmeden dolayı etlenip yağlanıp şişmanlayarak semiren ve semirmeyi seven ve şâhidlik istenmeden şâhidlik yapan bir toplum gelecektir.” (Müslim, Fedail-üs Sahabe: 52)
    ž Tirmizî: Muhammed b. Fudayl bu hadisi böylece A’meş’den, Ali b. Müdrik’den, Hilâl b. Yesaf’tan rivâyet etmiştir. Hadis hafızlarından pek çok kişi bu hadisi A’meş’den, Hilâl b. Yesaf’tan rivâyet ediyor ve senedinde Ali b. Müdrik’i zikretmemişlerdir.
    Tirmizî: Husayn b. Hureys, Vekî’ vasıtasıyla A’meş’den Hilâl b. Yesaf’tan, Imrân b. Husayn’dan bu hadisin benzerini bize aktarmıştır. Bu rivâyet bence Muhammed b. Fudayl’in rivâyetinden daha sağlamdır. Bu hadis başka şekillerde de Imrân b. Husayn’dan rivâyet edilmiştir.
    2222- Imrân b. Husayn (r.a.)’den rivâyete göre, Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurdu: “Ümmetimin en hayırlısı gönderildiğim asırda yaşayan Müslümanlardır. Sonra onları takip eden asırlardaki yaşayanlardır. Imrân üçüncü asrı zikredip zikretmediğini hatırlamıyorum. Sonra bir takım insanlar ortaya çıkacak şâhidlikleri istenmediği halde şâhidlik yapacaklar ve böylelikle hainlik edecekler de kendilerine itimat edilmeyecek çok yemelerinden dolayı aralarında şişmanlık yaygınlaşacaktır.” (Müslim, Fedail-üs Sahabe: 52)
    ž Tirmizî: Bu hadis hasen sahihtir.

    YanıtlaSil
  68. BÖLÜM: 46
    Ø KAÇ HALIFE KUREYŞ’DEN GELECEKTIR?
    2223- Câbir b. Semure (r.a.)’den rivâyete göre, Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurdu: “Benden sonra oniki idareci gelecek.” Câbir diyor ki; sonra birşey daha söyledi fakat ben anlıyamadım ve yanımdaki kişiye sordum. Dedi ki: “Hepsi de Kureyş’dendir.” (Ebû Dâvûd, Mehdî: 2)
    ž Tirmizî: Bu hadis hasen sahihtir. Ebû Küreyb, Ömer b. Ubeyd’in babasından, Ebû Bekir b. Ebû Musa’dan, Câbir b. Semure’den benzeri şekilde rivâyet edilmiştir. Yine bu hadis başka bir şekilde Câbir b. Semure’den rivâyet edilmiştir.
    Tirmizî: Bu hadis Ebû Musa’nın Câbir b. Semure’den rivâyeti olarak hasen sahih garibtir.
    Bu konuda İbn Mes’ûd ve Abdullah b. Amr’dan da hadis rivâyet edilmiştir.
    BÖLÜM: 47
    Ø KIM HALIFEYI KÜÇÜK GÖRÜR HAKARET EDERSE ALLAH’TA ONU ALÇALTIR
    2224- Ziyâd b. Küseyb el Adevî (r.a.)’den rivâyete göre, şöyle demiştir: İbn Âmir hutbe okurken Ebû Bekre ile beraber onun minberinin yanında idim, İbn Âmir hutbe okurken üzerinde ince bir elbisesi vardı. Ebû Bilâl: İdarecimize bakın fasık kimselerin elbisesini giyiyor dedi. Bunun üzerine Ebû Bekre şöyle konuştu: Sus Rasûlullah (s.a.v.)’den şöyle buyurduğunu işittim: “Kim yeryüzünde Allah’ın halifesine küçük görecek hakaret ederse Allah’ta o kimseyi küçük düşürecektir.” (Müsned: 19538)
    ž Tirmizî: Bu hadis hasen garibtir.

    YanıtlaSil

  69. BÖLÜM: 48
    Ø HALIFELIK KAÇ YIL OLACAK ONDAN SONRA NE OLACAK?
    2225- Abdullah b. Ömer (r.a.)’den rivâyete göre, şöyle demiştir: “Ömer b. Hattâb’a kendi yerine geçecek birini tayin etsen denildi o da şöyle cevap verdi: Ben yerime birini tayin etsem bu uygundur çünkü Ebû Bekir kendisinden sonrası için birini tayin etmişti. Şayet yerime birini tayin etmez isem bu da mümkündür. Çünkü Rasûlullah (s.a.v.) yerine birisini tayin etmemiştir.” (Müslim, Imara: 1)
    ž Tirmizî: Bu hadis biraz uzuncadır ve sahihtir. İbn Ömer’den değişik şekillerde de hadis rivâyet edilmiştir.
    2226- Sefine (r.a.)’den rivâyete göre, şöyle demiştir: Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurdu: “Ümmetim arasında gerçek halifelik otuz sene olacaktır bu müddetten sonra iş hükümdarlık sistemine geçecektir.” Sefine bana dedi ki: Ebû Bekir, Ömer ve Osman’ın halifelik sürelerini ve Ali’nin halifelik süresini hesapla… Hesapladık otuz sene olarak bulduk. Saîd dedi ki: Bunun üzerine ona Emeviler hilafetin kendilerinde olduğunu iddia ediyorlar dedim. Dedi ki: Zerkaoğulları denilen Emeviler; yalan söylüyorlar onlar halifelik değil hükümdarlık yapıyorlar ve hükümdarlığın da en kötüsünü yapıyorlar dedi.” (Müsned: 20910)
    ž Tirmizî: Bu konuda Ömer, Ali’den şu söz rivâyet edilmiştir: “Peygamber (s.a.v.), halifelik konusunda bir söz söylememiştir.”
    Bu hadis hasendir. Pek çok kimse bu hadisi Saîd b. Cem’han’dan rivâyet etmişlerdir. Bu hadisi sadece onun rivâyetiyle bilmekteyiz.

    YanıtlaSil

  70. BÖLÜM: 49
    Ø HALIFELIK KIYAMETE KADAR HEP KUREYŞ’DEN MI OLACAK?
    2227- Habib b. Zübeyr (r.a.)’den rivâyete göre, şöyle demiştir: Abdullah b. ebû’l Hüzeyl’den işittim şöyle diyordu: Rabia kabilesinden bazı kişiler Amr b. Âs’ın yanında bulunuyorlardı. Bu arada Bekir b. Vâil kabilesinden bir kimse Kureyş yaptığı işlerden vazgeçmelidir. Değilse Allah bu iktidarı Kureyş’in dışında başka bir Arap toplumuna verecektir. Dedi. Bunun üzerine Amr b. As şöyle dedi: Söylediğin çıkmadı çünkü Ben; Rasûlullah (s.a.v.)’den işittim şöyle diyordu: Kureyş hayır ve şer yani cahiliye ve İslam dönemlerinde kıyamete kadar her zaman idareci durumundadırlar.” (Müsned: 18140)
    ž Tirmizî: Bu konuda İbn Mes’ûd, İbn Ömer ve Câbir’den de hadis rivâyet edilmiştir. Bu hadis hasen garib sahihtir.
    BÖLÜM: 50
    Ø CEHCAH ISIMLI BIRI IDARECI OLACAK MI?
    2228- Ömer b. Hakem (r.a.)’den rivâyete göre, şöyle demiştir: Ebû Hüreyre’den işittim şöyle diyordu: Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurdu: “Azâd edilmiş kölelerden Cehcah isimli, biri idareci oluncaya kadar gece ve gündüz sona ermeyecek yani kıyamet kopmayacaktır.” (Müslim, Fiten: 25)
    ž Tirmizî: Bu hadis hasen garibtir.
    BÖLÜM: 51
    Ø SAPIK VE SAPIKLIĞA GÖTÜRÜCÜ IDARECILER DE MI GELECEK?
    2229- Sevbân (r.a.)’den rivâyete göre, Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurdu: “Ümmetim için tek korkum sapık ve saptırıcı devlet adamlarının çıkmasıdır. Sevbân Rasûlullah (s.a.v.)’in şöyle buyurduğunu da söyledi: Ümmetimden bir cemaat Allah’ın emri tahakkuk edinceye kadar bâtıla galebe çalarak hak üzere devam edeceklerdir. Onları yardımsız bırakanlar onlara zarar veremeyeceklerdir.” (Müslim, Imara: 44)
    ž Tirmizî: Bu hadis sahihtir. Muhammed b. İsmail’den işittim şöyle diyordu: Ali b. el Medînî’den işittim şöyle demişti: Peygamber (s.a.v.)’in “Ümmetimden bir cemaat hak üzere olmaya devam edecektir.” Hadisi Ali’ye hatırlatılınca dedi ki: “Onlar hadisle uğraşan ve ona göre yaşayan kimselerdir.”

    YanıtlaSil
  71. BÖLÜM: 52
    Ø DÜNYANIN SONU NE ZAMAN GELECEK?
    2230- Abdullah b. Mes’ûd (r.a.)’den rivâyete göre, Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurdu: “Ehli beytimden ismi ismime benzeyen bir kişi Arapların başına geçip idarelerini eline alıncaya kadar dünyanın sonu gelmeyecektir.” (Ebû Dâvûd, Mehdi, 7)
    ž Tirmizî: Bu konuda Ali, Ebû Saîd, Ümmü Seleme ve Ebû Hüreyre’den de hadis rivâyet edilmiştir. Bu hadis hasen sahihtir.
    2231- Abdullah b. Mes’ûd (r.a.)’den rivâyete göre, Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurdu: “Ehli beytimden ismi ismime benzer bir kişi iş başına geçecektir.” Âsım diyor ki: Ebû Salih, Ebû Hüreyre’nin şöyle dediğini bize aktardı: “Dünyanın bir günlük ömrü kalmış olsa bile o kimsenin başa geçmesi için Allah o günü uzatır.” (Ebû Dâvûd, Mehdî: 7)
    ž Tirmizî: Bu hadis hasen sahihtir.

    BÖLÜM: 53
    Ø MEHDÎ HER ISTEYENE VERECEK MI?
    2232- Ebû Saîd el Hudrî (r.a.)’den rivâyete göre şöyle demiştir: Peygamberimizden sonra bir olay çıkacağından korktuk ve Rasûlullah (s.a.v.)’e sorduk, buyurdular ki: “Ümmetimin arasında Mehdî çıkacaktır, beş veya yedi veya dokuz (şüphe eden râvî: Zeyd’tir) yaşayacaktır. Ebû Saîd diyor ki: “Bu müddet nedir?” Diye sorduk. Rasûlullah (s.a.v.) “Senedir” buyurdu, ve şöyle devam etti: “Bir kimse o mehdîye gelecek ve Ey Mehdî bana ver bana ver diyecek mehdî de onun elbisesinin eteğiyle taşıyabileceği kadar eteğini dolduracaktır.” (Ebû Dâvûd, Mehdî, 7)
    ž Tirmizî: Bu hadis hasendir. Ebû Saîd’den değişik şekillerde de rivâyet edilmiştir. Ebû’s Sıddîk en Nacî’nin ismi Bekir b. Amr’dır. Bekir b. Kays da denilmektedir.

    YanıtlaSil
  72. BÖLÜM: 54
    Ø MERYEM OĞLU ISA’DA KIYAMETE YAKIN INECEK MI?
    2233- Ebû Hüreyre (r.a.)’den rivâyete göre, Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurdu: “Canım, Kudret elinde olan Allah’a yemin ederim ki Meryem oğlunun adaletli bir hakem olarak size inmesi pek yakındır. O gelince haç’ı kıracak, domuzu öldürecek, cizyeyi kaldıracak, mal o derece çoğalacak ki kimse onu kabul etmeyecektir.” (İbn Mâce, Fiten: 33; Müslüm, Fiten: 23)
    ž Tirmizî: Bu hadis hasen sahihtir.
    BÖLÜM: 55
    Ø HANGI PEYGAMBERLER DECCÂL’DAN SAKINDIRMIŞLARDIR?
    2234- Ebû Ubeyde b. Cerrâh (r.a.)’den rivâyete göre, şöyle demiştir: Rasûlullah (s.a.v.)’den işittim şöyle buyurmuştu: “Nuh’tan sonra gelen her Peygamber kavmini Deccâl’den kavmini sakındırmıştır ve ben de sizi ondan önemle sakındırıyorum.” Rasûlullah (s.a.v.) bize özelliklerini bildirdi ve şöyle devam etti: “Belki beni gören ve sözümü işitenlerden biri ona ulaşacaktır dedi.” Ashab: “Ey Allah’ın Rasûlü! O gün kalplerimiz nasıl olacaktır?” Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurdu: “Aynen bugünkü gibi veya daha da hayırlı.” (İbn Mâce, Fiten: 33; Müslüm, Fiten: 23)
    ž Tirmizî: Bu konuda Abdullah b. Büsr, Abdullah b. Hâris, İbn Cüzey, Abdullah b. Muğaffel ve Ebû Hüreyre’den hadis rivâyet edilmiştir.
    Bu hadis Ebû Ubeyde b. Cerrâh rivâyeti olarak hasen garibtir.
    BÖLÜM: 56
    Ø DECCÂLIN BELIRGIN ÖZELLIKLERI NELERDIR?
    2235- İbn Ömer (r.a.)’den rivâyete göre, şöyle demiştir: Rasûlullah (s.a.v.), insanlar arasında kalkıp Allah’a layık olduğu şekilde övgüde bulunduktan sonra Deccâl’den bahsederek şöyle buyurdu: “Ben sizi ondan önemle sakındırıyorum her Peygamber de kavmini ondan sakındırmıştı. Fakat ben hiçbir Peygamberin kavmine söylemediği bir sözü söyleyeceğim;
    Onun tek gözlü olduğunu biliyorsunuz, O bu haliyle tanrılık iddiasında bulunacak halbuki Allah tek gözlü değildir. Zührî diyor ki: Bana Ömer b. Sabit el Ensârî bildirdi ona da Peygamberin ashabından biri bildirmiş: Rasûlullah (s.a.v.) o gün onları Deccâl fitnesinden sakındırırken şöyle buyurmuştu: Biliyorsunuz ki sizden hiçbiriniz ölmeden önce Rabbini asla göremeyecektir. O Deccâl’ın iki gözü arasında kafir yazılıdır. Onun amelinden hoşlanmayanlar bu yazıyı okuyacaktır.” (Müslim, Fiten: 20; Ebû davud, Melahım: 14)
    ž Tirmizî: Bu hadis hasen sahihtir.
    2236- İbn Ömer (r.a.)’den rivâyete göre, Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurdu: “Yahudîler sizinle savaşacaklar ve siz onlar üzerine tüm gücünüzle hâkim olacaksınız. Hatta taşlar bile konuşarak: “Ey Müslüman arkamda bir Yahudî saklanmaktadır öldür onu” diyecektir. (Müslim, Fiten: 18; Buhârî, Cihâd: 93)
    ž Tirmizî: Bu hadis hasen sahihtir.
    BÖLÜM: 57

    YanıtlaSil
  73. BÖLÜM: 57
    Ø DECCÂL NEREDEN ÇIKACAKTIR?
    2237- Ebû Bekir es Sıddık (r.a.)’den rivâyet edilmiştir. Rasûlullah (s.a.v.), bize Deccâl’den bahsederek şöyle konuştu: “Deccâl, doğudan Horasan denilen bölgeden çıkacaktır yüzleri deri ile kaplanmış kalkanlara benzeyen insanlar ona uyacaklardır.” (İbn Mâce, Fiten: 33)
    ž Tirmizî: Bu konuda Ebû Hüreyre, Âişe’den de hadis rivâyet edilmiştir. Bu hadis hasen garibtir. Abdullah b. Şevzep bu hadisi Ebû’t Teyyah’tan rivâyet etmiştir. Bu hadis sadece Ebû’t Teyyah’ın rivâyeti olarak bilinmektedir.
    BÖLÜM: 58
    Ø DECCÂL’IN ÇIKIŞINDAN ÖNCEKI BAZI ALAMETLER
    2238- Muâz b. Cebel (r.a.)’den rivâyete göre, Peygamber (s.a.v.) şöyle buyurmuştur: “Büyük ve kanlı bir olay, Kostantiniyye’nin fethedilmesi ve Deccâl’ın çıkışı yedi ay içersinde olacaktır.” (Müslim, Fiten: 9)
    ž Tirmizî: Bu konuda Sa’b b. Cessâme, Abdullah b. Büsr, Abdullah b. Mes’ûd ve Ebû Saîd el Hudrî’den de hadis rivâyet edilmiştir.
    Bu hadis hasen sahih garib olup sadece bu şekliyle bilmektedir.
    2239- Enes b. Mâlik (r.a.)’den rivâyete göre, şöyle demiştir: “Kostantiniyye’nin fethedilmesiyle kıyamet yan yanadır.” (Müslim, Fiten: 9)
    ž Mahmûd diyor ki: Bu hadis garibtir. Çünkü Konstantiniyye: Rumların şehridir ve Deccâl çıktığında fethedilecektir. Kostantiniyye, Peygamberin ashabı zamanında bir kere fethedilmişti.

    YanıtlaSil
  74. BÖLÜM: 59
    Ø DECCÂL’IN TÜM ÖZELLIKLERI VE YAPACAKLARI ŞEYLER NELERDIR?
    2240- Nevvâs b. Sem’an el Kilabî (r.a.)’den rivâyete göre, şöyle demiştir: “Rasûlullah (s.a.v.) bir sabah Deccâl’den bahsederek sesini bazen alçaltıp bazen de yükselterek konuştu ki biz Deccâl’ın Medîne hurmalıkları tarafında olduğunu sandık… Rasûlullah (s.a.v.)’in yanından dağıldık sonra tekrar ona döndük, durumumuzdan anlamış olacak ki nedir derdiniz? Diye sordu. Ey Allah’ın Rasûlü! Dedik: Bu sabah Deccâl’den bahsettin sesini alçaltıp yükselterek anlattın biz de onu Medîne hurmalıklarına kadar yaklaşmış olabileceğini düşündük… Bunun üzerine Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurdular: “Sizin için korktuğum şey Deccâl’den başkadır.” Eğer Deccâl ben sizin aranızda iken çıkarsa onu sizin yerinize ben delillerle mağlub ederim. Ben aranızda yokken çıkarsa her Müslüman kendi delilleriyle kendisini savunacaktır. Ben tüm Müslümanları onun şerrinden Allah’a emanet ediyorum. “Deccâl, kıvırcık saçlı bir delikanlı şeklindedir, gözü dışarıya çıkmış şekildedir. Abdulazza b. Katan’a benzer. Sizden kim onunla karşılaşırsa Kehf sûresinin ilk ayetlerini okusun. Rasûlullah (s.a.v.), konuşmasına şöyle devam etti: Deccâl, Şam ile Irak arasından çıkacaktır, sağ sol her tarafı çabucak bozmaya çalışacaktır. Ey Allah’ın kulları o günleri görürseniz Allah’ın dini üzerinde kalmaya özen gösterip dininizde sebat ediniz. Biz de Ey Allah’ın Rasûlü! Dedik; Deccâl yeryüzünde ne kadar kalacaktır? Buyurdular ki? “Kırk gün kalacaktır; bir günü bir sene uzunluğunda, bir günü bir ay uzunluğunda, bir günü de bir hafta uzunluğunda olacak diğer günleri ise sizin bu günkü günleriniz durumunda olacaktır.” Ey Allah’ın Rasûlü dedik. Bir sene kadar olacak günde bir günlük namaz bize kafi gelecek mi? Ne dersiniz? Buyurdular ki: “Hayır sizler namaz vakitlerini bu günkü kıldığınız şekilde hesap ederek takdir edip ayarlarsınız.” Ey Allah’ın Rasûlü! dedik; Deccâl’in yeryüzündeki hızı ne kadar olacaktır? “Rüzgarın önüne kattığı bulut gibi olacak bir topluma gelip onları kendisine inanmaya çağıracak onlarda onu yalanlayacaklar ve sözlerini reddedeceklerdir. Bu kimselerin malları Deccâl’in arkasından gidecek sabahladıkları vakit ellerinde bir şey kalmamış olacaktır.

    YanıtlaSil
  75. erini reddedeceklerdir. Bu kimselerin malları Deccâl’in arkasından gidecek sabahladıkları vakit ellerinde bir şey kalmamış olacaktır. Sonra başka bir topluma gelecek onları da davet edecektir. Onlar da Deccâl’e inanacaklardır. Deccâl göğe yağmur yağdırmasını emredecek te gök yağmurunu indirecektir. Toprağa bitkileri bitirmesini emredecek toprakta bitki çıkaracaktır. O toplumun küçükbaş ve büyükbaş hayvanları o gün her zamankinden daha fazla etlenmiş semiz durumda memeleri sütle dopdolu olarak döneceklerdir. Rasûlullah (s.a.v.), sözlerine şöyle devam etti: “Deccâl bir harabeye uğrayıp hazinelerini çıkar diyecek ve oradan ayrılıp gidecek oradaki hazineler de arıların arı beyini takip ettikleri gibi Deccâl’ın peşinden gidecektir. Sonra Deccâl genç sağlam atik birini çağıracak ve kılıç darbesiyle iki parça edecektir. Sonra onu çağıracak oda yüzü parlayarak ve gülerek gelecektir. Tam bu esnada Meryem oğlu İsa; Şam’ın doğusunda beyaz minarenin yanında iki güzel elbise içersinde ellerini iki meleğin kanatlarına koymuş olarak inecektir. Başını eğdiğinde başından damlayarak başını kaldırdığında ise başından gümüş suyu kadar berrak inci taneleri gibi su damlacıkları dökülecektir. Rasûlullah (s.a.v.) sözlerine şöyle devam etti: “Onun nefesinin rüzgarı kafirlerden her isabet ettiği kimseyi öldürecektir. Onun nefesinin rüzgarı gözünün görebildiği yere kadar ulaşacaktır. İsa; Deccâl’ı arayarak ve onu Kudüs’ün yakınlarındaki Dûd kapısında ona ulaşarak onu öldürecektir. Sonra Allah’ın dilediği vakte kadar böylece devam edecektir. Sonra Allah; İsa’ya kullarımı Tur dağına doğru götür diye vahyedecek çünkü ben, bazı kullarımı indirdim ki onlarla savaşmaya kimsenin gücü yetmez ki bunlar Ye’cuc ve Me’cuc kavmidir. Bunlar her bir tepeden seller gibi akarcasına inip yeryüzüne dağılacaklardır. İlk gurup Taberiyye gölüne inecek ve oranın suyunu içip bitireceklerdir. İkinci gurup o göle uğrayacaklar ve önceden burada su vardı diyeceklerdir. Sonra Beyti Makdis dağına varıncaya kadar yürüyecekler ve şöyle diyecekler: Yeryüzündekilerle savaştık ve hepsini öldürdük haydin şimdide gökyüzündekileri öldürelim diyecekler oklarını fırlatacaklar da Allah onların oklarını kana bulanmış olarak geri çevirecektir. Meryem oğlu İsa ve çevresindekiler kuşatılacaktır. O gün bir öküz başı sizin için yüz dinardan daha kıymetli olacaktır. Sonra Meryem oğlu İsa ve arkadaşları Allah’a dua edecekler de Allah o kavmin boyunlarında kurtçuklar meydana getirecek ve tek bir kişinin ölümü gibi ölüp yok olacaklardır.

    YanıtlaSil
  76. . İsa ve arkadaşları bulundukları yerden dağılacaklar da yeryüzünde ölüp yok olan Ye’cuc ve Me’cuc kavminin yağlarının kokmuş etlerinin ve kanlarının bulunmadığı bir karış yer bile bulamayacaklardır. İsa ve arkadaşları tekrar Allah’a dua ve niyaz edecekler de Allah o leşlerin üzerine deve boyunlarına benzeyen kuşlar gönderecek bu kuşlar onların leşlerini derin bir çukura atarak yeryüzünü temizleyeceklerdir. Müslümanlar bu toplumun geride kalan oklarını yayları ve ok koydukları torbalarını yedi yıl yakıt olarak kullanacaklardır.” Rasûlullah (s.a.v.) sözlerine şöyle devam etti: “Allah onlara bir yağmur gönderecek ve kıldan yapılmış kerpiçten yapılmış tüm evler bu yağmurdan zarar görecektir. Bu yağmurla yeryüzünü leşlerin kokusundan ve her şeyden temizlenmiş olarak tertemiz çıkacaktır. Sonra yeryüzüne meyvelerini ve bereketini çıkar denilecek ve her taraf bereketlerle ve meyvelerle dolarak o derece ki bir nar bir topluluk tarafından ancak yenebilecek ve nar kabuklarıyla insanlar şemsiye gibi gölgeleneceklerdir. Süt bereketlenecek kalabalık guruplar yeni doğmuş bir deve yavrusunun etiyle yetineceklerdir. Bir kabile yeni doğmuş bir sığırla yetinecektir. Bir oymak ta yeni doğmuş bir davarla geçinebilecektir. Onlar bu durumda yaşayıp giderken Allah bir rüzgar gönderecek bu rüzgar tüm müminlerin ruhunu alıp götürecektir. Geri kalan insanlar eşeklerin çiftleşmesi gibi ulu orta her yerde çiftleşecekler ve kıyamette onların üzerine kopacaktır.” (İbn Mâce, Fiten 33; Müslim, Fiten: 20)
    ž Tirmizî: Bu hadis hasen sahih garibtir. Bu hadisi sadece Abdurrahman b. Yezîd b. Câbir’in rivâyetiyle bilmekteyiz.

    YanıtlaSil
  77. BÖLÜM: 60
    Ø DECCÂL’IN GÖRÜNTÜSÜ NASILDIR?
    2241- İbn Ömer (r.a.)’den rivâyete göre, Rasûlullah (s.a.v.)’e Deccâl’den soruldu da oda bunun üzerine şöyle buyurdu: “Dikkat ediniz Rabbiniz tek gözlü ve şaşı değildir. Dikkat ediniz Deccâl tek gözlü olup sağ gözü su üzerine çıkmış üzüm tanesine benzer.” (Buhârî, Fiten, 27; İbn Mâce, Fiten: 33)
    ž Tirmizî: Bu konuda Sa’d, Huzeyfe, Ebû Hüreyre, Esma, Câbir b. Abdullah, Ebû Bekre, Âişe, Enes, İbn Abbâs, Feletan b. Âsım’dan da hadis rivâyet edilmiştir.
    Tirmizî: Abdullah b. Ömer rivâyeti olarak bu hadis sahih garibtir.
    BÖLÜM: 61
    Ø DECCÂL MEDÎNE’YE GIREMEZ MI?
    2242- Enes (r.a.)’den rivâyete göre, Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur: “Deccâl, Medîne’ye gelecek fakat melekler tarafından korunduğunu görecekler Taun ve Deccâl inşallah Medîne’ye giremeyecektir.” (Müslim, Fiten: 21; Buhârî, Fiten: 27)
    ž Tirmizî: Bu konuda Ebû Hüreyre, Fatıma binti Kays, Üsâme b. Zeyd ve Semure b. Cündüp’den ve Mıhcen’den de hadis rivâyet edilmiştir. Tirmizî: Bu hadis sahihtir.
    2243- Ebû Hüreyre (r.a.)’den rivâyete göre, Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur: “İmân, Yemenlilerdedir, küfür doğu tarafındandır. Vakar ve tevazu koyun sahiplerinindir. Övünme ve gösteriş çadır ve at sahibi kişilerindir. Deccâl geldiğinde Uhud’un arkasına vardığında melekler onun yüzünü Şam’a doğru çevirecekler ve orada yok olup gidecektir.” (Müslim, Fiten: 21; Buhârî, Fiten: 27) ž Tirmizî: Bu hadis hasen sahihtir.
    BÖLÜM: 62
    Ø MERYEM OĞLU ISA DECCÂL’I ÖLDÜRECEK MI?
    2244- Mücemma’ b. Cariye el Ensarî (r.a.)’den işittim şöyle diyordu: “Meryem oğlu İsa, Deccâl’i “Bab-ı Lûd” denilen yerde öldürecektir.” (Ebû Dâvûd, Melahım: 14)
    ž Tirmizî: Bu konuda Imrân b. Husayn, Nafi’ b. Utbe, Ebû Berze, Huzeyfe b. ebî Useyd, Ebû Hüreyre, Keysân, Osman b. eb’îl Âs, Câbir, Ebû Umâme, İbn Mes’ûd, Abdullah b. Amr, Semure b. Cündüp, Nevvâs b. Sem’an, Amr b. Avf ve Huzeyfe b. Yemân’dan da hadis rivâyet edilmiştir.
    Tirmizî: Bu hadis hasen sahihtir.
    2245- Katâde (r.a.)’den rivâyete göre, şöyle demiştir: Enes’den işittim, Rasûlullah (s.a.v.)’in şöyle buyurduğunu aktardı: “Her Peygamber; Ümmetini tek gözlü yalancıdan sakındırmıştır. Dikkat edin o tek gözlüdür sizin rabbiniz tek gözlü değildir. Onun iki gözü arasında kafir yazılıdır.” (Ebû Dâvûd, Melahım: 14; Buhârî, Fiten: 27) ž Tirmizî: Bu hadis sahihtir.

    YanıtlaSil

  78. BÖLÜM: 63
    Ø IBN SÂID (İBN SAYYAD) KIMDIR?
    2246- Ebû Saîd (r.a.)’den rivâyete göre, şöyle demiştir: İbn Sâid hac veya umre ziyaretçisi olarak Mekke’ye giderken benimle arkadaş oldu, herkes yürüdü ben onunla baş başa kaldım kendisi hakkında söylenenlerden dolayı ondan ürperip korkmaya başladım. Bir yerde konakladığımızda eşyalarını şu ağacın olduğu yere koy dedim. Derken bir davar gördü süt sağdı ve bana da o sütten getirdi ve Ey Ebû Saîd buyur iç dedi. İnsanların kendisi hakkında söylediklerinden dolayı elinden süt içmekten hoşlanmadım ve bugün sıcak bir gündür, sıcak günlerde süt içmeyi sevmem dedim. Bunun üzerine şöyle konuştu: Ey Ebû Saîd herkesin benim hakkımda söylediklerinden dolayı bir ip alıp ağaca bağlamayı ve kendimi asıp kurtulmayı düşündüm, sözlerimin başkalarına kapalı kalacağını sanıyorsan şunu iyi bil ki size hiçbir şey kapalı kalmayacaktır. Siz Rasûlullah (s.a.v.)’in hadisini en iyi bilenler değil misiniz? Ey Ensâr topluluğu Rasûlullah (s.a.v.), Deccâl’ın kafir olduğunu söylemedi mi? Ben ise Müslümanım yine Rasûlullah (s.a.v.), Deccâl’ın zürriyeti olmayacağını söylemedi mi? Ben ise çocuğumu Medîne’de bırakmışım Rasûlullah (s.a.v.), onun Mekke ve Medîne’ye giremeyeceğini söylemedi mi? Halbuki ben Medîneliyim ve seninle birlikte Mekke’ye gitmekteyim. İbn Sâid bunları söylerken ben Allah’a yemin olsun ki kendisi hakkında yalan söylenmektedir. Dedim sonra şöyle dedi: Ey Ebû Saîd sana gerçek ve doğru bir haber vereceğim. Vallahi ben, O Deccâl’ı kesin olarak tanıyorum babasını da tanıyorum şu anda yeryüzünün neresinde olduğunu da biliyorum. Bunun üzerine ben: “İşin doğru gitmesin tüm günlerin zararla kapansın” dedim. (Müslim, Fiten: 19)
    ž Tirmizî: Bu hadis hasen sahihtir.

    YanıtlaSil

  79. 2247- Ebû Saîd (r.a.)’den rivâyete göre, şöyle demiştir: “Rasûlullah (s.a.v.) Medîne sokaklarından birinde İbn Sâid ile karşılaştı ve onu biraz yanında alıkoydu. İbn Said, Yahudî bir delikanlı idi saçı ise örgülü idi Rasûlullah (s.a.v.)’in yanında Ebû Bekir ve Ömer’de bulunuyordu. Rasûlullah (s.a.v.) ona: “Benim Allah’ın Rasûlü olduğuma şehâdet eder misin?” buyurdu oda: “Sen benim Allah’ın elçisi olduğuma şehâdet eder misin?” karşılığını verdi. Bunun üzerine Rasûlullah (s.a.v.): “Allah’a meleklerine kitaplarına elçilerine ve ahiret gününe iman ettim buyurdu ve ne görüyorsun” diye sordu. İbn Sâid: “Su üzerinde bir arş görüyorum” dedi. Peygamber (s.a.v.)’de: “Deniz üzerinde şeytanın arşını görüyor” buyurdu. Rasûlullah (s.a.v.): “Tekrar ne görüyorsun?” diye sordu. “Bir doğru ve yalancılar veya doğrular ve yalancı görüyorum” dedi. Bunun üzerine Rasûlullah (s.a.v.): “Karmaşıklığa düşürülmüş bir kimse ondan uzak durunuz buyurdu.” (Müslim, Fiten: 19; Ebû Dâvûd, Melahım: 16)
    ž Tirmizî: Bu konuda Ömer, Hüseyin b. Ali, İbn Ömer, Ebû Zerr, İbn Mes’ûd, Câbir ve Hafsa’dan da hadis rivâyet edilmiştir.
    Tirmizî: Bu hadis hasendir.
    2248- Ebû Bekre (r.a.)’den rivâyete göre, Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur: “Deccâl’ın anne ve babası otuz yıl beraber olacaklar fakat çocukları olmayacak sonra onların tek gözlü bir erkek çocukları dünyaya gelecektir ki bu çocuk zararı çok faydası az olan bir çocuktur gözleri uyuyacak ve kalbi uyumayacaktır. Sonra Rasûlullah (s.a.v.), onun anne ve babasını bize tanıtmak üzere şöyle buyurdu: Babası uzun boylu olup eti sıkıdır. Burnu kuşun gagasına benzer. Annesi ise tombul olup elleri de uzundur. Ebû Bekre dedi ki: Medîne’de Yahudilerden doğan bir çocuk işittim ben ve Zübeyr b. Avvam gittik anne ve babasının yanına vardık birde ne görelim! Rasûlullah (s.a.v.)’in tarif ettiği şeyleri onlarda gördük onlara sizin başka çocuğunuz var mı? dedik. Dediler ki otuz sene bekledik çocuğumuz olmadı sonra bir oğlumuz oldu ki çok zararlı ve faydasız bir şeydir. Gözleri uyur kalbi uyumaz. Ebû Bekre şöyle devam etti: Onların yanından çıktık o çocuğu bir kadife üzerinde güneşe uzanmış durumda gördük bir şeyler mırıldanıyordu hemen başını açtı ve anneme ve babama ne dediniz? Diye sordu. Bizde ne dediğimizi işittin mi? dedik. O da “Evet” dedi; Gözlerim uyur kalbim uyumaz.” (Müsned: 19522)
    ž Tirmizî: Bu hadis hasen garib olup Hammad b. Seleme’nin rivâyetiyle bilmekteyiz

    YanıtlaSil
  80. 2249- İbn Ömer (r.a.)’den rivâyet edilmiştir. Rasûlullah (s.a.v.) ashabından aralarında Ömer b. Hattâb’ın da bulunduğu birkaç kişiyle İbn Sayyad’a uğramıştı. İbn Sayyad; bir delikanlı olup, Beni Meğale konağı yanında bazı çocuklarla oynamakta idi. Rasûlullah (s.a.v.) onun yanına varıp onun sırtına eliyle vurup şöyle dedi: Benim Allah’ın elçisi olduğuma şâhidlik yapar mısın? İbn Sayyad, Rasûlullah (s.a.v.)’e baktı ve Sen, Ümmîlerin peygamberisin dedi. Sonra Rasûlullah (s.a.v.)’e sen benim Allah’ın Rasûlü olduğuma şâhidlik edermisin? Diye sordu. Bunun üzerine Rasûlullah (s.a.v.), Allah’a ve elçilerine iman etmişimdir dedi. Sonra Peygamberimiz şöyle devam etti: Sana ne geliyor? İbn Sayyad dedi ki: Bana yalan da doğruda geliyor dedi. Rasûlullah (s.a.v.): Senin işin karma karışıktır buyurdu. Sonra Rasûlullah (s.a.v.), içimde gizlice tuttuğum bir şey var onu bil bakalım dedi. Peygamberimiz (Duhan sûresinin 10. ayetini içinden geçirmişti.) İbn Sayyad; “O Duhh” tur dedi. Rasûlullah (s.a.v.), defol oradan sen bir kahin olarak haddini asla aşamayacaksın. Ömer: Ey Allah’ın Rasûlü! izin ver de buynunu uçurayım dedi. Bunun üzerine Rasûlullah (s.a.v.): Bu gerçekten Deccâl ise sen onun hakkından gelemezsin, eğer o değilse onu öldürmekte bir hayır yoktur buyurdular. (Ebû Dâvûd, Melahım: 16; Müslim, Fiten: 24)
    ž Abdurrezzak diyor ki: “O değilse” demekten Deccâl’ı kastediyor.
    Tirmizî: Bu hadis hasen sahihtir.

    BÖLÜM: 64
    Ø RASÛLULLAH (S.A.V.)’IN GELECEĞE AIT BAZI HABERLERI
    2250- Câbir (r.a.)’den rivâyete göre, Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurdu: “Şu anda bu bölgede yaşayan kimselerden yüz yıl içinde kimse kalmayacaktır.” (Ebû Dâvûd, Melahım: 18; Müslim, Fedail-us Sahabe: 53)
    ž Tirmizî: Bu konuda İbn Ömer, Ebû Saîd ve Büreyde den de hadis rivâyet edilmiştir.
    Tirmizî: Bu hadis hasendir.
    2251- Abdurrahman b. Ömer (r.a.)’den rivâyet edilmiştir. Dedi ki: Rasûlullah (s.a.v.), hayatının son günlerinde bir gece bize yatsı namazını kıldırdı ve selam verince şöyle buyurdu: “Şu gecenizi görüyormusunuz? Bundan yüz sene sonra bugün şu toprağın üzerinde olanlardan hiç kimse hayatta kalmayacaktır.” İbn Ömer diyor ki: İnsanlar yüz seneye dair bu hadisleri rivâyet ederlerken Rasûlullah (s.a.v.)’in bu sözü hakkında yanlış yorumlara düştüler. Halbuki Rasûlullah (s.a.v.) bu hadisinde sahabe asrının sona ereceğini söylemek istemiştir.” (Ebû Dâvûd, Melahım: 18; Müslim, Fedail-us Sahabe: 53)
    ž Tirmizî: Bu hadis sahihtir.

    YanıtlaSil
  81. BÖLÜM: 65
    Ø RÜZGARA SÖVÜLMEMESI GEREKIR
    2252- Übey b. Ka’b (r.a.)’den rivâyete göre, Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur: “Rüzgara sövmeyin hoşlanmadığınız bir şeyle karşılaştığınızda şöyle dua edin: Ey Rabbimiz! Bu rüzgarın hayrını getireceği şeylerin hayrını ne ile emredildiyse onun da hayrını senden diler bu rüzgarın şerrinden getireceği şeylerin şerrinden ne ile emredildiyse onun da şerrinden sana sığınırız.” (Müsned: 20414)
    ž Tirmizî: Bu konuda Âişe, Ebû Hüreyre, Osman b. eb’îl Âs, Enes, İbn Abbâs ve Câbir’den de hadis rivâyet edilmiştir.
    Tirmizî: Bu hadis hasen sahihtir.
    BÖLÜM: 66
    Ø CESSASE VE DECCÂL KISSASI
    2553- Fatıma binti Kays (r.anha)’dan rivâyete göre, Peygamber (s.a.v.), minbere çıkıp gülümsedi ve şöyle konuştu: Temim-i Dâri bana bir olayı aktardı da bende sevindim ve onu size anlatmak istedim.
    Filistin halkından bazı kimseler deniz yolculuğunda gemiye binmişler fırtınaya yakalanan gemi onları bir süre başıboş dolaştırıp sonunda deniz içerisindeki adalardan birine atmıştı. Birde ne görsünler çok tüylü bir yaratık! Sen kimsin derler. Ben Cessase’yim diye cevap verir. O halde bize bildiklerinden haber ver derler. O da der ki: Ben size bir şeyler haber verecek konumda da değilim ve sizden de hiçbir haber soracak değilim. Kasabanın biraz ötesine geldik birde ne görelim! Zincire vurulmuş bir adam! Bu adam bize “Aynı Zuğar” dan bana haber verin dedi. Biz de dopdolu ve su akmaya devam ediyor dedik. Taberiye gölünden bana haber verin dedi. Bizde sularla doludur dedik. Sonra Ürdün ve Filistin arasındaki Beysan hurmalıklarından bana haber verin meyve verdi mi dedi. Biz de evet dedik bana son peygamberden haber verin gönderildi mi? dedi. Bizde evet dedik. İnsanlar o peygambere karşı nasıl davranıyorlar. Dedi. Biz de koşuyorlar adeta dedik. Bunun üzerine bir sıçrayışla sıçradı ki az kaldı zincirlerini koparıyordu. Biz de sen kimsin? Dedik. Ben Deccâl’ım dedi. Taybe’de başka her yere girecektir. Taybe’de Medîne’dir. (Müslim, Fiten: 24; Ebû Dâvûd, Melahim: 15)
    ž Tirmizî: Bu hadis Katâde’nin Şa’bî’den rivâyeti olarak hasen sahih garibtir. pek çok kimse Şa’bî’den ve Fatıma binti Kays’tan bu hadisi rivâyet etmişlerdir.

    YanıtlaSil

  82. BÖLÜM: 67
    Ø MÜSLÜMAN ALTINDAN KALKAMAYACAĞI IŞLERE GIRIŞMEMELI
    2254- Huzeyfe (r.a.)’den rivâyete göre, Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur: “Mü’minin kendisini küçük düşürmesi uygun değildir.” Ashab o kendini nasıl küçük düşürür diye sordular. Rasûlullah (s.a.v.)’de şöyle buyurdu: “Altından kalkamayacağı sıkıntılı işlere kendini sokar.” (İbn Mâce, Fiten: 21)
    ž Tirmizî: Bu hadis hasen garibtir.
    BÖLÜM: 68
    Ø ZÂLIME DE MAZLUMA DA MUTLAKA YARDIM EDILMELI
    2255- Enes (r.a.)’den rivâyete göre, Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurdu: “Kardeşin zâlim de olsa mazlumda olsa ona yardım et. Bunun üzerine biz Ey Allah’ın Rasûlü! Mazluma yardım etmeyi bildik ama zâlime niçin ve nasıl yardım edeceğiz? Buyurdular ki: Ona zulümden el çektirirsin ona yapacağın yardım işte budur.” (Ebû Dâvûd, Melahım: 17; Buhârî, Mezâlim: 4)
    ž Tirmizî: Bu konuda Âişe’den de hadis rivâyet edilmiştir.
    Tirmizî: Bu hadis hasen sahihtir.
    BÖLÜM: 69
    Ø IKLIM VE YAPILAN IŞLERIN INSAN TABIATINA TESIRLERI
    2256- İbn Abbâs (r.a.)’den rivâyete göre, Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurdu: “Çölde oturanlar kaba ve bilgisiz olur, avcılıkla uğraşanlar bazı insanî hareket ve davranışlardan gafil olurlar. İdarecilerin kapılarına ihtiyaç olmaksızın gelenler de değişik şeylerle denenir.” (Ebû Dâvûd, Sayd: 24)
    ž Tirmizî: Bu konuda Ebû Hüreyre’den de hadis rivâyet edilmiştir. Tirmizî: Bu hadis İbn Abbâs rivâyeti olarak hasen sahih garibtir. Sadece Sevrî’nin rivâyetiyle biliyoruz.
    BÖLÜM: 70
    Ø PEYGAMBER ADINA YALAN UYDURAN ATEŞTEKI YERINE HAZIRLANSIN
    2257- Abdullah b. Mes’ûd (r.a.)’ın babasından rivâyet edilmiştir. Rasûlullah (s.a.v.)’in şöyle buyurduğunu işittim: “Sizler Allah tarafından yardım görecek muzaffer olacak ve ganimetlere sahip olacaksınız ve size ülkelerin kapıları açılacaktır. Sizden her kim bu günlere ulaşırsa Allah’a karşı sorumluluk bilinci içersinde olup yolunu yordamını Allah’ın kitabıyla bulsun ve her zaman iyi ve doğru olanları emretsin, kötülüklerin her türlüsünden de sakındırsın. Kim bile bile benim hakkımda yalan yere hadis uydurursa veya yalan olan şeyleri aktarırsa Cehennem’deki yerine hazır olsun.” (İbn Mâce, Mukaddime: 5; Müslim, Mukaddime: 2)
    ž Tirmizî: Bu hadis hasen sahihtir.

    YanıtlaSil
  83. BÖLÜM: 71
    Ø FITNE KAPISI AÇILACAK MI? YOKSA KIRILACAK MI?
    2258- Huzeyfe (r.a.)’den rivâyete göre, şöyle demiştir: “Ömer (r.a.), Rasûlullah (s.a.v.)’in fitne konusunda söylediği bir şey kimin ezberinde vardır dedi. Huzeyfe ben dedi ve şöyle konuştu: Kişinin ailesi, malı, çocuğu ve komşusuyla sınanması ve denenmesidir ki kıldığı namazı, orucu, verdiği sadakası ve iyilikleri emredip kötülüklerden sakındırması bu fitneye keffâret olabilir. Ömer: Sana bunu sormuyorum deniz dalgaları gibi olacak büyük fitneden soruyorum dedi. Huzeyfe: Ey Mü’minlerin Emîrî seninle o fitne arasında kapalı bir kapı vardır dedi. Ömer; O kapı açılacak mı? Yoksa kırılacak mı? Diye sordu. Huzeyfe kırılacaktır dedi. Ömer: O halde kıyamete kadar kapanmayacaktır, dedi. Ebû Vâil Hammad’ın rivâyetinde şöyle diyor: Mesrûk’a bu kapıyı Huzeyfe’ye sor dedim. O da sordu da Huzeyfe o kapı Ömer’dir, dedi.” (Müslim: İman: 51)
    ž Tirmizî: Bu hadis sahihtir.
    BÖLÜM: 72
    Ø HAKSIZLIK YAPAN IDARECILERLE BERABER OLMAMAK ONLARA DESTEK VERMEMEK
    2259- Ka’b b. Ucre (r.a.)’den rivâyete göre, şöyle demiştir: Rasûlullah (s.a.v.) bizim yanımıza geldi biz beş ile dördün toplamı olan dokuz kişiydik bunların beşi; Arap dördü acemden idi. Rasûlullah (s.a.v.) buyurdular ki: Dinleyin! Benden sonra bir kısım idarecilerin geleceğini işittiniz mi? Kim onların yanına girer onları destekler ve yalanlarını doğru kabul eder onların haksızlıklarında onlara yardım ederse benden değildir. Bende ondan değilim bu tip kimseler havuz başında bana yaklaşamayacaklardır. Her kim de onların yanına girmez onlarla ilişki içersinde olmaz onların yaptıkları haksızlıklarında onlara yardım etmezse ve yalan söylediklerini de kabul etmezse o kimse benden, ben de ondan sayılırım ve bu kimse havuz başında bana yaklaşacaktır. (Nesâî, Biat: 36)
    ž Tirmizî: Bu hadis sahih garibtir. Bu hadisi Mis’ar’ın rivâyeti olarak sadece bu şekliyle bilmekteyiz. Harun dedi ki: Muhammed b. Abdulvehhab, Sûfyân’dan, Ebû Husayn’dan, Şa’bî’den, Âsım el Adevî’den, Ka’b b. Ucre’den bu hadisin bir benzerini bana aktarmıştı. Yine Harun diyor ki: Muhammed, Sûfyân’dan, Zübeyd’den, İbrahim’den (Nehaî değil) Ka’b b. Ucre’den, Mis’ar’ın rivâyetinin bir benzerini bana aktarmıştır.
    Tirmizî: Bu konuda Huzeyfe’den de hadis rivâyet edilmiştir

    YanıtlaSil
  84. BÖLÜM: 73
    Ø MÜSLÜMAN OLMAK AVUÇ IÇINDE ATEŞ TUTMAK GIBI MI OLACAK?
    2260- Enes b. Mâlik (r.a.)’den rivâyete göre, Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurdu: “İnsanların üzerine öyle bir zaman gelecek ki dininin gereklerini yerine getirme konusunda dirençli davranıp müslümanca yaşayan kimse avuç içerisinde ateş tutan kimse gibi olacaktır.” (Tirmizî rivâyet etmiştir.)
    ž Bu hadis bu şekliyle garibtir.
    Ömer b. Şakir; Basralı bir ihtiyar olup kendisinden pek çok ilim adamı hadis rivâyet etmiştir.
    BÖLÜM: 74
    Ø KIBIRLI KIBIRLI YÜRÜNDÜĞÜNDE NE OLACAK?
    2261- İbn Ömer (r.a.)’den rivâyete göre, Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurdu: “Ümmetim kibirli kibirli yürüdüğü ve kral çocukları iran ve Rum çocukları hizmet ettiği zaman kötüler iyi insanların başına bela olacaktır.” (Tirmizî rivâyet etmiştir.)
    ž Tirmizî: Bu hadis garibtir. Bu hadisi Ebû Muaviye, Yahya b. Saîd el Ensarî’den rivâyet etmiştir. Aynı hadisi bize Muhammed b. İsmail el Vasitî, Ebû Muaviye vasıtasıyla Yahya b. Saîd’den, Abdullah b. Dinar’dan ve İbn Ömer’den benzeri şekilde rivâyet etmiştir. Ebû Muaviye’nin, Yahya b. Saîd’den, Abdullah b. Dinar’dan ve İbn Ömer’den rivâyetinin aslı bilinmemektedir. Bilinen Musa b. Ubeyde’nin rivâyetidir. Mâlik b. Enes bu hadisi Yahya b. Saîd’den mürsel olarak rivâyet etmiş ve bu rivâyetinde “Abdullah b. Dinar ve İbn Ömer’den” denilmemiştir.
    BÖLÜM: 75
    Ø BAŞLARINA KADIN IDARECI GEÇIREN TOPLUMLAR NE OLUR?
    2262- Ebû Bekre (r.a.)’den rivâyete göre, şöyle demiştir: Rasûlullah (s.a.v.)’den duyduğum bir hadisle Allah, Beni Cemel vakasına katılmaktan korudu. Kisra ölünce Rasûlullah (s.a.v.), yerine kim geçirildi diye sordu “Kızını” dediler. Bunun üzerine Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurdu: “Başlarına bir kadını idareci olarak geçiren bir toplum asla kurtuluşu elde edemeyecektir.” Ebû Bekre şöyle devam etti: “Âişe, Basra’ya gelince Rasûlullah (s.a.v.)’in bu sözünü hatırladım ve bu hadisle Allah beni bu hâdiselere karışmaktan korumuş oldu.” (Nesâî, Kudad: 8)
    ž Tirmizî: Bu hadis hasen sahihtir.

    YanıtlaSil
  85. BÖLÜM: 76
    Ø IYILER VE KÖTÜLER NASIL KIMSELERDIR?
    2263- Ebû Hüreyre (r.a.)’den rivâyete göre, Rasûlullah (s.a.v.) oturmakta olan bazı kimselerin başında durdu ve şöyle buyurdu: Dikkatlice dinleyin sizin iyilerinizi ve kötülerinizden ayırıp size bildireyim mi? Herkes sustu Rasûlullah (s.a.v.), bu sözü üç kere tekrarladı. Bir adam evet ey Allah’ın Rasûlü! bizim hayırlı ve şerli olanlarımızı bize bildir dedi. Bunun üzerine Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurdu: “İyi olanınız iyiliği umulan ve kötülüğünden emin olunan kişidir. Kötü olanınız da iyiliği umulmayan ve kötülüğünden de emin olunmayan kişidir.” (Tirmizî rivâyet etmiştir.)
    ž Tirmizî: Bu hadis hasen sahihtir.
    BÖLÜM: 77
    Ø IDARECILERIN IYILERI VE KÖTÜLERI HANGI KIMSELERDIR?
    2264- Ömer b. Hattâb (r.a.)’den rivâyete göre, Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurdu: “İdarecilerinizin iyilerini ve kötülerini size bildireyim mi? İyileri o kimselerdir ki onlar sizi severler sizde onları seversiniz siz onlara dua eder onlarda size dua ederler. Devlet adamlarınızın kötüleri ise öyle kimselerdir ki siz onları sevmez onlara düşmanlık beslersiniz onlar da sizi sevmez size düşmandırlar. Siz onlara onlarda sizi sevmez size düşmandırlar. Siz onlara onlarda size lanet ederler.” (Tirmizî rivâyet etmiştir.)
    ž Tirmizî: Bu hadis hasen garibtir. Bu hadisi sadece Muhammed b. ebî Humeyd’in rivâyetiyle bilmekteyiz. Muhammed ise hafızası yönünden zayıf sayılmıştır.
    BÖLÜM: 78
    Ø NAMAZ KILDIĞI SÜRECE IDARECIYLE ÇATIŞILMAZ
    2265- Ümmü Seleme (r.a.)’den rivâyete göre, Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurdu: Başınıza bazı idareciler gelecek onların bazı yaptıklarını hoş görecek bazısından da hoşlanmayacaksınız reddeden kişi kendisini kurtarır, hoşlanmayan kişi rahat ve huzura erer fakat razı olup onlara uyan kimseler zarar görürler. Denildi ki: Ey Allah’ın Rasûlü! onlara karşı savaşmalı değilmiyiz? Rasûlullah (s.a.v.); “Namaz kıldıkları sürece hayır” buyurdular. (Ebû Dâvûd, Sünnet: 21)
    ž Tirmizî: Bu hadis hasen sahihihtir

    YanıtlaSil
  86. ž Tirmizî: Bu hadis hasen sahihihtir.
    2266- Ebû Hüreyre (r.a.)’den rivâyete göre, Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurdu: “İdarecileriniz iyi kimselerden, zenginleriniz cömert kişilerden olduğu ve işleriniz aranızda istişare ile yürütüldüğü durumda yeryüzünde yaşamanız toprak altına gitmenizden daha hayırlıdır. Ama idarecileriniz kötülerinizden zenginleriniz cimrilerinizden işleriniz de kadınlara teslim edildiği zaman yerin altı (kabir) size üstünden (yaşamaktan) daha hayırlıdır.” (Buhârî, Fiten: 18)
    ž Tirmizî: Bu hadis garib olup sadece Salih b. Mürrî’nin rivâyetiyle bilmekteyiz. Salih’in rivâyetleri arasında kendisine uyulmayacak garib hadisleri vardır. Kendisi Salih bir insandır.
    BÖLÜM: 79
    Ø BOZUKLUK DÖNEMLERINDE IBADET VE KULLUĞUN DEĞERI
    2267- Ebû Hüreyre (r.a.)’den rivâyete göre, Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurdu: “Siz öyle bir zamandasınız ki sizden kendisine emredilenin onda birini terk eden kimse helak olmuş olur. Sonra öyle bir zaman gelecek ki o zamanda kendisine emredilenin onda birini yapan kimse ise kurtulacaktır.” (Ebû Dâvûd, Sünnet: 21; Buhârî, Fiten: 18)
    ž Tirmizî: Bu hadis garib olup sadece Nuaym b. Hammad’ın, Sûfyân b. Uyeyne’den rivâyeti olarak bilmekteyiz.
    Tirmizî: Bu konuda Ebû Zerr ve Ebû Salih’den de hadis rivâyet edilmiştir.
    2268- İbn Ömer (r.a.)’den rivâyete göre, şöyle demiştir: “Rasûlullah (s.a.v.), minberin üzerinde doğruldu ve doğu tarafını işaret ederek, işte bu taraf fitnelerin karışıklıkların yeridir, güneşin doğduğu yer veya şeytanın güneşe tapanları saptırdığı yön demek istediler.” (Buhârî, Fiten: 16; Müslim, Fiten: 16)
    ž Tirmizî: Bu hadis hasen sahihtir.
    2269- Ebû Hüreyre (r.a.)’den rivâyete göre, şöyle demiştir: Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurdu: “Horasandan siyah sancaklar çıkacak hiçbir güç onların hakkından gelemeyecek sonunda o sancaklar İliya’ya (Kudus’e) dikilecektir.” (Tirmizî rivâyet etmiştir.)
    ž

    YanıtlaSil
  87. Sayfa: 409

    1. Bir kimse sofradan düşeni yerse kendisinden fakirlik, çocuklarından da ahmaklık gider.
    Ravi: Hz. İbni Abbas (r.anhüma)

    2. Bir kimse sofradan düşeni yerse sevimli çocukla merzuk olur.
    Ravi: Hz. İbni Abbas (r.anhüma)

    3. Bir insan yer doyar, içer kanar ve şunu söylerse: "Elhamdülillahillezî et'amenî ve eşbe'anî ve sekânî ve ervânî" anasından doğduğu gün gibi günahlarından çıkar.
    Ravi: Hz. Ebû Mûsa (r.a.)

    4. Bir kimse haramdan bir lokma yerse, kırk gün namazı kabul olunmaz ve kırk sabah duası kabul olmaz. Haramın bitirdiği et Cehenneme daha layıktır ve haramın bir lokması da et bitirir.
    Ravi: Hz. İbni Mes'ud (r.a.)

    5. Bir kimse Medine'nin şarkı ile garbı arasındaki mahsulden, sabah aç karnına yedi hurma yerse, ona akşama kadar sihir ve zehir tesir etmez. Akşam yerse sabaha kadar zehir zarar vermez.
    Ravi: Hz. Amir İbni Saad (r.a.)

    6. Bir kimse yemek yediği kabı yalarsa (sünnetlerse) kab ona istiğfar eder.
    Ravi: Hz. Nubeyşe El Hüzeli (r.a.)

    7. Bir kimse çalınan şeyi bile bile yerse, günahta hırsıza ortak olur.
    Ravi: Hz. Meymune binti saad r,a

    8. Sizden biri aşûre gününde oruç yedi ise farkına varınca günün kalanını yemesin. Yemeyenler de oruç tutsun.
    Ravi: Hz. Muhammed İbni Sayfi (r.a.)

    9. Bir kimseye Allah (z.c.hz.) bir nimet verirse "Elhamdülillah"ı çoğaltsın. Kimin kaygısı artarsa "Estağfirullah" desin. Rızkı geciken de "Lâ havle velâ kuvvete illâ billah" sözünü çoğaltsın. Bir kimse misafirken izinsiz oruç tutmasın ve bir kimse misafirken gösterilen yere otursun. Zira ev sahibi evlerin âdetini daha iyi bilir. Allah'ın gadab ettiği bir günah, sahibine kin, hased ve ibadette tenbellik ve rızık hususunda da darlık sebebi olur.
    Ravi: Hz. Ebû Hüreyre (r.a.)

    10. Bir kimse halk kızdığı halde Allah rızasını isterse Allah ondan razı olur. Sonra halkı da ondan razı eder. Kim de Allah'ı gadab ettirerek insanların rızasını isterse, Allah ona gadab eder ve halkı da ona hasım kılar.
    Ravi: Hz. Âişe (r.anha)

    11. Bir kimse halk kızdığı halde Allah'ın rızasını isterse, Allah halktan gelen şer ve fitneye karşı onu korur ve ona yeter. Kim de Allahı gazablandırarak insanların rızasını isterse, onu halka bırakır ve bir şeyine karşımaz.
    Ravi: Hz. Âişe (r.anha)

    12. Bir kimse halk sena etsin diye, Allah'a isyan teşkil eden işler yaparsa, insanlardan evvelce kendisini öven, sonra da zem eden bir kimse olur.
    Ravi: Hz. Âişe (r.anha)

    13. Haya örtüsünü atanı gıybet etmekten mes'uliyet yoktur.
    Ravi: Hz. Enes (r.a.)

    YanıtlaSil
  88. Şüphesiz ki insan, kendisini ihtiyçtan uzak görünce azgınlaşıverir.Alâk Suresi 96:6-7.
    Çocukları ihtiyarlatan bir gün .Müzemmil Suresi, 73:17.Her gelecek olan yakındır.İbn-Mace ,Mukaddime,7:46.
    Hevâ ve heveslerini kendisine mabud edinen kimse...Furkan Suresi,25:43.
    Risale-i Nur'da Geçen Ayet ve Hadis Mealleri.sy.246,247,251.

    YanıtlaSil
  89. "...Benim âyetlerimi, az bir dünya menfaatiyle değiştirmeyin...
    Bakara Suresi,2:41.
    Ölüm kesin bir gerçektir.
    O her şeye kadirdir.Her şeye yapmaya gücü yeter.
    Gökleri ve yeri yoktan var eden Allah hakkında şüphe olurmu?..
    İbrahim Suresi, 14,10.
    Kıyametin gerçekleşmesi göz açıp kapayıncaya kadar, yahut ondan daha yakındır...
    Nahl Suresi.16:77.
    Risale-i Nur'da Geçen Âyet ve Hadis Meâlleri.sy.244,245.

    YanıtlaSil
  90. Sayfa: 472

    1. Ümmetimden bir taife, Allahın emrile hareket etmekte devam eder. Onlar hak üzerinde oldukları halde, kıyamet kopana kadar kendilerini terk eden ve muhalefet eden kimsenin onlara bir zararı dokunmaz. Taki Allahın emri gelinceye kadar onlar insanlara galibtirler.
    Ravi: Hz. Muaviye (r.a.)

    2. Ümmetimden bir taife, kendilerine düşmanlık edenlere galip oldukları halde, Hak üzerine mücadelede devam ederler. Hatta onların sonuncusu mesihüd deccal ile harp eder.
    Ravi: Hz. İmran (r.a.)

    3. Ümmetimden bir taife, kıyamet kopuncaya kadar yardım görmekte devam eder. Kendilerini terkedenlerin ayrılmaları da onlara bir zarar vermez.
    Ravi: Hz. Muaviye İbni Kırra (r.a.)

    4. Ümmetim dininde basiretli olmakta devam eder. Taki yahudiler gibi, akşam namazı için yıldız çıkmasını beklemedikçe, nasraniler gibi de sabahda yıldızların kaybolmasını beklemedikçe ve cenazeyi de sahiplerine bırakmadıkça. (Cenazeyi teşyi etmeyi bırakmadıkça)
    Ravi: Hz. Hars İbni Vehb r.a

    5. Hilafet beni Ümeyyede deva eder, bir defa ellerinden (Abbasilerce) süratle çakilip alınıncya kadar. Onlardan çıkınca da hayattan hayır yoktur.
    Ravi: Hz. Sevban (r.a.)

    6. "La ilahe illallah" kelimesi halktan gadabı men etmekte devam eder, dünyaları düzelip de dinden gideni ehemmiyetsiz görmedikçe. O zaman bu kelimeyi söylediklerinde kendilerine "Yalan söylüyorsunuz. Siz onun ehli değilsiniz" denilir.
    Ravi: Hz. Zeyd İbni Erkam (r.a.)

    7. Ümmet şeriatı hasene üzerine devam eder, aralarında şu üç hal zahir olmadıkça; İlim kendilerniden alınmadıkça, aralarında habis veled çoğalmadıkça, "Sakkarun" aralarında zahir olmadıkça, Dediler ki: "Sakkarun nedir?" Buyurdu ki, bunlar içmeden sarhoş olanlardır. Ahir zamanda gelirler, birbirlerile karşılaştıklarında aralarındaki selamları lanetleşmektir.
    Ravi: Hz. Muaz İbni Enes (r.a.)

    8. Kıyamet gününde şu beş şeyden hesap vermedikçe Adem oğlunun ayakları Rabbının huzurundan ayrılmaz: Ömrünü nerede ifna etti. Gençliğini nasıl geçirdi. Malını nasıl kazandı. Malını nereye harcadı. İlmi ile nasıl amel etti.
    Ravi: Hz. İbni Mes'ud (r.anhüma)

    9. Kulun ayakları ayrılmaz, şu dört şeyden sual olmadıkça: Ömrünü nerede ifna etti. İlmi ile nasıl amel etti. Malını nerede kazandı, nasıl harcadı. Cismini nerede çürüttü.
    Ravi: Hz. Berze (r.a.)

    10. Bir adama karısını niye dövüyor diye sorma. Kime itimad ediyor kime itimad etmiyor diye de sorma. Vitri kılmadan da uyuma
    Ravi: Hz. Ömer r.a

    YanıtlaSil
  91. "Sakın ha, duyduğu her sözü yayan , işittiği her sırrı ifşa eden biri olmayın!Böyle yaptığınız taktirde, taşımakta zorlanacağınız belaların, üstünüzden uzun süre gitmeyecek ağır fitnelerin sizi beklediğini unutmayın!.Hz Ali.r.a.
    Bölüşürsek tok oluruz, bölünürsek yok oluruz.Yunus Emre.
    Lalegül Dergisi.sayı.69.kasım 2018.sy.81.

    YanıtlaSil
  92. Sayfa: 193

    1. İman çıplaktır. Süsü haya, elbibesi takva ve sermayesi de fıkıhtır.
    Ravi: Hz. Ebû Hüreyre (r.a.)

    2. İman Yemenlidir. Onlar Bendendir ve Bana kavuşacaklardır. Mesafe uzaktır. Yakında size yardımcı olmak için gelecekler. Onlara hayırlı olmanızı emrediyorum.
    Ravi: Hz. İbni Amr (r.anhüma)

    3. İman, haramlardan ve tamâ'lardan afiftir. (İmanlı kimse) bunlara bulaşmaz.
    Ravi: Hz. Muhammed İbni Nadr (r.a.)

    4. Kadere iman, tevhidin nizamıdır.
    Ravi: Hz. Ebû Hüreyre (r.a.)

    5. Kadere iman, hemmi ve hüznü giderir.
    Ravi: Hz. Ebû Hüreyre (r.a.)

    6. İman kalbde sabittir. Yakinde hatarattır. (Yani semeresi gelici geçici şekildedir.)
    Ravi: Hz. Saad (r.a.)

    7. İman çıplaktır. Elbisesi takva, süsü haya, sermayesi fıkıh ve meyvası da ameldir.
    Ravi: Hz. İbni Mes'ud (r.anhüma)

    8. İman iki eşit parçadır. Yarısı sabır, yarısı şükürdür.
    Ravi: Hz. Enes (r.a.)

    9. İman ile amel, bir karında şeriklerdir. Allah (z.c.hz) leri biri olmayınca diğerini kabul etmez.
    Ravi: Hz. Ali (r.a.)

    10. İman demek, namaz demektir. Kim ki namaz için kalbini boşaltır ve o namazı itina ile, vaktine ve sünnetine dikkat ederek muhafaza ederse, işte o mümindir.
    Ravi: Hz. Ebû Said (r.a.)

    11. İman üçyüz otuz kısımdır. Kim onlardan birini layıkı ile öderse Cennete girer.
    Ravi: Hz. Mugire (r.a.) dedesinden

    12. İman, yetmiş küsur şubedir. Efdali "La ilahe illallah" sözü ve en aşağısı da, eza verecek bir şeyi, yoldan kaldırmaktır. Haya da imandan bir şubedir.
    Ravi: Hz. Ebû Hüreyre (r.a.)

    13. İman, altmış küsur şubedir. "Haya" da imandan bir şubedir.
    Ravi: Hz. Ebû Hüreyre (r.a.)

    14. İman, yetmiş-yetmiş iki yapıdır. Ve en efdalı "La ilahe illallah" ve en aşağısı, yoldan eza verecek bir şeyi kaldırmaktır. Haya da ondan bir şubedir.
    Ravi: Hz. Ebû Hüreyre (r.a.)

    YanıtlaSil
  93. Riyakâr, memnun ettiiğin zaman, seni sende bulunmayan vasıflarla anan, darılttığın zaman yine seni sende bulunmayan kötülüklerle anıp anlatandır.
    İmâm-ı Şafi (Rahmetullahi aleyh)
    Lalegül Dergisi.sayı.69.Kasım 2018.sy.81.

    YanıtlaSil
  94. Sayfa: 193

    1. İman çıplaktır. Süsü haya, elbibesi takva ve sermayesi de fıkıhtır.
    Ravi: Hz. Ebû Hüreyre (r.a.)

    2. İman Yemenlidir. Onlar Bendendir ve Bana kavuşacaklardır. Mesafe uzaktır. Yakında size yardımcı olmak için gelecekler. Onlara hayırlı olmanızı emrediyorum.
    Ravi: Hz. İbni Amr (r.anhüma)

    3. İman, haramlardan ve tamâ'lardan afiftir. (İmanlı kimse) bunlara bulaşmaz.
    Ravi: Hz. Muhammed İbni Nadr (r.a.)

    4. Kadere iman, tevhidin nizamıdır.
    Ravi: Hz. Ebû Hüreyre (r.a.)

    5. Kadere iman, hemmi ve hüznü giderir.
    Ravi: Hz. Ebû Hüreyre (r.a.)

    6. İman kalbde sabittir. Yakinde hatarattır. (Yani semeresi gelici geçici şekildedir.)
    Ravi: Hz. Saad (r.a.)

    7. İman çıplaktır. Elbisesi takva, süsü haya, sermayesi fıkıh ve meyvası da ameldir.
    Ravi: Hz. İbni Mes'ud (r.anhüma)

    8. İman iki eşit parçadır. Yarısı sabır, yarısı şükürdür.
    Ravi: Hz. Enes (r.a.)

    9. İman ile amel, bir karında şeriklerdir. Allah (z.c.hz) leri biri olmayınca diğerini kabul etmez.
    Ravi: Hz. Ali (r.a.)

    10. İman demek, namaz demektir. Kim ki namaz için kalbini boşaltır ve o namazı itina ile, vaktine ve sünnetine dikkat ederek muhafaza ederse, işte o mümindir.
    Ravi: Hz. Ebû Said (r.a.)

    11. İman üçyüz otuz kısımdır. Kim onlardan birini layıkı ile öderse Cennete girer.
    Ravi: Hz. Mugire (r.a.) dedesinden

    12. İman, yetmiş küsur şubedir. Efdali "La ilahe illallah" sözü ve en aşağısı da, eza verecek bir şeyi, yoldan kaldırmaktır. Haya da imandan bir şubedir.
    Ravi: Hz. Ebû Hüreyre (r.a.)

    13. İman, altmış küsur şubedir. "Haya" da imandan bir şubedir.
    Ravi: Hz. Ebû Hüreyre (r.a.)

    14. İman, yetmiş-yetmiş iki yapıdır. Ve en efdalı "La ilahe illallah" ve en aşağısı, yoldan eza verecek bir şeyi kaldırmaktır. Haya da ondan bir şubedir.
    Ravi: Hz. Ebû Hüreyre (r.a.)

    YanıtlaSil


  95. MÂVERDÎ

    (الماوردي)

    Ebü’l-Hasen Alî b. Muhammed b. Habîb el-Basrî el-Mâverdî (ö. 450/1058)

    Siyaset ve ahlâk nazariyeleriyle tanınan Şâfiî fakihi.

    364’te (974-75) Basra’da doğdu. Babası gül suyu (mâü’l-verd) işiyle uğraştığı için Mâverdî lakabıyla tanındı. İlk fıkıh eğitimini memleketinde Mu‘tezile âlimi Abdülvâhid b. Hüseyin es-Saymerî’den aldı. 398 (1008) yılından önceki bir tarihte Bağdat’a giderek Ebû Hâmid el-İsferâyînî, Ebû Muhammed Abdullah b. Muhammed el-Bâfî ve diğer bazı âlimlerden ders okudu. Ebû Ali Hasan b. Ali el-Cebelî, Muhammed b. Adî el-Minkarî ve Ebü’l-Kāsım İbnü’l-Mâristânî’nin aralarında bulunduğu ulemâdan hadis dinledi. Hanefî fakihi Kudûrî’den yararlandı. Nîşâbur yakınlarındaki Üstüvâ’da ve diğer bazı yerlerde kadılık yaptıktan sonra Bağdat’a döndü. Fıkıh, usûl-i fıkıh, tefsir ve ahlâk dersleri verdi, hadis rivayet etti. Basra Camii’nde de bir halkası olduğu anlaşılmaktadır (Edebü’d-dünyâ, s. 390). Kariyerinde birbirlerine babaoğul kadar yakın olduklarını söylediği (İbnü’l-Cevzî, VIII, 26), İbn Ebü’ş-Şevârib ailesinin en son kādılkudâtı Ahmed b. Muhammed b. Abdullah’ın katkısı olsa gerektir. Kendisinden fıkıh öğrenen ve hadis dinleyenler arasında Hatîb el-Bağdâdî ve Ebü’l-Fazl İbn Hayrûn gibi önemli şahsiyetler bulunmaktadır

    YanıtlaSil

  96. Mâverdî, Kāim-Biemrillâh tarafından 422 (veya 423/1032), 428 (1037) ve 435 (1043-44) yıllarında Büveyhî emîrleri Ebû Kâlîcâr, Celâlüddevle ve Selçuklu Sultanı Tuğrul Bey’e gönderilen diplomatik heyetlerde görevlendirildi. Emîrlerin ikram ve ihsanına mazhar oldu. Kadılık maaşı yanında elde ettiği bu tür gelirler sayesinde refah içinde yaşadı. Elçilikleri sırasında hükümdarlara doğru bildiği hususlarda eleştiriler yöneltmekten çekinmedi. Nitekim 1032’de Ebû Kâlîcâr’ın “sultân-ı a‘zam” ve “mâlikü’l-ümem” unvanlarını almak istemesine bunların hilâfet makamına lâyık olduğu gerekçesiyle karşı çıktı (kendisinin aktardığı bir örnek için bk. Teshîlü’n-nažar, s. 221-222). Halife, 429 Ramazanında (Haziran 1038) Celâlüddevle’ye “şâh-ı şâhân” unvanını verince halkın tepkisini çekti. Gelişmeler üzerine mesele hakkında fetvası istenen âlimler arasında bulunan Mâverdî, Celâlüddevle’ye yakınlığıyla tanınmasına rağmen buna karşı çıktı; dinî gayretten kaynaklanan bu tavrı sebebiyle emîrin bile takdirini kazandı (İbnü’l-Cevzî, VIII, 65-66, 97-98, 116, 233; İbn Kesîr, XII, 33, 43-44, 51). Ancak halifenin aynı yıl Mâverdî’ye İslâm tarihinde ilk defa olarak “akda’l-kudât” unvanını vermesi ilginçtir. 437’de (1045-46) Reîsürrüesâ İbnü’l-Müslime’nin vezirliğe getirilmesinden sonra siyaset sahnesinden çekilen Mâverdî tamamen tedrîs ve telif faaliyetleriyle meşgul oldu. 30 Rebîülevvel 450 (27 Mayıs 1058) tarihinde Bağdat’ta vefat eden Mâverdî’nin cenazesi Bâbüharb semtindeki kabristana defnedildi. Mâverdî kaynaklarda vakar, hilim, hayâ, tevazu, ihlâs, feraset ve üstün zekâ sahibi olarak nitelenir. Hatîb el-Bağdâdî ve İbnü’l-Cevzî onu sika, Zehebî ve İbn Hacer el-Askalânî sadûk kabul etmektedir.

    YanıtlaSil


  97. İbnü’s-Salâh eş-Şehrezûrî, tefsirinde ortaya koyduğu bazı görüşlerin Basralılar’ın temayülüne uygun olarak Mu‘tezile’ninkilerle örtüştüğü gerekçesiyle Mâverdî’yi gizli i‘tizâl ile itham etmiş, ancak mutlak Mu‘tezilî saymamış, bu sebeple kendisinden fıkıh ve hadis konularında birçok nakilde bulunmuştur (Ŧabaķātü’l-fuķahâǿi’ş-ŞâfiǾiyye, II, 638-639). Yâkūt el-Hamevî onun fürûda Şâfiî, usulde Mu‘tezilî olduğu kanaatindedir (MuǾcemü’l-üdebâǿ, XV, 53). Aslında müctehidlik mertebesine erişen Mâverdî’nin Mu‘tezile ve Eş‘ariyye’nin bayraktarlığını yapan çağdaşları Kādî Abdülcebbâr, Ebû İshak el-İsferâyînî ve Bâkıllânî gibi kelâmcıların cüz’iyyâtla ilgili bazı görüşleri arasında tercihte bulunması tabii karşılanmalıdır. Nassa öncelik veren hadisçilerin aklî mülâhazalarla farklı görüşleri benimseyen âlimlere i‘tizâl ve teşeyyu‘ ithamında bulunmasına sıkça rastlandığı bilinmektedir. Kādir-Billâh da 420 yılının 18 Şâban, 20 Ramazan ve 1 Zilkade (1 Eylül, 2 Ekim, 11 Kasım 1029) tarihlerinde toplumun ileri gelenlerini huzuruna çağırmış, Mu‘tezile ve Şîa’ya reddiye mahiyetinde olup er-Resâǿilü’l-Ķādiriyye adıyla anılan yazılı görüşlerini dinleterek mutabakatlarını almıştır. Kāim-Biemrillâh da 433 (1041-42) yılında aynı şeyi tekrarlamıştır (İbnü’l-Cevzî, VIII, 41, 109-111; İbn Kesîr, XII, 26, 49). Büyük ihtimalle bu toplantılara katılan Mâverdî’nin Mu‘tezile taraftarlığı yapması beklenmemelidir. Ayrıca hadislerden hareketle sünnetullaha aykırı mûcizeleri ve cennetin hâl-i hâzırda yaratılmışlığını kabullenerek halku’l-Kur’ân’ı reddetmesi, Allah’ın zâtının tek, sıfatlarının kadîm olduğu görüşünü benimsemesi,

    YanıtlaSil

  98. cilt: 28; sayfa: 181
    [MÂVERDÎ - Cengiz Kallek]

    Kur’an’ın sünnetle neshedilemeyeceğini savunması gibi konularda Mu‘tezile’den ayrılmaktadır.

    “Ashâbü’l-vücûh”tan olan ve Şâfiî mezhebinin hâfızı sayılan Mâverdî’ye göre ictihad farz-ı kifâyedir; yeterli olmayanlara yüklenirse kargaşa ve fesat çıkar, ehil olanlar kaçınırsa şeriat duraklar, ilim söner (el-Ĥâvi’l-kebîr, I, 142). Öncekilerin görüşlerine uyması yönündeki bir uyarıya ictihadı taklide tercih ettiği şeklinde karşılık verdiğine dair rivayet (Yâkūt, XV, 55) meseleye bakışını yansıtmaktadır. Müctehid kadı için farklı mezheplerden tercihi câiz görmesi de taassuba saplanmadığını göstermektedir (Edebü’l-ķādî, I, 644). Hadis ilmine hassasiyetle yaklaştığı anlaşılan Mâverdî, icâzet ve mükâtebe yoluyla rivayeti hadis yolculuğunu önleyeceği gerekçesiyle reddetmiştir (el-Ĥâvi’l-kebîr, I, 153-154).

    Talebelerinden Basra Kadısı Ebü’l-Ferec İbn Ebü’l-Bekā Mâverdî’nin bütün kitaplarının râvisidir. Eserlerinin hayatta iken yayılmasına izin vermediği şeklindeki rivayet herhalde doğru değildir. Çünkü en-Nüket ve’l-Ǿuyûn’u Harîrî’ye, Edebü’d-dünyâ ve’d-dîn ve el-Aĥkâmü’s-sulŧâniyye’yi Ebû Ali Hasan b. Ahmed el-Katîî’ye okuttuğu (İbn Hayr, s. 59; İbnü’s-Salâh, I, 234), son eseriyle el-İķnâǾı halifeye takdim ettiği bilinmektedir. Ķavânînü’l-vizâre’yi de -mukaddimesindeki ifadelere bakılırsa- ya Kāim-Biemrillâh’ın veziri Reîsürrüesâ İbnü’l-Müslime’ye veya Celâlüddevle’nin veziri Hibetullah b. Ali İbn Mâkûlâ’ya sunmuş olmalıdır.

    YanıtlaSil


  99. Görüşleri. 1. Ahlâk. Ahlâkın ve dinî mükellefiyetin esası olması bakımından aklın dinden önce geldiğini savunan Mâverdî, muhtemelen iktidar sahiplerinin -özellikle bir kısım Emevî yöneticilerinin yaptığı üzere- bazı yanlış davranış ve haksız uygulamalarını ilâhî takdirin gereği gibi göstererek meşrulaştırmaya çalışmalarına imkân vermemek için ahlâkı “insanın nefsinde gizli olup çeşitli sebeplerle dışa vuran kişilikle (ahlâku’z-zât) iradeli davranışlar” (ef‘âlü’l-irâde) şeklinde tanımlamaktadır. Kişiliğin de fıtrattan kaynaklanan (garîzî) ve sonradan kazanılan (müktesep) huylar olarak iki boyutu vardır. Ona göre mutlak anlamda erdemli veya kötü insan yoktur. Erdemli faziletlerinin, kötü ise rezilliklerinin baskın olduğu kimsedir. Esas övgüye lâyık erdemler kişinin kendi çabalarıyla edindikleridir. Hem din hem dünya maslahatlarını kapsaması bakımından beşerî mertebelerin en şereflisi olan nübüvvet makamına ahlâkî faziletleri en kâmil ve soyu en şerefli kişiler seçilmiştir. Konumu itibariyle ondan sonra gelen imam ve emîrin de nübüvvet hasletleriyle şekillenmesi vâcip olup bu makamlara râşid halifeler gibi erdemlere sahip şahsiyetler getirilmelidir (Teshîlü’n-nažar, s. 101-105, 134-135). Bu yaklaşım siyasetin en değerli meslek olarak gösterilmesinin gerekçesini de ortaya koyar. Mâverdî’nin, köklerinin asaleti ve himmetlerinin yüceliği bakımından hükümdarlarda yaratılıştan gelen erdemlerin avama kıyasla daha çok bulunduğunu ve daha fazla dışa vurduğunu ileri sürmesi, avam-havas ayırımcılığının genel kabul gördüğü seçkinci Abbâsî sosyopolitik kültür ortamından etkilendiğini gösterir gibidir (M. Âbid el-Câbirî, el-ǾAķlü’s-siyâsiyyü’l-ǾArabî, s. 343). Ayrıca halife olacak kimselerde nesep (Kureşîlik) şartı aramasında, hem soydan gelen fıtrî erdemlerin baskınlığına hem devletin kuruluşu ve bekasında asabiyetin gerekliliği anlayışına örtülü bir işaret olabilir. Mâverdî, hükemâya uyarak edebi farzların edasını sağlayan şeriat edebi ve ülkenin bayındırlığını gerçekleştiren siyaset edebi şeklinde ikiye ayırıp her ikisinin de adalete yöneldiğini, adaletin işlevinin siyasal barış ve ülkenin bayındırlığı olduğunu, farzları terkedenin kendisine, ülkeyi tahrip edenin ise başkalarına zulümde bulunacağını belirtmektedir (Edebü’d-dünyâ, s. 202-203).

    YanıtlaSil

  100. 2. Toplumbilim. Mâverdî’ye göre beşer tabiatı uzlaşmacı değildir. Dolayısıyla Allah birbirlerini tamamlayıp kaynaşmalarını ve uzlaşmalarını sağlamak için insanları çeşitli sınıflara ayırmış ve farklı konumlarda yaratmıştır (AǾlâmü’n-nübüvve, s. 42). Eğer insanların durumu aynı olsaydı birbirlerinden yararlanamazlardı; ihtiyaçları ve kendi kendilerine yetersizlikleri sebebiyle yok olurlardı. Çünkü insan bütün canlılar arasında en muhtaç olanıdır; hayvanların aksine hemcinsine bağımlı olup yardımlaşma güdüsü tabiatının ayrılmaz vasfıdır. İhtiyaç ve yetersizlik kendisini zenginliğin azgınlığından ve gücün bozgunculuğundan korur. Allah ihtiyaçlarını giderebilmesi için sebepler, yetersizliğini aşabilmesi için meslekler yaratmıştır; her fert bunları aklı ve maharetiyle bulur. İhtiyaçların karşılanmasında yardımlaşmanın keyfiyetini belirleyici unsur ilham değil akıldır (Edebü’d-dünyâ, s. 33, 196-197, 200, 305-306). Bu noktada Mâverdî’nin, muhtemelen yaygınlaşan Bâtınîliğe tepki olarak ilhamın aslî bilgi kaynağı veya bilinenleri ispat aracı sayılamayacağını savunduğu vurgulanmalıdır (AǾlâmü’n-nübüvve, s. 25). Mâverdî, topluluğun ve devletin ortaya çıkışını sadece üretim ilişkilerinin yönlendirdiği tabii bir süreç şeklinde değil Allah’ın takdir ve tedbiri olarak algılamaktadır.

    YanıtlaSil


  101. Müellif, toplumsal yaşamın dirlik ve düzeni için ferde gerekli üç temel unsuru şöyle sıralamaktadır: a) İtaatkâr nefis. Bu hem idare eden hem idare edilen için önemlidir, çünkü nefsine hâkim olamayan başkalarına da hâkim olamaz. b) Toplayıcı bağ. Kaynaşma başta şümullü toplumsal birlikteliğe ve maslahat birliğine götüren, dayanışma ruhu aşılayan din olmak üzere soy, hısımlık, dostluk ve yardım severlikle sağlanır. Hemcinsleriyle kaynaşamayan kişi insanların kırıcılık ve çekemezlik gibi kötü huylarından korunamaz. c) Yeterli maddiyat. Bu husus, medenî toplumun kurulmasının sebeplerinden olan ihtiyaç maddelerinin üretimindeki dayanışma ve iş bölümünü kapsamaktadır. Mâverdî, aslında çeşitli meslekleri icra ederek geçimini sağlamanın medenî toplumun kurucu ve koruyucu unsurlarından olduğunu ima ederken kazanç için çalışmayı tevekküle aykırı gören ve zalim sultana hizmeti haram sayan bazı zâhidlere karşı çıkmaktadır (Edebü’d-dünyâ, s. 220-330; Teshîlü’n-nažar, neşredenin girişi, s. 47-51).

    Yunan filozoflarının da etkisiyle sosyolojideki ihtiyaç doktrininin savunuculuğunu yapan Mâverdî’ye göre insanlar arasındaki işlemlerde rekabet ve çekişmeleri düzenleyecek daha aşkın bir değere yani dine ihtiyaç vardır. Çünkü din beşer nefsini rahatlatır, iç huzuru verir, insanları güzel muamele ve ilişkiye, karşılıklı yakınlık ve insafa teşvik eder, günah ve suçlardan uzaklaştırır.

    YanıtlaSil


  102. Her şeye rağmen Allah’ın farklı yaratışından kaynaklanan tabii eşitsizliklere toplumsal yaşamın getirdiği eşitsizliklerin katılması çatışmaya yol açabilir. Dolayısıyla sosyal adalet, huzur ve güvenliğin temini için siyasî iktidara ihtiyaç vardır; çünkü devlet öznel yargıların yerine nesnel yargıları getirerek barışı sağlayabilecektir. İnsanı topluluk hayatına muhtaç ve yetersiz tabiatı yönlendirirken devlete adalet ve güvenlik arayışı sevketmektedir. Devletin amacı insanın tarih öncesinden gelen ahdine ve insanlığın hilâfet misyonuna sadakattir.

    3. Siyaset. Mâverdî siyasî düşüncesini, Hulefâ-yi Râşidîn’in saadet asrının özlemiyle

    YanıtlaSil
  103. 
    cilt: 28; sayfa: 182
    [MÂVERDÎ - Cengiz Kallek]

    adaleti tesis edecek müstakbel kurtarıcı beklentisi arasında bocalayan siyasî bunalım döneminde ortaya koymuştur. Bu sebeple ilk dört halifenin seçim yöntemlerini esas alan bir hilâfet nazariyesi geliştirerek İslâm devletinin birliğini ve bekasını korumaya çalışmıştır. İmamın Allah’ın değil Hz. Peygamber’in halifesi olduğu fikrini savunurken hem Fars siyaset kültüründeki zıllullah (Allah’ın gölgesi) ideolojisini hem de yanılmaz kanun koyucu (mâsum imam) beklentisini reddetmektedir (el-Aĥkâmü’s-sulŧâniyye, s. 22). “Hilâfetü’n-nübüvve” misyonu dinin korunup yayılması ve İslâm toplumunun yönetimini içermektedir.

    Mâverdî hilâfetin icmâen vâcip olduğunu söylerken bazı Hâricîler’e cephe almaktadır; çünkü onlara göre insanların birbirine karşı âdil ve cömert davranması mümkün olduğundan imama ihtiyaç yoktur (a.g.e., s. 3; krş. Edebü’d-dünyâ, s. 204-205). Bir yandan Şîa’daki imamın nasla tayini fikrine cephe alırken öte yandan -muhtemelen bu sıfatı kendilerine yakıştıran Fâtımî idarecilerine karşı Abbâsî hilâfetini koruma gayretiyle- halifenin kabilesinin (Kureyş) nasla ve icmâ ile sübûtunu savunur. Bu arada mâsum imamın halefini tayinde yanılmazlığı ideolojisinin karşısına bir anlamda icmâ-ı ümmetin mâsumiyeti fikrini yerleştirir. Ona göre ictihad yapabilecek seviyede ilim, adalet, kifayet, selâmet ve Kureyş’e mensubiyet şartlarını taşıyan her müslüman erkek halife olabilir (el-Aĥkâmü’s-sulŧâniyye, s. 5). Böylece imamın Kureyş’e mensubiyetini gerekli görmeyen ve şartları taşıyan her müslümanın halife olabileceği görüşünü benimseyen Hâriciyye ve Mu‘tezile’den ayrılır.

    YanıtlaSil


  104. Carl Brockelmann (EI² [İng.], VI, 869), Jean Sauvaget, Malcolm H. Kerr gibi şarkiyatçılar -zamanında revaç bulan imâmet düşünceleriyle hesaplaşma gayretini göz ardı ederek- Mâverdî’nin günlük hayatın gerçeklerinden kopuk ideal ve hatta ütopik bir ıslahat tasarısı ortaya koyduğunu ileri sürmektedir. Halbuki Mâverdî, Yunan felsefesinin etkisiyle ütopik ideal devlet nazariyeciliği yapan Fârâbî gibi felsefecilere ve Fars siyasetnâme geleneğinin tesiriyle devlet adamlarına pratik / pragmatik öğütler üzerine yoğunlaşan ulemâ ve bürokratlara karşı sosyopolitik sözleşmeye dayalı halife merkezli bir hukuk devleti tasarlamaktadır. Çünkü onun formülasyonunda ümmetin temsilcileri konumundaki seçici kurulun (ehlü’l-hal ve’l-akd) icabı ve halife adayının gönüllü kabulü sözleşmenin hukukîliğinin göstergesidir (el-Aĥkâmü’s-sulŧâniyye, s. 8). Mâverdî bu tasarıyla ümmetin maslahatını ve birliğini gözetmekle yükümlü halifenin aşkın otoritesini, kavmî çıkarlara öncelik vermelerinden korkulan emîrlerin üstünde hâkim kılmayı hedeflemektedir. Ancak devrinde ümerânın fiilî ve halifenin simgesel iktidarı temsil ettiği gerçeğinden etkilenerek imamın hükümranlığının tanınması ve şeriatın uygulanması şartıyla gasp yoluyla emirliği (imâretü’l-istîlâ) zaruret kaidesi gereğince onaylamaktadır. Mâverdî’nin geliştirdiği bu zaruret nazariyesi Gazzâlî ve İzzeddin İbn Cemâa tarafından kullanılmıştır.

    YanıtlaSil


  105. Hamilton A. Roskeen Gibb (Studies, s. 142-143, 152-153, 162-164) ve Erwin I. J. Rosenthal (Political Thought, s. 27-28) gibi şarkiyatçıların aşırı indirgemeci yaklaşımla statükoculukla suçladıkları Mâverdî, zaruretten kaynaklanan imâretü’l-istîlâyı benimsemekle aslında gāsıp emîrleri meşruiyet sınırları içine çekmeye çalışmıştır. Bu düzende her ne kadar şartları ve hükümleri bakımından mutlak teamülden sapma varsa da bir eyaletin idaresini zorla ele geçiren emîrin bölgenin yönetimine yetkili kılınmasıyla otoriteye itaatin, ümmetin birliğinin, tayinlerin meşruiyetinin ve dinî ahkâmın muhafazası mümkün olabilmektedir. Gāsıp emîr seçilme şartlarını taşıyorsa halifenin yetki vermesiyle geçerli tasarruflarda bulunabilir. Eğer seçilme şartlarından bazısını taşımıyorsa halife bağlılığını sağlamak, muhalefet ve direnişi önlemek için kendisini doğrudan tanımak veya ona bu şartlara sahip bir yardımcı tayin ederek eksiklerini gidermek suretiyle iktidarını onaylamak arasında muhayyerdir. Buna karşılık eğer devlet erkânından biri halifenin tasarruflarını kısıtlar ve yürütme erkini üstlenir de dinî ahkâma ve adaletin gereğine uymazsa halife güç sahiplerinden yardım alarak onu bertaraf etmelidir. Mâverdî’nin ölümünden üç yıl sonra bu durum gerçekleşmiş ve halifenin daveti üzerine Selçuklu Sultanı Tuğrul Bey Bağdat’a girerek tecavüzkâr Büveyhî Valisi Arslan el-Besâsîrî’yi uzaklaştırmıştır

    YanıtlaSil

  106. Bu çerçevede Mâverdî’nin halifenin tek kişi tarafından seçilmesini dahi onaylaması yürürlükteki veliahtlık müessesesini meşrulaştırma girişimi gibi algılanabilirse de esasen Zeydiyye dışındaki Şîa’ya karşı tavır aldığı, her şeye rağmen imamın aranan vasıfları taşımasını teminat altına soktuğu ve bir seçmenle dahi olsa imâmet sözleşmesi yapmak suretiyle kendisini şeriatın muhafazası ve tatbikiyle mükellef kıldığı fikrini vermektedir (Mikhail, s. 21-22). Çünkü veliaht tayinini onaylarken adayda gerekli niteliklerin varlığını önemsemiştir; vasıfları hilâfete liyakati sakatlayacak kadar değişmediği müddetçe veliahtın azline cevaz vermemesi bunu göstermektedir. Sınırlı sayıdaki ehlü’l-hal ve’l-akdi yeterli görürken hem halife seçiminin bir an önce sonuçlanıp siyasî istikrarın sağlanmasını, hem de ilk dört halifenin iş başına geliş usullerinin meşruiyetini vurgulayarak İsmâiliyye ve İmâmiyye’ye karşı çıkmayı düşünmüş olmalıdır. Kendine has şartlar içinde gelişen ilk devir tatbikatının sınırlı sayıdaki ehlü’l-hal ve’l-akde mutlak meşruiyet gerekçesi oluşturması mâkul görünmemekle birlikte halifenin genel seçimle belirlenmesinin o dönemler için uygulanabilirliği bulunmadığı unutulmamalıdır. Ayrıca Mâverdî’nin tasarladığı hükümetin değerlerini ve meşruiyetini sadece seçim prosedüründen almadığı da vurgulanmaya değer bir başka önemli noktadır. Mâverdî, muhtemelen yine Şîa’ya reddiye sadedinde kamuoyunun tamamının halifeyi şahsen tanımasının zorunlu olmadığını da savunmaktadır (el-Aĥkâmü’s-sulŧâniyye, s. 21). Ona göre aynı zaman ve mekânda iki veya daha çok halife olamayacağı icmâ ile sabittir (Edebü’d-dünyâ, s. 205-206). Burada ümmetin bütünlüğünün korunması yanında rakip Fâtımî hilâfetinin reddi ve Büveyhîler’in muhtemel halifelik girişimlerini önleme gayreti sezilmektedir.

    YanıtlaSil


  107. Halife akdin gereği olan yükümlülüklerini edadan âciz kalırsa halkın ona karşı sorumluluğunu yerine getirmesinin farziyeti düşer ve imam azledilmiş olur. Hanefîler’in aksine fâsığın imâmetini reddeden Şâfiîler fıskı tezahür eden imamın meşruiyetini kaybedeceği kanaatindedir (Ahmed Mübârek el-Bağdâdî, Dirâsât fi’s-siyâseti’ş-şerǾiyye, s. 130-132). Mâverdî, halifenin ehlü’l-hal ve’l-akd tarafından hukuken görevden alınabileceğini söyler, fakat bunun hukuken mümkün olan yolunu göstermez. Azil mekanizmasını fazla belirginleştirmezken belki de imamın esasen sözleşmeyle belli ölçüde sınırlanmış otoritesini baştan tartışmalı hale getirmekten kaçınmaktadır. Hal‘ yetkisini ehlü’l-halle tahsis ederken de (el-Aĥkâmü’s-sulŧâniyye, s. 24-29; Saîd Abdülfettâh Âşûr, V, 24) aslında bir azil mekanizması geliştirmekten çok zorba emîrlerin halifeyi devirmesini önlemeye çalıştığı düşünülebilir. Mâverdî’nin teoride

    YanıtlaSil
  108. 
    cilt: 28; sayfa: 183
    [MÂVERDÎ - Cengiz Kallek]

    bile olsa azle kapı açma cesaretini göstermesi önemlidir, çünkü sonraki âlimler bunu dahi yapamamıştır. Kısacası onun halifesi seçimle iş başına gelmesi, hukuka uymakla mükellef kılınması ve azledilebilirliği bulunması sebebiyle mutlakiyetçi vasıflardan uzaktır.

    Mâverdî’nin “sivil yükümlülük” kavramına en çok yaklaştığı nokta, emir bi’l-ma‘rûf nehiy ani’l-münker sorumluluğunu ferdî vak‘alarda duruma vâkıf olanlar üzerine ve güç yetirebilmeleri halinde vâcip saymasıdır. Muhtemelen iktidarı zorla ele geçiren yerel hükümetleri kastederek örgütlü bir kitle tarafından işlenen ve propagandası yapılan münkerden nehyin hükmüne ilişkin dört ayrı görüş aktarmaktadır. Ancak özellikle zalim sultan tarafından işlenen münkerin, din ve hak aşkıyla engellemeye çalışanın zarara girmesi ve hatta katledilmesi ihtimaline rağmen nehyine -maksada eriştirmesi umuluyorsa- cevaz vermektedir. Her iki durumda da hedefe ulaştırmayacak veya ters tepki yapacak, ayrıca münkeri önlemeye uğraşanın canına mal olabilecek nehyin aklen de şer‘an da vâcip olmayacağı kanaatine meylettiği anlaşılmaktadır (Edebü’d-dünyâ, s. 150-153; Mikhail, s. 44). Hâriciyye, İbâzıyye, Zeydiyye, Mu‘tezile ve Mürcie’den ayrılan Mâverdî müslüman fertlerin devlete karşı etkin direnişini sağlayacak siyasî mekanizmalar veya örgütler tasarlama gayretine girmez. Buna karşılık sapkın görüşlerini yaymaya çalışmadıkları ve bölgesel ayrılıkçılık yapmadıkları sürece Ehl-i sünnet’ten farklı bid‘atçı bir mezhebi benimseyen örgütsüz sivil müslüman muhaliflere karşı -devlet başkanına itaati desteklemekten kaçınsalar bile- iktidar tarafından silâhlı güç kullanılmayacağına, kendilerine haklar ve hadlerle ilgili hükümlerin adaletle uygulanacağına dair görüşü (el-Aĥkâmü’s-sulŧâniyye, s. 79-80) ümmetin birlik ve bütünlüğünün korunmasına yöneliktir.

    YanıtlaSil

  109. Hükümet başkanlarına istişare sorumluluğu yüklemekle (Edebü’d-dünyâ, s. 422-430; Teshîlü’n-nažar, s. 166-172) mutlakiyetçi bir yaklaşım benimsemediğini gösteren Mâverdî’nin vurguladığı şu ilkelerden anayasal bir hükümet ve nomokratik bir idare tasavvur ettiği anlaşılmaktadır: Yüklendiği ilâhî mesuliyete rağmen halife başkadıdan daha fazla ictihad yetkisine sahip değildir; vezir yürürlükteki hukukî prosedüre uygun bir icraat veya harcama yapmışsa imamın onun yürürlüğünü durdurma hakkı yoktur (el-Aĥkâmü’s-sulŧâniyye, s. 31-32); vezir Allah’ın haklarıyla sultanın hakları çatıştığında, “Hâlika isyanda mahlûka itaat yoktur” kuralının gereğini yapmalıdır (Ķavânînü’l-vizâre, s. 214); melik yetki kargaşasına ve devlet ricâlinin yetkilerini aşmasına asla izin vermemelidir; melik akidlerine uymalıdır, çünkü kendisini dünyevî konularda halk, dinî hususlarda Allah murakabe altında tutmaktadır (Teshîlü’n-nažar, s. 147, 243). Ayrıca imamın ölümü üzerine kadılarının azledilmiş sayılmayacağı görüşüyle (el-Aĥkâmü’s-sulŧâniyye, s. 101) yargı bağımsızlığına vurgu yapılmaktadır (Saîd Abdülfettâh Âşûr, V, 26).

    YanıtlaSil

  110. Ona göre rejim (mülk) iki temel üzerinde istikrar kazanır: Kuruluş ve yönetim. Rejimin kuruluşu da üç alternatif temele dayanır: Din, kuvvet ve mal / servet. Bunlardan en güçlüsü, köklüsü, süreklisi ve bağlılık bakımından ihlâslısı topluluk-kurucu unsur olan dindir. Güce dayalı rejim tesisi ya iktidarın ihmal ve aczinden ya da zulüm ve istibdadından kaynaklanır. Mevcut baskıcı rejim zayıflayınca güçlüler iktidara tamah ederek veya zulmü durdurmak için harekete geçerler. Soy, görüş ve cesaret açısından ileri gelen birinin emirliğinde toplanan yeterli sayıda bir ordu iktidarı ele geçirebilir. Mâverdî, “güce dayalı rejim” (mülk kāhir) adını verdiği bu rejimin halka karşı adaletli davranılması durumunda onaylanıp benimseneceğini ve kökleşeceğini düşünmektedir (krş. Teshîlü’n-nažar, s. 253). Mal ve servete dayalı düzense zenginleşen bir zümrenin devlet içindeki konum ve bağlantılarını kullanarak iktidarı ele geçirmesiyle kurulur. En zayıf rejim budur (a.g.e., s. 203-205). Mâverdî, istikrarlı hükümetin tesisinin ardından gelen yönetim sürecinde ülkenin imarı, halkın güvenliği, ordunun ve kamu maliyesinin yönetiminin önem taşıdığını belirterek eserlerinde bu konularda ayrıntılı açıklamalarda bulunur (Edebü’d-dünyâ, s. 307; Teshîlü’n-nažar, s. 197-199, 206-223; Selâhaddin Abdüllatîf en-Nâhî, s. 5-7; M. Celûb el-Ferhân, sy. 34-35 [1997], s. 187-188, 192-193). Toplumsal dirlik ve düzenin sırasıyla dinî, siyasî, hukukî / adlî, inzibatî, iktisadî ve beşerî (psikolojik

    YanıtlaSil
  111. lojik) olarak nitelenebilecek altı temeli bulunduğunu belirten Mâverdî bunları uyulan din, baskın otorite (etkin yönetim), yaygın adalet, genel güvenlik, sürekli bolluk ve geniş emel şeklinde sıralayarak her birini açıklar. Bunlardan sonuncusuyla ilgili açıklaması özellikle vurgulanmaya değer. Ona göre geniş emel, teşebbüs arzusunu kamçılayarak insanı ömrüne sığmayacak ve hayat boyunca erişilmesi umulmayacak şeylerin elde edilmesine yöneltir. Allah’ın insanlığa -hilâfet misyonunun gereği olarak- verdiği geniş emel sayesinde büyüme, kalkınma ve ilerleme sağlanmış, maddî umran nesilden nesile gelişerek aktarılmıştır (Edebü’d-dünyâ, s. 69-70, 201-219, 268-269; ayrıca bk. Teshîlü’n-nažar, s. 155, 199, 226, 256, 280, 283, 287; Ķavânînü’l-vizâre, s. 161; Ahmed Mübârek el-Bağdâdî, Mecelletü Külliyeti’l-âdâb, XI/1 [1984], s. 270-272; Selâhaddin Abdüllatîf en-Nâhî, s. 120, 137, 140, 143).

    YanıtlaSil

  112. Mâverdî’ye göre halifenin mezalim davalarına bizzat başkanlık etmesi adalet gereğidir. Böylece devlet başkanının soyutlanmışlık ve ululuğunun karşısına ulaşılabilirlik ve basitlik ideali konmaktadır (Mikhail, s. 32). Mâverdî, makamların tecrübe ve beceri açısından uygunluk aranmaksızın babadan oğula intikaline karşı çıkmakta, rütbe hiyerarşisini kabul etmekle birlikte âtıl kapasiteye yol açılmaması için meslekler arasında kabiliyete ve liyakate dayalı sınırlı geçişi onaylamaktadır (Teshîlü’n-nažar, s. 231-243, 264-265, 269-272). Ona göre Sâsânîler’in sınıf atlama yasağı makam ve mevkilerin âdil dağılımını ortadan kaldırmakta ve gelişme azmini kırarak yetenekleri köreltmektedir. Mâverdî tebaayı istismar eden öğütücü ve ezici bürokrasiye karşıdır. Masrafları toplumun sırtında ağır bir yük oluşturan bürokrasi sınıfı en az düzeye indirilmelidir; çünkü çokluk çekişmeye, çekişme de yozlaşmaya ve kayırmacılığa yol açar (Ķavânînü’l-vizâre, s. 216).

    4. İktisat. Mâverdî ekonomi çerçevesine giren önemli değerlendirmelerde bulunmaktadır. Vezirin ve üst düzey devlet erkânının iktisadî faaliyetlerde bulunmasını onaylamayan Mâverdî özel mülkiyet haklarına ve hür teşebbüse saygılıdır. Ona göre yöneticiler herhangi bir sınıfla rekabet etmemeli, iş ortaklığı yapmamalıdır; çünkü bu durum haksız rekabete yol açıp düzeni bozar, tebaanın çalışma azmini kırar, kamu işlerini ihmale uğratır (a.g.e., s. 143-144).

    YanıtlaSil

  113. Kamu maliyesinin idaresi konusunda vezire şu tavsiyelerde bulunmaktadır: Gelirler heybetle ve şeffaflıkla korunmalıdır. Zulüm, suistimal, emanete hıyanet, bozgunculuk ve bunların yol açacağı vergi kayıplarının önlenebilmesi için gelirlerin idaresinde görevlendirilecek memurlarda adalet, güvenilirlik, iş bitiricilik, uzmanlık ve müsamahakârlık vasıfları aranmalıdır. Bir vergi bölgesini emanet usulüyle

    YanıtlaSil
  114. 
    cilt: 28; sayfa: 184
    [MÂVERDÎ - Cengiz Kallek]

    işleten nâzırın kusurundan dolayı gelirler azalıyorsa yerine yeterli niteliklere sahip, daha yüksek vergi toplamayı vaad eden veya toplaması umulan bir başkası tayin edilmelidir. Vergi bölgelerinin âdil siyaset kanunlarına uygun düşmeyen iltizam (damân) usulüyle işletmeye verilmesi benimsenmemelidir. Mültezim (dâmin) daha yüksek vergi geliri elde etmek için bölgesini tahakküm altına almakta, halka baskı uygulamakta, böylece kaçkınlara yol açmaktadır (a.g.e., s. 192, 198-199; Teshîlü’n-nažar, s. 240-241; iltizamın hükmü için ayrıca bk. el-Aĥkâmü’s-sulŧâniyye, s. 229). Âmilin tayin edilmiş maaşından daha çoğunu haksız yere alması, belirlenmiş vergilerden fazlasını zorla toplaması hoş görülmez; suistimali varsa tazmin ettirilir. Mezâlim nâzırı gibi divan sorumlusu da halkın vergi memurları aleyhindeki şikâyetlerini inceleyip hükme bağlamak ve zararlarının tazminini sağlamakla yükümlüdür (el-Aĥkâmü’s-sulŧâniyye, s. 107, 154, 275, 283-284).

    YanıtlaSil

  115. Yetkili makamın sorumluluğu güç sahiplerinin özel mülkiyete saygı duymasını sağlamak, zorbalıkla müsadere edilmesini engellemek, vergi tahsilâtının ve harcamaların idarî düzenlemelere uygunluğunu denetlemek, tahsildarların, divan ve ordu mensuplarının suistimallerini önlemektir. Keyfî davranışlarının ve zulümlerinin önüne geçilebilmesi için devlet ricâline düzenli ve yeterli ücret verilmelidir (a.g.e., s. 106-109). Özellikle başarılı valiler ve haraç görevlileri kısa aralıklarla değiştirilmemelidir; çünkü bu durum, onların uzaklaştırılma ihtimaline karşı üretken yatırımları aksatmalarına ve gelecekte işsiz kalma endişesiyle para biriktirmek için halktan aşırı vergi almalarına sebep olabilir. Melik dürüst ve üretken memurların mallarına çeşitli bahanelerle el koyarak ne onları yolsuzluğa sevketmeli ne de kendisini zalim durumuna düşürmelidir. Buna karşılık hıyanet içindeki yöneticiler görevden alınmalıdır (Teshîlü’n-nažar, s. 266-267).

    Komşularla yapılan barış antlaşmaları ve bu çerçevede ülkeye sokulan ticaret mallarından alınacak gümrük vergilerinin oranları ve yeni düzenlemeler keyfîliklerin önlenebilmesi için sınırlardaki divanlarda ayrıntılı bir şekilde kaydedilmelidir. İslâm ülkesinde şehirler arası ticaretten gümrük alınması haramdır. Valilerin vergi oranları üzerinde yaptıkları ayarlamalar şeriatça yasaklanmamış olup ictihada mahal varsa kabul edilir; çünkü zamda halkın, indirimde ise hazinenin zararı vardır (el-Aĥkâmü’s-sulŧâniyye, s. 272-273).

    YanıtlaSil

  116. Mâverdî, cizyenin mükelleflerin malî durumuna göre ictihadla belirleneceği görüşündedir. Haraç toprağın verimliliği, sulaklığı, ürününün kıymeti ve pazarlarla arasındaki mesafeye dayalı ödeme kapasitesi göz önünde bulundurularak takdir edilmelidir. Haraçgüzârlarla feyin hak sahipleri arasındaki adaletli dengenin gözetilmesi şarttır; mükelleflere ihtiyaçlarını karşılayacak ve zor günler için ihtiyat akçesi biriktirecek kadar gelir bırakılmalıdır. Halkın toprağın verimliliğini arttırıcı yatırımlarından kaynaklanan ürün artışı sebebiyle vergileri yükseltilmemelidir; aksi takdirde girişim arzuları kırılarak âtıl kapasiteye yol açılır. Buna karşılık kendi ihmallerinden kaynaklanan üretim düşüşü vergi indirimini gerektirmez, aksi halde atalete saplanırlar. Haraç mükellefi vergisini ödeyemeyecek kadar malî sıkıntı içine düşerse ödeme ertelenir (a.g.e., s. 184, 188-193).

    Harcamalar gerekli ve zorunlu kalemlere yöneltilmelidir. Giderlerin idaresinde görevlendirilecek memurlar ordunun erzakı gibi muayyen harcama kalemlerinin miktarlarını ve hak sahiplerini bilmeli, nafaka / bahşiş vb. masraflar hakkındaki emirlere vâkıf olmalı ve âmirin politikasını kavramalı, sarf kalemlerini bellemeli, iktisatlı davranmalı, ücretlerin ödenmesinde kamu yararını gözetmelidir (Ķavânînü’l-vizâre, s. 192-194).

    YanıtlaSil

  117. Melikin adam kayırmaksızın ve haddi aşmaksızın ihtiyaç sahiplerine atâ tahsisi takdire şayandır; hesapsız atâ dağıtmak ve haksızlık yapmak israf sayılır. Mâverdî kamu gelirlerinin harcanması sürecinde bölüşüm adaleti, hakkaniyet, liyakat, itidal, şeffaflık, dürüstlük gibi ilkelere vurgu yapmaktadır (Teshîlü’n-nažar, s. 174-178). Ödemelerle ilgili görüşleri hayat standardına ilişkin ipuçları vermesi açısından ilginçtir. Ordu divanından mücahidlere bağlanacak atâ yeterli miktarda olmalıdır ki bunlar geçim uğruna ülkelerini savunmaktan geri kalmasınlar. Yeterli miktarı belirlemede şu üç ölçüte itibar edilmelidir: Kişinin bakmakla yükümlü olduğu aile fertleri, hizmetçiler, binek ve yük hayvanları, hayat şartlarına uygun barınak. Bunları karşılamaya yetecek yıllık bir atâ tahsis edilir ve her yıl durumu gözden geçirilerek gerekirse yeniden ayarlanır (el-Aĥkâmü’s-sulŧâniyye, s. 269-270).

    Mâverdî’nin zekâta ilişkin bir görüşü de hayat standardı anlayışını yansıtır. Zekâtta hak sahibi sekiz sınıf (et-Tevbe 9/60) arasındaki savaşçı olmayan miskinlerle fakirlere yıllık geçimlerine yetecek miktarda pay verilir. Miskin ve fakirlere kamu arazilerinden himâ tahsisi câiz olup Câhiliye dönemindeki uygulamanın aksine buralardan varlıklıların istifadesi yasaklanmalıdır (a.g.e., s. 156-158, 242-243). Mâverdî’nin fakirlerin korunmasına yönelik bu yaklaşımı, aynı zamanda kaynakların tahsisinde âdil gelir dağılımı ilkesine verdiği önemi yansıtmaktadır (Rif‘at el-Ivazî, I/1 [1985], s. 112-114).

    YanıtlaSil

  118. Ölü arazilerin üretime kazandırılmasını önemseyen Mâverdî’nin bu konudaki ifadelerinden, hem kaynakların etkin kullanımının sağlanmasını hem de spekülatif amaçlı toprak yağmacılığının önüne geçilmesini hedeflediği sezilmektedir. Sultanın, üzerinde tasarrufu câiz görülen ölü topraklardan ihyâ ve imara imkânı olanları iktâ-ı temlîkte bulunması câizdir. Böyle bir araziyi belli şartlar çerçevesinde ihyâ eden kimse -devletin iznini almaksızın- toprağın mülkiyetine sahip olur (el-Aĥkâmü’s-sulŧâniyye, s. 231-233, 248-249).

    Mâverdî’ye göre para, satın alma veya tazminat işlemlerinde malların mutlak kıymet ölçüsü ve hesap aracıdır. Mâverdî ekonomi biliminde Gresham kanunu adıyla bilinen, “Kötü para iyi parayı kovar” şeklindeki kuralı yüzlerce yıl önce vurgulamakta, bu sebeple sikkede sahtekârlık yapanlara ta‘zîr cezası uygulanmasına hükmetmektedir (a.g.e., s. 198-199; Teshîlü’n-nažar, s. 275-276; M. Celûb el-Ferhân, sy. 34-35 [1997], s. 185-186).

    Mâverdî, bazı belediyecilik hizmetlerinin ve pazarların denetimi başta olmak üzere kamu alanlarındaki zâbıta görevinin yürütülmesi işini hisbe teşkilâtının sorumluluk alanına sokmaktadır. Meselâ su şebekesinin, ibadethanelerin bakım ve onarımı gibi hizmetlerin, muhtaç yolcuların temel ihtiyaçlarının giderilmesi gibi kamu işlerinin yerel idarelerin bütçesiyle ve merkezî hazineden talep edilecek destekle yahut şehrin ileri gelenlerinden sağlanacak gönüllü katkılarla edası muhtesibin yükümlülükleri arasındadır (el-Aĥkâmü’s-sulŧâniyye, s. 321; Rif‘at el-Ivazî, I/1 [1985], s. 116; ayrıca bk. HİSBE).

    YanıtlaSil

  119. Eserleri. 1. el-Ĥâvi’l-kebîr* Eserde alışılmış açıklamacı şerh tekniğinin aksine konular yeni meselelere dair hükümlerle zenginleştirilmiştir. Farklı görüşlerin gerekçeli olarak izah edilip tartışılması kitaba bir ilm-i hilâf eseri özelliği kazandırmıştır (Erturhan, sy. 3 [1999], s. 482). İki ayrı ilmî neşri yapılan

    YanıtlaSil
  120. 
    cilt: 28; sayfa: 185
    [MÂVERDÎ - Cengiz Kallek]

    (nşr. Ali Muhammed Muavvaz - Âdil Ahmed Abdülmevcûd, giriş cildi ve I-XVIII, Beyrut 1414/1994, Muhammed b. Ahmed el-Ezherî’nin ez-Zâhir’i ile birlikte; nşr. Mahmûd Mataracı v.dğr., I-XXIV, Beyrut 1414/1994, Zeynüddin İbnü’l-Verdî’nin Behcetü’l-Ĥâvî’si ve ez-Zâhir ile birlikte) el-Ĥâvi’l-kebîr’in çeşitli bölümleri ayrıca basılmış olup bazıları şunlardır: Ķıtâlü ehli’l-baġy (nşr. İbrâhim b. Ali Sandıkçı, Kahire 1987); el-Ĥudûd (I-II, nşr. İbrâhim b. Ali Sandıkçı, baskı yeri yok, 1415/1995); er-RađâǾ (nşr. Âmir Saîd ez-Zeybârî, Beyrut 1416/1996); en-Nafaķāt (nşr. Âmir Saîd ez-Zeybârî, Beyrut 1418/1998). 2. el-İķnâǾ. Rivayete göre Halife Kādir-Billâh dört mezhebin otoritelerinden birer muhtasar fıkıh kitabı hazırlamalarını istemiş, Mâverdî el-Ĥâvî’sinin delillere yer vermeyen el-İķnâǾ adlı muhtasarını hazırlayıp takdim etmiş ve halife en çok onu beğenmiştir (Yâkūt, XV, 54). İbn Kādî Şühbe eserin garâib içeren bir muhtasar olduğunu söylemektedir (nşr. Hıdır Muhammed Hıdır, Küveyt 1402/1982). el-İķnâǾ Ebû Şücâ‘ el-İsfahânî tarafından şerhedilmiştir. 3. Tefsîrü’l-Ķurǿân (en-Nüket ve’l-Ǿuyûn). Müellif Kur’an’ın tamamı yerine sadece gerekli gördüğü âyetleri tefsir etmiştir. Kaynakları arasında hadis, sahâbe ve tâbiîn sözleri yanında Yahyâ b. Sellâm, Muhammed b. Cerîr et-Taberî, İbn Ebû Hâtim, Muhammed b. Hasan en-Nakkāş, Yahyâ b. Ziyâd el-Ferrâ, İbn Kuteybe, Câhiz, Zeccâc, Ma‘mer b. Müsennâ gibi müfessirlerin görüşleri; Nehhâs, Muhammed b. Ahmed el-Ezherî gibi dilcilerin eserleri bulunmaktadır. Hem rivayet hem

    YanıtlaSil
  121. ayet hem dirayet tefsiri özelliği taşıyan eserde rivayetlerin çoğu isnadsızdır. Âyetlerin nüzûl yerleri ve sebepleri belirtilmiş, muğlak kelimelerin anlamları ile veciz ifadeler açıklanmış, mücmelleri tefsir, müteşâbihleri te’vil edilmiş, ihtilâflara, kıraat farklılıklarına ve fıkhî hükümlere de yer verilmiştir. Müellifin hukukçuluğu ahkâm âyetlerinin tefsirine, dilciliği ise edebî ve lugavî açıklamalarına yansımaktadır. Aralarında Ebû Bekir İbnü’l-Arabî, Ebü’l-Ferec İbnü’l-Cevzî, Muhammed b. Ahmed el-Kurtubî, Ali b. Muhammed el-Hâzin ve Şehâbeddin Mahmûd el-Âlûsî’nin yer aldığı birçok müfessir Mâverdî’den nakiller yapmıştır (Karmış, s. 113-156). Tefsîrü’l-Ķurǿân’ın çeşitli neşirleri yapılmıştır (nşr. Hıdır Muhammed Hıdır, I-IV, Küveyt 1402/1982; Kahire 1413/1993; nşr. Seyyîd b. Abdülmaksûd b. Abdürrahîm, I-VI, Beyrut 1412/1992). Eser İzzeddin İbn Abdüsselâm (Tefsîrü’l-Ķurǿân, nşr. Abdullah b. İbrâhim b. Abdullah el-Vehîbî, Beyrut 1416/1996) ve Ebü’l-Feyz Muhammed b. Ali b. Abdullah el-Hillî (Keşfü’ž-žunûn, I, 458) tarafından ihtisar edilmiştir. 4. Emŝâlü’l-Ķurǿân. Bursa Eski Yazma ve Basma Eserler Kütüphanesi ile (Ulucami, nr. 1268) Leiden Kütüphanesi’nde birer yazması mevcuttur. 5. AǾlâmü’n-nübüvve* (Delâǿilü’n-nübüvve). Peygamberlik müessesesini aklın ışığında ispatlamaya çalışan bir kitaptır (Kahire 1319, 1330, 1353, 1391/1971, 1985; nşr. Abdurrahman Hasan Mahmûd, Kahire 1407/1987; nşr. Muhammed el-Mu‘tasım-Billâh el-Bağdâdî, Beyrut 1407/1987; nşr. Muhammed Şerîf Sükker, Beyrut 1412/1992). 6. el-Aĥkâmü’s-sulŧâniyye*. İslâm anayasa, idare, maliye ve devletler hukuku kapsamına giren bazı konuları ele almaktadır (ed. R. Enger, Maverdii constitutiones politicae, Bonn 1853; Kahire 1298, 1319, 1324, 1327, 1328, 1380/1960, 1386/1966, 1973; Haydarâbâd 1350/1931; nşr. Muhammed Fehmî es-Sercânî, Kahire 1978; nşr. Ahmed Mübârek el-Bağdâdî, Kahire-Küveyt 1409/1989; nşr. Abdurrahman el-Umeyre, Kahire 1994-1995

    YanıtlaSil
  122. Mübârek el-Bağdâdî, Kahire-Küveyt 1409/1989; nşr. Abdurrahman el-Umeyre, Kahire 1994-1995). Eser Fransızca (trc. Edmond Fagnan, Les statuts gouvernementaux, Alger 1915, 1984; Paris 1982), İngilizce (trc. Wafaa H. Wahba, The Ordinances of Government: A Translation of Al-Aĥkām al-Sulŧāniyya, Reading 1996; trc. Asadullah Yate, al-Ahkam as-Sultaniyyah: The Laws of Islamic Governance, London 1416/1996, 2001), Türkçe (trc. Ali Şafak, el-Ahkâmu’s-Sultâniyye: İslâmda Hilâfet ve Devlet Hukuku, İstanbul 1396/1976, 1994), Farsça ve Urduca’ya çevrilmiştir. Ayrıca S. Keijzer’in Flemenkçe’ye (Mawerdi’s publiek en administratief regt van den Islam, Den Haag 1862), Léon Ostrorog’un Fransızca’ya (el-Ahkâm es-Soulthânîya: Traité de droit public musulman, Paris 1901-1906, 1925, Beyrut 1982), Darlene R. May’in İngilizce’ye (al-Māwardī’s al-Aĥkām al-Sulŧāniyyah: A Partial Translation with Introduction and Annotations, Indiana University, basılmamış doktora tezi, Bloomington 1978) kısmî çevirileri vardır. İmâmü’l-Haremeyn el-Cüveynî, Mâverdî’nin el-Aĥkâmü’s-sulŧâniyye’sini çok sert biçimde eleştirir (bk. el-GIYÂSÎ). el-Aĥkâmü’s-sulŧâniyye Celâleddin es-Süyûtî tarafından ihtisar edilmiştir (Keşfü’ž-žunûn, I, 19). 7. Ķavânînü’l-vizâre ve siyâsetü’l-mülk (Edebü’l-vezîr). Kitapta vezirliğin tanımı ve çeşitleri, vezirin nitelikleri, yetkileri, yükümlülükleri ele alınmakta ve bu makamın sahiplerine öğütler verilmektedir (Kahire 1348/1929, 1414/1994; nşr. Muhammed Süleyman Dâvûd - Fuâd Abdülmün‘im Ahmed, İskenderiye 1972, 1396/1976, 1398/1978, 1411/1991; nşr. Selâhaddin Besyûnî Raslân, Tanta 1976; Kahire 1983, 1985, 1986; nşr. Rıdvân es-Seyyid, Beyrut 1979, 1993). Yûsuf b. Hasan el-Hüseynî’nin Farsça’ya çevirdiği eserin Hüseyin Hüsnü b. Sâlih el-Bosnevî (Zînetü’s-sadâre fî tercemeti âdâbi’l-vezâre, İÜ Ktp., TY, nr. 2729; Süleymaniye Ktp., Esad Efendi, nr. 1857) ve Şirvânîzâde Mehmed Rüşdü Paşa (Düstûrü’l-vüzerâ Tercümesi, İÜ Ktp., TY, nr. 2690, 6929, 9610) tarafından yapılmış birer Türkçe

    YanıtlaSil
  123. 6929, 9610) tarafından yapılmış birer Türkçe tercümesi vardır. 8. Teshîlü’n-nažar ve taǾcîlü’ž-žafer. “Sulta”nın mahiyeti, yapısı, felsefesi ve işleyiş kurallarına ilişkindir. Devlet başkanında bulunması zorunlu ahlâkî nitelikleri ve izlenmesi gereken siyaseti iki bölüm halinde inceler. Müellif mukaddimede eserin gerek yönetenlerin gerekse yönetilenlerin ıslahına dair hem dogmatik hem pratik içerikli bir kitap olmasını amaçladığını bildirir (s. 98). Bu çerçevede zaman zaman tarihî örnekleriyle birlikte hükümetlerin nasıl kurulup korunduğunu, başarısızlık ve yıkılış sebeplerini ele almaktadır (nşr. Muhyî Hilâl es-Serhân, Beyrut 1401/1981, 1406; nşr. Hasan es-Sââtî, Beyrut 1982; nşr. Rıdvân es-Seyyid, Beyrut 1987). 9. Naśîĥatü’l-mülûk (nşr. Hıdır Muhammed Hıdır, Küveyt 1403/1983; nşr. Muhammed Câsim el-Hadîsî, Bağdad 1406/1986; nşr. Fuâd Abdülmün‘im Ahmed, İskenderiye 1988). Nâşirlerden Fuâd Abdülmün‘im Ahmed, klasik kaynaklarda adı geçmeyen kitabın Mâverdî’ye nisbetini kabul etmemekte ve Ebû Zeyd el-Belhî’ye ait olabileceği ihtimali üzerinde durmaktadır (Naśîĥatü’l-mülûk, neşredenin girişi, s. 5-8, 13-33). Mustafa Sarıbıyık, üzerinde doktora çalışması yaptığı eseri (1996, SÜ Sosyal Bilimler Enstitüsü) Türkçe’ye çevirmiştir (Siyaset Sanatı, İstanbul 2000). 10. Edebü’d-dünyâ ve’d-dîn*. Ahlâka dair bu meşhur eser bizzat müellifince talebelere okutulmuştur. İslâm ahlâkının bir miktar Grek felsefesi ve daha çok Fars hikmeti katılarak fıkıhçı titizliği ve edip inceliğiyle işlendiği kitap ilki İstanbul’da (1299) olmak üzere tahkikli ve tahkiksiz onlarca defa basılmıştır (nşr. Mustafa es-Sekkā - Muhammed Şerîf Sükker, Beyrut 1408/1988). Yaşar Çalışkan, Edebü’d-dünyâ ve’d-dîn’in sonundaki altıncı bölümü kapsamayan Bergamalı Cevdet tercümesini (Edebü’d-dîn ve’d-dünyâ Tercümesi, I-III, İstanbul 1327-1328) sadeleştirerek günümüz Türkçe’sine aktarmıştır (Maddî ve Manevî Yüce Hedefler, İstanbul 1993; bu neşrin eleştirisi

    YanıtlaSil
  124. 
    cilt: 28; sayfa: 186
    [MÂVERDÎ - Cengiz Kallek]

    için bk. Aydın, V/55 [1994], s. 22). Edebü’d-dünyâ ve’d-dîn’i ayrıca Selahattin Kip ile Abidin Sönmez (İstanbul 1978) ve Ali Akın (İstanbul 1979, 1982, 1998) Türkçe’ye, Osman Reşer Almanca’ya (I-III, Das kitāb adab addunyā wa’d-dīn, Stuttgart 1932-1933; Osnabrück 1984) çevirmiştir. 11. el-Emŝâl ve’l-ĥikem. 300’er hadis, meselhikmet ve beyit içeren bir derlemedir (nşr. Fuâd Abdülmün‘im Ahmed, İskenderiye, ts. [1402/1981], 1985; Devha 1403/1983).

    Mâverdî’ye et-Tuĥfetü’l-mülûkiyye fî âdâbi’s-siyâsiyye adlı bir eser izâfe edilirse de (nşr. Fuâd Abdülmün‘im Ahmed, İskenderiye 1977, 1402/1982, 1993) nâşir, Bibliothèque Nationale’de kayıtlı olup (nr. 2447) kapağında Mâverdî’ye nisbet edilen nüshanın Ebü’l-Hasan Ali b. Muhammed el-Ahvâzî’nin et-Tibrü’l-mesbûk’u ile benzerliğine dikkat çektikten sonra VII. (XIII.) yüzyılda yaşamış kimliği meçhul Mısırlı sûfîmeşrep bir Mâlikî’ye ait olabileceğine dair gerekçeler ileri sürmektedir (s. 32-46, 129-130). Ayrıca et-Tuĥfetü’l-mülûkiyye’nin başında (s. 51) aklı, müstakil varlığı bulunan ilk yaratık şeklinde niteleyen zayıf bir hadis nakledilmektedir. Diğer kitaplarında aklın cevherliğini reddeden Mâverdî’nin bu hadisi onaylar mahiyette aktarması çelişki doğuracağı için eserin kendisine nisbeti mümkün değildir.

    Mâverdî’ye er-Rütbe fî ŧalebi’l-ĥisbe (nşr. Ahmed Câbir Bedrân, Kahire 1423/2002) adlı bir eser daha nisbet edilmekteyse de bu kitap İbnü’l-Uhuvve’nin MeǾâlimü’l-ķurbe fî aĥkâmi’l-ĥisbe’sidir.

    YanıtlaSil

  125. BİBLİYOGRAFYA:

    Mâverdî, Edebü’d-dünyâ ve’d-dîn (nşr. Mustafa es-Sekkā - Muhammed Şerîf Sükker), Beyrut 1408/1988; a.mlf., et-Tuĥfetü’l-mülûkiyye fî âdâbi’s-siyâsiyye (nşr. Fuâd Abdülmün‘im Ahmed), İskenderiye 1977; a.mlf., Edebü’l-ķāđî (nşr. Muhyî Hilâl es-Serhân), Bağdad 1391-92/1971-72, I-II; a.mlf., Teshîlü’n-nažar ve taǾcîlü’ž-žafer (nşr. Rıdvân es-Seyyid), Beyrut 1987, tür.yer., ayrıca bk. neşredenin girişi, s. 5-93; a.mlf., AǾlâmü’n-nübüvve (nşr. Muhammed el-Mu‘tasım-Billâh el-Bağdâdî), Beyrut 1407/1987; a.mlf., Naśîĥatü’l-mülûk (nşr. Fuâd Abdülmün‘im Ahmed), İskenderiye 1988, ayrıca bk. neşredenin girişi, s. 5-8, 13-33; a.mlf., el-Aĥkâmü’s-sulŧâniyye (nşr. Ahmed Mübârek el-Bağdâdî), Kahire-Küveyt 1409/1989; a.mlf., Ķavânînü’l-vizâre ve siyâsetü’l-mülk (nşr. Rıdvân es-Seyyid), Beyrut 1998; a.mlf., el-Ĥâvi’l-kebîr (nşr. Ali Muhammed Muavvaz - Âdil Ahmed Abdülmevcûd), Beyrut 1414/1994, I-XVIII, tür.yer.; a.mlf., en-Nüket ve’l-Ǿuyûn (nşr. Seyyîd b. Abdülmaksûd b. Abdürrahîm), Beyrut 1412/1992, I-VI, tür.yer.; Hatîb, Târîħu Baġdâd, I, 53-54; XII, 102-103; İbn Hayr, Fehrese, s. 59; İbnü’l-Cevzî, el-Muntažam, VIII, 26, 41, 65-66, 97-98, 109-111, 116, 199-200, 233; Yâkūt, MuǾcemü’l-üdebâǿ, XV, 52-55; İbnü’s-Salâh, Ŧabaķātü’l-fuķahâǿi’ş-ŞâfiǾiyye (nşr. Muhyiddin Ali Necîb), Beyrut 1413/1992, I, 97, 234, 371; II, 636-642; İbn Hallikân, Vefeyât, III, 282-284; Zehebî, AǾlâmü’n-nübelâǿ, XVIII, 64-67; a.mlf., Mîzânü’l-iǾtidâl, III, 155; Safedî, el-Vâfî, XXI, 451-453; Sübkî, Ŧabaķāt, V, 267-285; İbn Kesîr,

    YanıtlaSil
  126. ânü’l-iǾtidâl, III, 155; Safedî, el-Vâfî, XXI, 451-453; Sübkî, Ŧabaķāt, V, 267-285; İbn Kesîr, el-Bidâye, XII, 26, 33, 40, 43-44, 49, 51, 80; a.mlf., Ŧabaķātü’l-fuķahâǿi’ş-ŞâfiǾiyyîn (nşr. Ahmed Ömer Hâşim - M. Zeynühüm M. Azeb), Kahire 1413/1993, I, 418-419; İbn Kādî Şühbe, Ŧabaķātü’ş-ŞâfiǾiyye, I, 230-232; İbn Hacer, Lisânü’l-Mîzân, IV, 260-261; Taşköprizâde, Miftâĥu’s-saǾâde, I, 321-322, 415; II, 331; Keşfü’ž-žunûn, I, 19, 458; II, 1315, 1681, 1958, 1978; Ahlwardt, Verzeichnis, I, 361, 363; II, 593; IV, 163; V, 7-8, 16, 109-110; Brockelmann, GAL, I, 483; Suppl., I, 668; a.mlf., “al-Māwardī”, EI² (İng.), VI, 869; J. Sauvaget, Introduction a l’histoire de l’orient musulman, Paris 1943, s. 89; E. I. J. Rosenthal, Political Thought in Medieval Islam, Cambridge 1958, s. 27-51; M. H. Kerr, Islamic Reform: The Political and Legal Theories of Muĥammad ǾAbduh and Rashīd Riđā, California-London1966, s. 220; M. Casiri, Bibliotheca Arabico-Hispana Escurialensis, Osnabrück 1969, I, 224; Haroon Khan Sherwani, Studies in Muslim Political Thought and Administration, Lahore 1970, s. 99-112; M. Süleyman Dâvûd - Fuâd Abdülmün‘im Ahmed, el-İmâm Ebü’l-Ĥasan el-Mâverdî, İskenderiye 1978; Qamaruddin Khan, al-Mawardi’s Theory of the State, Delhi 1979, s. 18-48; P. Voorhoeve, Codices Manuscripti VII: Handlist of Arabic Manuscripts in the Library of the University of Leiden and Other Collections in the Netherlands, The Hague 1980, s. 7, 13, 104; Orhan Karmış, Mâverdî ve Tefsirdeki Metodu (doçentlik tezi, 1981), AÜ İlâhiyat Fakültesi; H. A. R. Gibb, Studies on the Civilization of Islam (ed. S. J. Shaw - W. R. Polk), Princeton 1982, s. 141-165; M. Celâl Şeref, Neşǿetü’l-fikri’s-siyâsî ve teŧavvürüh fi’l-İslâm, Beyrut 1982, s. 211-249; M. Abdülkādir Ebû Fâris, el-Ķāđî Ebû YaǾlâ el-Ferrâ ve kitâbühû el-Aĥkâmü’s-sulŧâniyye, Beyrut 1403/1983, s. 499-540; Carra de Vaux, Les penseurs de l’Islam, Paris 1984, I, 272-277; III, 349-360; Subhî Mahmesânî, el-Mücâhidûn

    YanıtlaSil
  127. î, el-Mücâhidûn fi’l-ĥaķ, Beyrut 1985, s. 103-159; A. K. S. Lambton, State and Government in Medieval Islam, Oxford 1985, s. 73, 83-102, 108, 180, 311; Ahmed Mübârek el-Bağdâdî, Dirâsât fi’s-siyâseti’ş-şerǾiyye, Küveyt 1408/1987, s. 101-169; a.mlf., “el-İnsân vel-müctemaǾ fi’l-fikri’s-siyâsî li’l-Mâverdî”, Mecelletü Külliyyeti’l-âdâb: CâmiǾatü’l-Melik SuǾûd, XI/1, Riyad 1984, s. 265-295; M. Fethî ed-Dirînî, Dirâsât ve buĥûŝ fi’l-fikri’l-İslâmiyyi’l-muǾâśır, Beyrut-Dımaşk 1408/1988, I, 341-447; Fehmî Ced‘ân, Üsüsü’t-teķaddüm Ǿinde müfekkiri’l-İslâm fi’l-Ǿâlemi’l-ǾArabiyyi’l-ĥadîŝ, Amman 1988, s. 56-72; Ali Halîl Mustafa, Ķırâǿe terbeviyye fî fikri Ebi’l-Ĥasan el-Baśrî el-Mâverdî, Cidde-Mansûre 1411/1990; Majid Fakhry, Ethical Theories in Islam, Leiden 1991, s. 158-167; M. Âbid el-Câbirî, el-ǾAķlü’s-siyâsiyyü’l-ǾArabî, Beyrut 1991, s. 343, 354, 359-361; a.mlf., el-ǾAķlü’l-aħlâķıyyü’l-ǾArabî, Beyrut 2001, s. 39-41, 116-119, 232-237, 525-530, 561-570; Selâhaddin Abdüllatîf en-Nâhî, el-Ħavâlid min ârâǿi Ebi’l-Ĥasan el-Baśrî el-Baġdâdî el-maǾrûf bi’l-Mâverdî, Beyrut 1414/1994; Ahmet Davutoğlu, Alternative Paradigms, Lanham 1994, s. 107, 127, 142, 153, 185, 193; Hanna Mikhail, Politics and Revelation: Māwardī and After, Edinburgh 1995; Abdullah Oğrak, Ebu’l-Hasan el-Maverdi’nin İktisadi Görüşleri (yüksek lisans tezi, 1997), Sakarya Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü; Mohammed Arkoun, “L’éthique musulmane d’après Mawardī”, REI, XXXI (1963), s. 1-31; H. Laoust, “La pensée et l’action politique d’al-Māwardī (364/450-974/1058)”, a.e., XXXVI (1968), s. 11-92; Saîd Bensaîd, “et-Tefkîrü’s-siyâsî Ǿinde Ebi’l-Ĥasan el-Mâverdî”, Mecelletü Külliyyeti’l-âdâb ve’l-Ǿulûmi’l-insâniyye, I/1, Fas 1978, s. 254-278; Rif‘at el-Ivazî, “Taĥlîl iķtiśâdî li-Kitâbi’l-Aĥkâmi’s-sulŧâniyye li’l-Mâverdî”, Mecelletü

    YanıtlaSil
  128. k, Ebu’l-Hasan el-Maverdi’nin İktisadi Görüşleri (yüksek lisans tezi, 1997), Sakarya Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü; Mohammed Arkoun, “L’éthique musulmane d’après Mawardī”, REI, XXXI (1963), s. 1-31; H. Laoust, “La pensée et l’action politique d’al-Māwardī (364/450-974/1058)”, a.e., XXXVI (1968), s. 11-92; Saîd Bensaîd, “et-Tefkîrü’s-siyâsî Ǿinde Ebi’l-Ĥasan el-Mâverdî”, Mecelletü Külliyyeti’l-âdâb ve’l-Ǿulûmi’l-insâniyye, I/1, Fas 1978, s. 254-278; Rif‘at el-Ivazî, “Taĥlîl iķtiśâdî li-Kitâbi’l-Aĥkâmi’s-sulŧâniyye li’l-Mâverdî”, Mecelletü’d-dirâsâti’t-ticâriyyeti’l-İslâmiyye: CâmiǾatü’l-Ezher, I/1, Kahire 1985, s. 101-118; Rıdvân es-Seyyid, “el-Medîne ve’d-devle fi’l-İslâm: Dirâse fî rüǿyeteyi’l-Mâverdî ve İbn Ħaldûn”, el-Ebĥâŝ, XXXIV, Beyrut 1986, s. 67-85; Fazl Şelak, “el-Faķīh ve’d-devletü’l-İslâmiyye: Dirâse fî kütübi’l-aĥkâmi’s-sulŧâniyye”, el-İctihâd, sy. 4, Beyrut 1989, s. 91-140; Cemal Aydın, “Bir Kitabın Katli ve Milli Eğitim Bakanlığı”, Dergâh, V/55, İstanbul 1994, s. 22; M. Celûb el-Ferhân, “el-Fikrü’l-iķtiśâdî fî kitâbâti’l-Mâverdî”, el-İctihâd, sy. 34-35 (1997), s. 169-204; Sabri Erturhan, “Mâverdî ve ‘el-Hâvi’l-kebîr’ Adlı Eseri”, Cumhuriyet Üniversitesi İlâhiyat Fakültesi Dergisi, sy. 3, Sivas 1999, s. 471-490; Mustafa Çağrıcı, “Mâverdî’de Siyaset Ahlakı”, İslâmiyât, VI/1, Ankara 2003, s. 71-92; Saîd Abdülfettâh Âşûr, “el-Aĥkâmü’s-sulŧâniyye li’l-Mâverdî”, Tİ, V, 16-30.

    Cengiz Kallek

    YanıtlaSil
  129. Sayfa: 194

    1. Emirler Kureyş'ten olur. İyisi, iyilerin ve füccarı da facirlerin emirleri olurlar. Eğer Kureyş size, burnu ve kulağı kesik bir habeşi köleyi bile emir yapsa, İslam ile boynunun vurulması arasında muhayyer bırakılmadıkça, onu dinleyin ve kendisine itaat edin. Bir kimse bu durumda bırakılırsa İslamı terk etmesin, boynunu uzatsın.
    Ravi: Hz. Ali (r.a.)

    2. Selamı önce veren kibirden beridir.
    Ravi: Hz. İbni Mes'ud (r.anhüma)

    3. Deniz, Cehennemdendir.
    Ravi: Hz. Yahya İbni Umeyye (r.a.)

    4. Denizin hepsi temizdir ve suyu da temizleyicidir. (Çıkan av helaldır)
    Ravi: Hz. Şuayb (r.a.) babasından

    5. Denizin suyu temizleyici ve ölüsü de helaldir. (Ölmüşü çıkarıp yemek helal değildir.)
    Ravi: Hz. Süleyman İbni Musa (r.a.)

    6. Hasislik on bölüktür. Dokuzu İranlılarda, biri de diğer bütün insanlardadır.
    Ravi: Hz. Enes (r.a.)

    7. Hasis o kimsedir ki, yanında Ben anıldığımda selat-ü selam getirmez.
    Ravi: Hz. Ali (r.a.)

    8. Elbise ve süse ehemmiyet vermemek imandandır. (Eski ve kabalığına, kire değil)
    Ravi: Hz. Ebû Ümâme (r.a.)

    9. İyilik, nefsin sükunet bulanı ve kalbin de tatmin olanıdır. Günahda ise için rahat etmez ve kalin de mutmain olmaz, müftüler sana fetva verse bile.
    Ravi: Hz. Ebû Salabe (r.a.)

    10. İyilik, ahlak güzelliği, günah ise içini tırmalayan ve insanların haberi olmasını istemediğin şeydir.
    Ravi: Hz. İbni Semian (r.a.)

    11. İyilik çürümez, günah unutulmaz, Allah da ölmez. İstediğini yap, karşılığını bulacaksın.
    Ravi: Hz. Ebud Derda (r.a.)

    12. Bereket atın alınlarındadır.
    Ravi: Hz. Enes (r.a.)

    13. Bereket, yemeğin ortasına iner. Onun için kenarından yiyin, ortasından yemeyin.
    Ravi: Hz. İbni Abbas (r.anhüma)

    14. Bereket şu üç şeydedir; Cemaatte, tiritte ve sahur yemeği yemekte,
    Ravi: Hz. Selman (r.a.)

    YanıtlaSil
  130. Sayfa: 475

    1. Secdede gözlerinizi kapamayın, zira bu yahudi adetidir.
    Ravi: Hz. Enes (r.a.)

    2. Cahiliyyette ölen babalarınızla iftihar etmeyin. Nefsim yed-i kudretinde Olana kasem ederim ki, gübre kurtları cahiliyette ölen babalarınızdan (Kafir olandan) efdaldir.
    Ravi: Hz. İbni Abbas (r.anhüma)

    3. Ağlama aç kaldım diye ey Ebu Cuheyfe. Kıyamette insanların en aç kalacak olanları, dünyada en çok tok olanları olacaktır.
    Ravi: Hz. Ebû Cuheyfe (r.a.)

    4. Allahın kendisini değil, yarattıklarını tefekkür edin. Zira Allah bir melek yaratmıştır ki, ayakları yedi kat yerin altında başı da semayı ulyayı aşmıştır. İki ayağı ile topuğu arasındaki mesafe altıyüz yıllık yoldur. Halbuki Hâlik mahlukundan daha azamdır.
    Ravi: Hz. Abdullah İbni Selam (r.a.)

    5. Çekirgeyi öldürmeyin. Zira onlar Allah'ın cünudunun (askerlerinin) büyüklerindendir.
    Ravi: Hz. Ebû Hüreyre (r.a.)

    6. Ümmetim Taundan başka şeyle fena bulmaz. Bu deve guddesi gibi bir şiştir ve iltihaplanır. Bir yerde Taun olduğunda, orada kalan şehiddir, oradan kaçan da cepheden kaçmış gibidir.
    Ravi: Hz. Âişe (r.anha)

    7. Namazlarınızda ve cenazelerinizde sefihlerinizi öne geçirmeyin.
    Ravi: Hz. Hakim İbni Salt (r.a.)

    8. Sefihlerinizi ve çocuklarınızı namaz ve cenazelerinizde öne geçirmeyin. Zira imamlarınız, sizin Allah indinde murahhaslarınızdır.
    Ravi: Hz. Ali (r.a.)

    9. Atlarınızın alın kaküllerini kesmeyin, orada hayır yazılıdır. Yelelerini de kesmeyin, onlarla ısınırlar. Kuyruklarını da kesmeyin, onlarla sinekleri kovarlar.
    Ravi: Hz. Atabe ibni Abd r.a

    10. Sakın bilmediğin şeyle hüküm verme. Bir şeyde tereddüd edersen, anlayıncaya kadar dur veya Bana sor. (Hz. Muazı bir yere gönderirken buyurulmuştur.)
    Ravi: Hz. Muaz (r.a.)

    11. Dilinle maruftan başka birşey söyleme, elini de hayırdan başka bir yere uzatma.
    Ravi: Hz. Esved İbni Aslam (r.a.)

    12. Eti bıçakla kesmeyin, bu acem usulüdür. Dişinizle koparın, bu daha lezzetli ve daha sıhhidir.
    Ravi: Hz. Âişe (r.anha)

    13. Ekmeği acemler gibi (bıçakla) kesmeyin. Sizden biri et yemek istediğinde onu bıçakla kesmesin. Lakin onu elile alsın ağzı ile koparsın. Zira bu daha lezzetli ve daha sıhhidir.
    Ravi: Hz. Ümmü Seleme (r.a.)

    YanıtlaSil
  131. Sayfa: 476

    1. "Aleykesselam" deme. Zira aleykesselam ölülerin selamıdır. Lakin "Esselamü Aleyke" de.
    Ravi: Hz. Câbir İbni Süleym (r.a.)

    2. Münafıka "efendimiz" demeyin. Eğer o sizin efendiniz olursa o zaman Allah'ın gadabına uğrarsınız.
    Ravi: Hz. Abdullah İbni Büreyde (r.a.)

    3. "Allah diledi ve filan diledi" demeyin. Lakin "Allah diledi sonra filan diledi" deyin.
    Ravi: Hz. Huzeyfe (r.a.)

    4. "Razaman" demeyin. Zira Ramazan Aziz ve Celil olan Allah'ın isimlerinden bir isimdir. Lakin Rmazan ayı deyin.
    Ravi: Hz. Ebû Hüreyre (r.a.)

    5. Kıyamet kopmaz. Taki insanlar mescidler hususunda tefahür etmedikçe. (Bizde şöyle cami var diye)
    Ravi: Hz. Enes (r.a.)

    6. Kıyamet kopmaz, ancak yağmurlarda bereket kalmaz.
    Ravi: Hz. Enes (r.a.)

    7. Kıyamet kopmaz, yer yüzünde "Allah, Allah" diyen kaldıkça.
    Ravi: Hz. Enes (r.a.)

    8. Kıyamet kopmaz, ta ki zamanda yakınlık oluncaya kadar. Öyle ki, bir sene bir ay gibi olur. Bir ay Cuma, hafta gibi, bir Cuma bir gün, bir gün bir saat, bir saatte bir ateş yanıncaya kadar geçen zaman gibi sürer.
    Ravi: Hz. Enes (r.a.)

    9. Kıyamet kopmaz, ümmetimden bir taife herkes üzerinde hakim olmadıkça. Onlar kendilerini terk edenlerin terk etmesine aldırmazlar ve kendilerine yardım edene de aldırmazlar.
    Ravi: Hz. Muaviye (r.a.)

    10. Kıyamet kopmaz, Fırat altundan bir dağ açmadıkça. Burada halkın onda dokuzu kırılır.(mücadelede)
    Ravi: Hz. Ukey İbni Kaab (r.a.)

    11. Kıyamet kopmaz, ilim kabzolunmadıkça, zelzeleler çoğalmadıkça, zamanda yakınlık olmadıkça, fitneler zahir olmadıkça, herç çoğalmadıkça ki, o öldürmedir ve aranızda mal çoğalır ve taşar.
    Ravi: Hz. Ebû Hüreyre (r.a.)

    12. Sizde mal çoğalıp artmadıkça kıyamet kopmaz. Öyle ki mal sahibi zekatını kabul edecek birini arar da ona arz eder o da şöyle der; "Benim (şimdi) buna ihtiyacım yok."
    Ravi: Hz. Ebû Hüreyre (r.a.)

    13. İki büyük taife, davaları bir olduğu halde, çarpışmadan kıyamet kopmaz. Aralarına büyük bir mukatele olur ve otuza yakın deccal ve yalancılar baas olunur. Onların hepsi de kendini Allah'ın Resulü zanneder.
    Ravi: Hz. Ebû Hüreyre (r.a.)

    YanıtlaSil
  132. Sayfa: 477

    1. Kıyamet kopmaz, siz yahudilerle harb etmedikçe. Hatta taşlar bile arkasındaki yahudiyi "Ya müslüman şu benim arkamdaki yahudidir onu öldür" diye haber verir.
    Ravi: Hz. Ebû Hüreyre (r.a.)

    2. Kıyamet kopmaz, siz Türklerle mukatele etmedikçe, Onlar küçük gözlü, basık burunlu, kırmızı meşin suratlı, aynı zamanda keçe ayakkabılıdır. Öyle zaman gelir ki sizden biri ehli ve malı da dahil, her ne pahasına olursa olsun Beni görmek ister.
    Ravi: Hz. Ebû Hüreyre (r.a.)

    3. Acemlerden Kirman ve Huz ile mukatele etmedikçe kıyamet kopmaz. Onların burunları yassı, küçük gözlü, kalkan gibi kırmızı meşin suratlıdırlar ve keçe ayakkabıları vardır.
    Ravi: Hz. Ebû Hüreyre (r.a.)

    4. Güneş garbten doğmadıkça kıyamet kopmaz. O batıdan doğduğunda, insanlar onu görür ve hepsi de iman ederler. Lakin işte bu "imanın, daha önce iman etmediği için hiç bir nefse fayda vermediği zamandır."
    Ravi: Hz. Ebû Hüreyre (r.a.)

    5. Bir adam bir kabrin yanından geçerken"keşki onun yerinde ben olsaydım" demedikçe kıyamet kopmaz.
    Ravi: Hz. Ebû Hüreyre (r.a.)

    6. Kahtan'dan (yemende)bir adam çıkıp ta asası ile insanları sevk etmedikçe kıyamet kopmaz.
    Ravi: Hz. Ebû Hüreyre (r.a.)

    7. Sığırların dilleri ile yemekleri gibi, dilleri ile yiyen bir kavim çıkmadıkça kıyamet kopmaz.
    Ravi: Hz. Saad (r.a.)

    8. Benim Ehli Beytimden bir adam yer yüzüne hakim olmadıkça kıyamet kopmaz. Onun alnı açıktır, kemer burunludur. O yer yüzünün daha evvel zulümle doldurulduğu gibi, dünyayı adaletle doldurur. İdaresi yedi sene sürer.
    Ravi: Hz. Ebû Said (r.a.)

    9. Rükn ve Kur'anı kerim kaldırılmadan kıyamet kopmaz.
    Ravi: Hz. İbni Ömer ra

    10. Yetmiş tane yalancı çıkmadan kıyamet kopmaz.
    Ravi: Hz. İbni Amr (r.a.)

    11. Bir adam "elli kadının tedbirini" deruhte etmedikçe kıyamet kopmaz.
    Ravi: Hz. İbni Ömer (r.anhüma)

    12. Zühd laftan, Verağ da yalandan ibaret olmadıkça kıyamet kopmaz.
    Ravi: Hz. Ebû Hüreyre (r.a.)

    13. Kalbler birbirine yabancı olmadan, sözler birbirinden ayrılmadan ana-baba bir, kardeşler farklı dinlerden olmadıkça kıyamet kopmaz.
    Ravi: Hz. Huzeyfe (r.a.)

    YanıtlaSil
  133. Sayfa: 478

    1. Bir kadın üzerine gösterilen kıskançlık gibi, bir erkek çocuğu da yapılmadan kıyamet kopmaz
    Ravi: Hz. Ebû Hüreyre (r.a.)

    2. Lut kavminin amelini mübah saymaları sebebi ile, gökten (yıldızlarla) taş yağıp bir takım kavimlerin başları ezilmedikçe kıyamet kopmaz.
    Ravi: Hz. İbni Abbas (r.anhüma)

    3. Çocuk öfkeli, yağmur sıcak olmadıkça, adi kimseler iyi addedilmedikçe, iyilere kızılmadıkça, küçük büyüğe ve karaktersiz kimse, iyi insanlara cüretkarlık yapmadıkça kıyamet kopmaz.
    Ravi: Hz. Âişe (r.anha)

    4. Kıyamet kopmaz, Ta ki ondan önce daha yüz sene evvelinden yeryüzünde Allah'a ibadet kalmaz.
    Ravi: Hz. Hureyde (r.a.)

    5. Rumlara ait Konstantiniyye (Roma) tesbihle ve tekbirle müslümanlarca feth edilmedikçe kıyamet kopmaz (Yetmiş bin Şamlı bunu yapacak)
    Ravi: . Hz Abr İbni Avf r.a

    6. Şeytan, yollarda yürüyerek, çarşıda gezerek ve "falan oğlu filan Resulallah'dan bunu şöyle şöyle rivayet etti." Demeden kıyamet kopmaz.
    Ravi: Hz. Vasile (r.a.)

    7. Meryem oğlu İsa(a.s) hakem, adalet dağıtıcı ve imamı adil olarak nazil olmadıkça kıyamet kopmaz. Öyle ki o haçı kırar, domuzu öldürür, cizyeyi kaldırır. Mal da çok artar ve onu kabul ettirecek kimse bulunmaz.
    Ravi: Hz. Ebû Hüreyre (r.a.)

    8. Bu geceye zorlanmayın. Zira siz ona takat getiremezsiniz. Sizden biri uyukladığı zaman yatağında uzansın. Zira bu daha salimdir.
    Ravi: Hz. Enes (r.a.)

    9. Dini kendi ayarınızla ölçmeyin. Zira din kıyas kabul etmez. İlk kıyas yapan da iblistir.
    Ravi: Hz. Ali (r.a.)

    10. Oruçlu iken gündüz sürme çekme, gece ismit çek. Zira bu gözleri korur ve parlatır, kirpikleri de büyütür.
    Ravi: Hz. Abdurrahman İbni Mabet (r.a.)

    11. Allah'ın zikri olmadan çok söz söyleme. Zira Allah'ın zikri olmaksızın, sözün çokluğu, kalbin kasvetine sebebtir. Muhakkak ki insanların Allah'a en uzağı, kalpleri kasvetli olanlardır.
    Ravi: Hz. İbni Ömer (r.anhüma)

    12. Benden, Kur'an'dan başka şey yazmayın. Kim Benden Kur'an'dan başka bir şey yazmışsa onu imha etsin. Benden hadis rivayet edin. Buna mani yok. Kim Bana kasten yalan isnad ederse Cehennemden yerine hazırlansın.
    Ravi: Hz. Ebû Said (r.a.)

    13. Çok kaygı çekme, mukadder olan olur ve takdir olunan rızkın da sana gelir.
    Ravi: Hz. İbni Mes'ud (r.anhüma)

    14. Suya ağzınızı uzatıp içmeyin, önce elinizi için. Zira elden daha iyi kab olmaz.
    Ravi: Hz. İbni Ömer (r.anhüma)
    Ê r é

    YanıtlaSil


  134. AYASOFYA

    Bizans devrinde İstanbul’un en büyük kilisesi iken fetihten sonra şehrin baş camii haline getirilen ve etrafında zamanla bir külliye teşekkül eden mâbed.

    Fetihten sonra şehrin en büyük mâbedi olan Hagia Sophia Kilisesi Fâtih tarafından Ayasofya adıyla fethin sembolü olarak camiye çevrilmiş ve ilk cuma namazı da burada kılınmıştı. Bu sebeple daha sonra fethedilen diğer şehirlerdeki kiliseler camiye çevrildiklerinde en büyüğünün Ayasofya adıyla anılması adeta bir gelenek haline gelmiştir. Bunlardan bazıları daha kilise halindeyken bu adla anıldıkları halde, bir kısmı da halk tarafından fethe işaret olarak sonradan yakıştırılmış, böylece hepsi Ayasofya Camii olarak anılmıştır. Bazan da İlkçağ’dan kalma bir harabe veya ören yerine Ayasofya denilmiştir. Nitekim Güney Anadolu’da Alanya ile Gündoğmuş ilçesi arasındaki Susuz dağının batı tarafında, denizden 1500 m. yüksekte rastlanan İlkçağ’dan kalmış yapı harabeleri bulunan eski bir yerleşme yeri halk tarafından Ayasofya olarak adlandırılmış ve Ayasofi imlâsı ile haritalara geçmiştir.

    Ayrıca bazı camiler aslında başka adlarla anılmaktayken sonraları halk tarafından bunlara Ayasofya denilmiştir. Nihayet bazıları ise camiye çevrilmeden önce Hagia Sophia veya Sveti Sofia adında olduklarından Ayasofya ismiyle tanınmışlar, yayınlara da bu şekilde geçmişlerdir. Ancak Konya’da temelden itibaren tam bir Türk yapısı olan 824 (1421) tarihli Hacı Hasbeyoğlu Mehmed tarafından yaptırılan Dârülhuffâz’a da anlaşılmaz bir sebeple Ayasofya Mescidi denilmiştir.

    YanıtlaSil


  135. Ayasofya adıyla anılan camiler arasında, 1453’ten 1934’e kadar şehrin ulucami durumundaki başcamisi olan İstanbul’daki Ayasofya Camii ve etrafında teşekkül etmiş külliye ise en tanınmış ve önemli eserdir.

    Ayasofya, ekanîm*-i selâsenin ikinci unsuru oğulun bir vasfı olarak, mistik bir mefhum olan sofia (ilâhî hikmet) adına kurulmuştur. Yanındaki patrikhâne kilisesi Hagia Eirene (Aya İrini) ile birlikte ikisine Megale Ekklesia (Büyük Kilise) deniliyordu.

    Ayasofya’nın ilk binası İlkçağ İstanbulu’nun merkezî yerinde, birinci tepe üzerinde

    YanıtlaSil

  136. cilt: 04; sayfa: 207
    [AYASOFYA - Semavi Eyice]

    IV. yüzyılda ahşap çatılı bir bazilika biçiminde yapılmıştır. Genellikle bu ilk yapının I. Constantin’in (324-337) eseri olduğuna inanılırsa da yapı ancak oğlu Constantinus (337-361) zamanında bitirilmiş ve 15 Şubat 360’ta açılmıştır. Fakat 20 Haziran 404’te patrik İoannes Khyrosostomos’un sürgün edilmesi üzerine meydana gelen bir ayaklanmada çıkan yangında kilise harap olmuş, II. Thedosius (408-450) binayı beş nefli (sahn) olarak yeniden yaptırıp 10 Ekim 415’te tekrar açmıştır. Bu ikinci kilise de İustinianos (527-565) ve karısı aleyhine 532 yılında 13-14 Ocak gecesi çıkan Nika ayaklanmasında sarayın bir kısmı ve başka umumi binalarla birlikte yandıktan sonra imparator onu evvelki binalardan daha büyük, değişik ve muhteşem bir şekilde yaptırmayı tercih etmiştir. Batı Anadolulu iki mimar Trallesli (Aydın) Anthemios ile Miletoslu (Milet-Balat) İsidoros’a havale edilen inşaat 537 yılına kadar sürmüştür. İustinianos geniş imparatorluğunun her tarafından malzeme istetmiş, bunun için daha eski yapıların işlenmiş malzemesi de toplanmıştır. Böylece Mısır’da Heliopolis’ten sekiz büyük kırmızı porfir sütun, Batı Anadolu’da Efesos’ta (Ayasuluk-Selçuk) Artemis Mâbedi’nden, Kyzikos (Kapudağ yarımadası) ve Suriye’de Ba‘lebek’ten sütunlar getirildiği gibi başka yerlerden de değişik cins ve renklerdeki mermerler alınmıştır. İustinianos inşaatla bizzat ilgilenerek yapıda çalışan 10.000 işçiyi gayretlendirmiş, Ayasofya altı yıl içinde tamamlanarak 27 Aralık 537 günü büyük bir törenle açılmıştır. İustinianos’un yapılarını anlatan Prokopios, eserinde bu kiliseye geniş yer vermektedir.

    YanıtlaSil

  137. Ayasofya mimarisinin esası, hıristiyan dinî yapılarının hâkim planı olan bazilika biçimine göre yapılmış olmakla beraber, iki mimar bu yapının orta mekânının üstünü pandantiflerle esas kabuğu, şişmiş bir yelken gibi bütün teşkil eden, çapı yaklaşık 31-33 metreyi bulan basık büyük bir kubbe ile örtme yoluna gitmişlerdir. Bu büyük kütle baskısını karşılamak üzere batı-doğu ekseni üzerinde kademeler halinde inen ve ufalan yarım kubbeler yapılmış, yanlarda ise baskı, galerilerde yan duvarlardaki pâyeler ve kemerlerle tonozlar yardımıyla karşılanmıştı. Bu çapta ve tertipte bir yapıyı bu derecede büyük bir kubbe ile örtmek aslında büyük bir cesaret idi. Ancak yapının statik bakımından bu ağırlığı çok güç karşıladığı da bir gerçektir. Gerek Bizans gerekse Türk devrinde duvarlara dışarıdan eklenen büyük destek payandaları yardımıyla Ayasofya bugüne kadar ayakta tutulabilmiştir. Nitekim 557 yılındaki depremin de tesiriyle 7 Mayıs 558’de kubbenin doğu tarafının çökmesi üzerine, önceki mimarlardan İsidoros’un yeğeni genç İsidoros tarafından kubbe evvelkinden yirmi kadem (6,25 m.) kadar yükseltilip geçişi pandantiflerle temin edilerek yeniden yapılan kilise, bu defa 24 Aralık 562’de ibadete açılmıştır. Bu vesileyle saray yüksek memurlarından Silentarios Pavlos’un yazdığı uzun manzum methiyede yapının mimarisi, iç süslemesi ile eşyası çok ayrıntılı bir şekilde tasvir edilmiştir. 869 depreminde kubbede beliren çatlaklar ertesi yıl İmparator Basileios tarafından tamir ettirilmiş, fakat II. Basileios zamanında 26 Ekim 986’da vuku bulan depremde kubbenin yine bir kısmı çöktüğünden derhal gerekli tedbirler alınmıştır. Ermeni mimar Tiridat’ın eliyle altı yıl süren tamirden sonra kilise 13 Mayıs 994’te açılmıştır. 1204’te IV. Haçlı Seferi ile İstanbul’u işgal eden Latinler burada büyük tahribata sebep olmuşlardı. İstanbul tekrar Bizans idaresine geçtikten sonra ufak bir tamir gören Ayasofya’da II. Andonikos 1317’de büyük ölçüde tamirat yaptırmış, duvarlar dışardan takviye payandalarıyla desteklenmiştir. Ancak büyük ve yaşlı binada bu tamirler yetersiz kalmış ve 19 Mayıs 1346’da sebepsiz olarak doğudaki başkemerle kubbenin bir parçası çökmüştür. Bu sırada iyice fakirleşmiş olan Bizans, büyük zorluklarla ve halktan yardım toplamak suretiyle ancak 1354’te bu zararları giderebilmiştir

    YanıtlaSil


  138. 1402’de İstanbul’a gelen İspanyol elçisi Clavijo, Ayasofya’yı harap ve bakımsız bir halde görmüştür. Evliya Çelebi Seyahatnâme’sinin bir yazmasından öğrenilen, fakat başka kaynaklarda bulunmayan bilgiye göre, İstanbul’un fethinden birkaç yıl önce yine bir depremde zarar gören Ayasofya’nın kuzey tarafını tamir etmek üzere Ali Neccâr adındaki Türk mimarı Edirne’den İstanbul’a gönderilmiştir. Gerekli takviyeyi yapan mimar Edirne’ye dönüşünde müstakbel minarenin kaidesini de hazırladığını açıklamıştır.

    Ayasofya İstanbul’un fethinde, usulden olduğu üzere şehrin büyük kilisesi olarak camiye çevrildi. Tursun Bey’in yazdığına göre kubbeye kadar çıkan Fâtih Sultan Mehmed, yapının ve çevresinin harap görüntüsü karşısında meşhur Farsça beyti söylemiştir. Fâtih Ayasofya’nın tahribini önlemiş, burada ilk namazı kıldıktan sonra camiyi kendi hayratının ilk eseri olarak vakfetmiş, yanına sonraları çok değişikliğe uğrayan bir de medrese yaptırmıştır. İlk minarenin de batıda yarım kubbenin yanındaki iki baskı kuleciklerinden güneydekinin üstünde ahşap olarak inşa edildiği anlaşılmaktadır. Bu minare uzun müddet durmuş, ancak 1574 tamirinde kaldırılmıştır. Caminin

    YanıtlaSil

  139. güneybatı köşesindeki tuğla minarenin Fâtih devrine ait olduğu söylenirse de bunun II. Bayezid zamanında yapılan minare olması ihtimali daha kuvvetlidir. II. Bayezid dönemine ait olduğu iddia edilen güneydoğu köşedeki yivli minareyi ise, Edirne’deki Selimiye Camii minarelerine çok yakın benzerliği dolayısıyla, Mimar Sinan’ın eseri olarak kabul etmek kanaatimizce yerinde olur. Kanûnî Süleyman devrinde Budin’in fethi üzerine oradaki başkiliseden alınan tunç şamdanlar, üzerine manzum birer kitâbe yazılarak 1526’da Ayasofya’da mihrabın iki yanına yerleştirilmiştir. II. Selim de Ayasofya’ya büyük ilgi göstermiş, Bizans devrinden beri narteks kısmında duvara yapıştırılmış olarak duran taşa işlenmiş levhalar halindeki uzun bir karar metnini de tercüme ettirmiştir. Bunlar daha sonra kaldırılarak Kanûnî Türbesi saçağında kullanılmıştır. Yine II. Selim zamanında Ayasofya’nın etrafı onu saran ve yapıya zarar veren evlerden kurtarılmış, ayrıca Mimar Sinan tarafından takviye payandaları yapılarak yapının çökmesi önlenmiştir. Bu vesileyle bir de minare yapılmıştır ki bunun güneydoğu köşedeki minare olması kuvvetle muhtemeldir. Şehrin en büyük ibadet yeri olarak Ayasofya’nın etrafında sultan türbelerinin yapımına da yine bu sırada başlanmış, ilk türbe II. Selim için Mimar Sinan tarafından inşa edilmiştir. III. Murad zamanında da kuzeydeki iki minare ile minber, kürsü ve mahfil ilâve edilmiş, Bergama’da bulunan İlkçağ’dan kalma yekpâre mermerden oyulmuş iki büyük küp getirtilerek caminin içine şadırvan yapılmıştır. Daha sonra yine Ayasofya’nın yanında Mimar Dâvud Ağa tarafın dan III. Murad için, XVII. yüzyıl başında da III. Mehmed için türbeler inşa edilmiş, ayrıca burada bir de şehzadeler türbesi yapıldığından bir hazîre teşekkül etmiştir. Bu üç büyük türbe Osmanlı devri Türk mimarisinin yapı, çini süslemesi ve diğer teferruatı bakımından en güzel eserlerinden sayılır. Türk devrinde Ayasofya’nın süslenmesine devamlı surette gayret edildiğinden 1607’de çini olarak mihrap duvarına besmele-i şerif yazılmıştır. Tahttan indirildikten sonra on altı yıl sarayda kapalı yaşayan I. Mustafa 1639’da ölünce, Ayasofya’nın fetihten beri yağhâne olarak kullanılan vaftizhânesi acele türbe haline getirilerek cesedi buraya gömülmüştür. 1648’de Sultan İbrâhim öldürüldüğünde de yine aynı yere defnedilmiştir.

    YanıtlaSil

  140. 1651’de Teknecizâde İbrâhim Efendi’nin hattı ile yazılmış caminin içini süsleyen büyük levhalar konulmuş ise de bunlar 1847-1849 tamirinde kaldırılarak yerlerine bugün görülen Mustafa İzzet Efendi’nin 7,5 m. çapındaki yuvarlak levhaları asılmıştır. 1728’de III. Ahmed tarafından Ayasofya’nın içinde yaptırılan tamirler sırasında yeni bir hünkâr mahfili inşa edilmiş ve ortaya büyük bir top kandil asılmıştır. Bu mahfil daha sonra 1847’de kaldırılmıştır. Bugün mihrabın solundaki dehliz duvarlarında bunun veya daha eski mahfilin hâtırası olan değerli çinilerle kaplı mahfil mihrabı görülmektedir. 1739’da I. Mahmud, iki payanda arasında ve caminin yan sahnında Türk baroğu üslûbunda muhteşem bir tunç parmaklıkla ayrılan, duvarları değişik devirlere ait çini kaplı ve dolapları renkli nakışlı güzel bir kütüphane yaptırarak bakımı için Cağaloğlu Hamamı’nı vakfetmiştir. 1740’ta ise avluda, başka bir benzeri olmayan hârikulâde zarif ve zengin bir şadırvanla bir sıbyan mektebi ve arka tarafta bir aşhane-imaret inşa ettirmiştir. Bunun dışarıya açılan geniş saçaklı kapısı Türk baroğu üslûbunun en güzel örneklerinden sayılır. Bu arada, Ayasofya’nın kilise olarak en eski yapılardan kalan ve “skeuophylakion” denilen büyük yuvarlak binası da aşhane-imaretine erzak ambarı yapılmıştı. Bütün bu ek yapıların kitâbeleri, “hazinedar” veya “hattat” lakabı ile diğerlerinden ayırt edilen Dârüssaâde ağası Beşir Ağa (Moralı) tarafından yazılmıştır.

    Türk devri içinde önceleri Ayasofya’nın mozaiklerinin bir kısmı görülmekteyken bunların üzerleri peyderpey örtülmüş ve XVIII. yüzyıl ortalarından itibaren hepsi ortadan kaybolmuştur. 1809’da II. Mahmud tarafından yaptırılan büyük bir tamirden kırk yıl sonra Ayasofya yine ciddi olarak elden geçirilme ihtiyacı göstermiştir. Şeyhülislâm Mekkîzâde Mustafa Âsım Efendi’nin devlete kalan serveti, vasiyeti gereğince bu işe tahsis edilerek İsviçreli mimar G.Fossati tarafından 1847-1849 yılları arasında Sultan Abdülmecid’in emriyle geniş ölçüde bir tamire

    YanıtlaSil

  141. cilt: 04; sayfa: 209
    [AYASOFYA - Semavi Eyice]

    girişilmiştir. Bu arada padişahın camiye gelişinde istirahat etmesi ve bazı kabuller yapması için yeni bir kasr-ı hümâyun ile tamamen Bizans üslûbu taklidi bir hünkâr mahfili ve avlu kapısı yanına muvakkithâne yapılmış, avluyu çeviren duvar da yenilenmiştir. Aynı tamir sırasında duvar ve tonozlarda mevcut olan mozaiklerin hepsinin üzerleri açılarak bunların Fossati ile o sırada İstanbul’da bulunan Alman W. Salzenberg tarafından resimleri çizilmiştir. 1894 depreminde Ayasofya da zarar görmüş, duvarlarında bazı çatlaklar belirmiş, büyük mozaik satıhları sıva ile birlikte dökülmüştür. Meşrutiyet yıllarında Marangoni, Jackson, Propper, Prost gibi Batılı mimarlara durumu incelettirilen ve hatta mimar Kemâleddin Bey nezâretinde tamir için hazırlıklara girişilen Ayasofya, Cumhuriyet’in ilk yıllarında (1926) ufak bir tamir ve takviye görmüştür. Son yıllarda, esası Fâtih Sultan Mehmed tarafından yaptırılmakla beraber sonraları çok değiştirilen ve 1934’te yıktırılan medresenin arsası temizlenerek temelleri meydana çıkarılmıştır. Bugün bu binanın ihya edilerek idare binası yapılması düşünülmektedir.

    Ayasofya 24 Ekim 1934’te camilikten çıkarılıp Müzeler Genel Müdürlüğü’ne bağlanmıştır. Bu arada sebepsiz olarak medrese yıktırıldığı gibi içeride bulunan ve camiye ait olan çeşitli eşya ile halılar ve levhalar da kaldırılmıştır. Bunlardan büyük levhalar daha sonra tekrar yerlerine asılmıştır. Beş yüzyıl Türk eseri olarak hizmet eden bu caminin eşyasının dağıtılmış olması gerçekten üzücüdür.

    YanıtlaSil

  142. 1931’de Amerikan Bizans Enstitüsü adına Ayasofya mozaiklerini meydana çıkarma izni alan Th. Whittemore, Atatürk’ün isteği ve bakanlar kurulu kararı ile 1932’den itibaren işe başlamıştı. 1936’da A. M. Schneider tarafından Ayasofya’nın batı tarafında bir kazı yapılmış, 1944-1950 yılları arasında müdür Muzaffer Ramazanoğlu yapının içinde ve dışında bazı araştırmalar gerçekleştirmiştir. Amerikan Enstitüsü’nün inceleme ve mozaik temizleme çalışmaları ise 1970’e kadar sürmüştür. Bu çalışmaların sonucu olarak şimdiki güney tarafı girişi üstünde Meryem, Konstantin ve Justinianos’u tasvir eden XI. yüzyıla ait olduğu sanılan mozaik ile İmparator Kapısı üstündeki alınlıkta VI. Leon’u Îsâ önünde secde eder vaziyette tasvir eden mozaik bulunmuş, apsis yarım kubbesinde büyük bir Meryem ile önündeki kemerin alt kısımlarında iki baş melekten biri meydana çıkarılmıştır (IX. yüzyıl). Yukarı katta ise kuzey galerinin kuytu bir kemer aralığında İmparator Alexandros’un portresi, kuzey kemeri içindeki kalkan duvarının alt kenarında üç aziz, güney galerinin ortalarında Îsâ, Meryem ve Joannes üçlüsü (XII. yüzyıl), nihayet aynı galerinin dip duvarında İmparatoriçe Zoe ve IX. Konstantin Monomakhos ile II. İoannes Komnenos’un karısı ve oğlunun resimleri bulunmuştur. Ayasofya’da varlığı bilinen, hatta elde resimleri olan diğer bazı mozaiklerin 1894 depreminde döküldükleri tahmin edilmektedir. Bazıları da belki sıva altında hâlâ durmaktadır.

    Ayasofya müze haline geldikten sonra ilk defa 8 Ağustos 1980 tarihinde hünkâr mahfili ibadete açılmıştır. Bundan kısa bir süre sonra (14 Eylül 1980) restorasyon gerekçesiyle tekrar kapatılan hünkâr mahfili 10 Şubat 1991’de yeniden namaz kılmaya tahsis edilmiş ve Ayasofya kısmen de olsa cami olarak hizmet vermeye başlamıştır.

    YanıtlaSil


  143. Cami olduğu süre içinde Ayasofya, ramazan aylarında bilhassa teravih namazında çok kalabalık bir cemaatin toplanmasına imkân verir ve padişahın da katıldığı Kadir geceleriyle bayram namazlarında muhteşem bir görünüş arzederdi. Bu da Türkler’in burayı ne derecede benimsemiş olduklarının delilidir.

    Ayasofya Bizans devrinin halk inanış ve efsanelerinde büyük bir yer tuttuğu gibi Türk devrinde de buraya dair pek azı Bizans’tan aktarılmış, büyük kısmı yeniden doğmuş birçok rivayet ve efsane anlatılagelmiştir. Ayasofya’nın camilikten çıkarılması ile bunlar bugün artık unutulmuştur.

    Osmanlı hükümdarları Ayasofya’nın bakımına ve cami olarak zenginleşmesine itina gösterdikleri gibi halk da bu iş için vakıflar yapmıştır. Mihrabın sağındaki dehlizin içinde görülen XVII. yüzyıla ait Kâbe ve Medine tasvirli çiniler, bu tarzdaki halk vakıflarından kalmış hâtıralardır. Ayrıca içeride bazıları bizzat padişahlar (III. Ahmed, II. Mahmud) veya tanınmış hattatlar tarafından yazılmış

    YanıtlaSil

  144. levhalar da bulunuyordu. Ayasofya’nın etrafında Türk devrinde yapılan ilâveler arasında, XVI veya XVII. yüzyıla ait, batı kapısı önündeki kazıda bulunan bir çeşme ile güney tarafında şimdiki girişin yanında bulunan sebil ve avlunun güneybatı dış köşesindeki Sultan İbrâhim’e izâfe edilen diğer mermer sebil de sayılabilir.

    Öteden beri Batılı sanat tarihçilerinde yerleşmiş bir düşünce, bütün Osmanlı devri Türk camilerinin Ayasofya’nın bir taklidi olduğu yolundaki kanaat ise acele verilmiş yanlış bir hükümdür. İstanbul’da Beyazıt Camii ile Süleymaniye’de Ayasofya mimarisini hatırlatan bir yapı düzeni olmakla beraber, bu benzerlik Ayasofya’dan oldukça farklı vasıtalar ve unsurlarla meydana getirilmiştir. Ayasofya’nın bazilika esasından gelen planında görülen sütun dizileri bunlarda yoktur. Ayasofya’da yanlardaki mekânların kapalılığına karşılık onların yan mekânları, ortayı tamamlayan ve ona açık yardımcılardır. Ayrıca göz önünde tutulması gereken bir husus, Ayasofya’nın Roma İmparatorluk mimarisinin, hıristiyan mistisizminin birleşmesiyle meydana gelmiş ve Bizans sanatının başlangıcında ortaya konulmuş bir eser olduğudur. Başka gelişmelerin bir halkası olmadan kalmış ve gerçek Bizans sanatı ondan sonra başka ölçüler ve planlar içinde gelişmiştir. Halbuki Osmanlı mimarisi enine uzanan ve maksûre* kısmı kubbe ile örtülü ulucami tipini hızla geliştirerek bu kubbeyi Edirne Üç Şerefeli Cami’de en had derecede bir mekân örtüsü olacak kadar büyütmüş ve sonra yanlardaki yardımcı mekânlara yeni biçimler vererek Ayasofya’yı aşmıştır. Önce üç yarım kubbeli (Üsküdar Mihrimah Camii), sonra dört yarım kubbeli merkezî mekânlı camilere (Şehzade, Sultan Ahmed, Yeni Vâlide Camii) ulaşılmıştır. Edirne Selimiye Camii’nde ise ideal merkezî mekânlı cami planını verebilmiştir ki bütün bu gelişmeler birkaç yüzyıla sığan bir süre içinde yapılmıştır. Ayasofya’nın tam bir benzeri olan ve onun gerçek taklidi sayılabilecek tek eser, Tophane’de Kılıç Ali Paşa Camii olup bunu da Mimar Sinan, hayatının son yıllarında değişiklik ve yeniliklere kanıksamış bir usta olarak bir deneme düşüncesiyle meydana getirmiş olmalıdır. Ayasofya, Osmanlı devri Türk mimarlarına, kendiliklerinden ulaşmış oldukları bir yapı tipinin ayakta duran bir tatbikat örneği teşkil etmiş ve öğretici bir model görevi yapmıştır.

    YanıtlaSil

  145. BİBLİYOGRAFYA:

    Genel ve Mimari: G. Fossati, Aya Sophia of Constantinople as Recently Restored by Order of H. M. the Sultan Abdul-Medjid, London 1852; W. Salzenberg, Altchristlihe Baundenkmale von Konstantinopel, Berlin 1854; W. R. Lethaby - H. Swainson, The Church of Sancta Sophia Constantinople: a Study of Byzantine Building, London 1894; E. M. Antoniades, Ekphrasis tes Hagias Sophias, Atina 1907-1909, I-III; C. Gurlitt, Die Baukunst Konstantinopels, Berlin 1907-12; G. A. Andreades, “Die Sophienkathedrale von Konstantinopel”, Kunstwissenschaftliche Forschungen, Berlin 1933, I, 3394; Resimli Ayasofya Kılavuzu, İstanbul 1935; A. M. Schneider, Die Hagia Sophia zu Konstantinopel, Berlin 1939; E. H. Swift, Hagia Sophia, New York 1940; P. M. Michelis, L’esthétique d’Hagia-Sophia, Faenza 1963; P. Sanpaolesi, Santa Sofia a Constantinopoli [Forma et Colore], Firenze 1965; F. Dirimtekin, Ayasofya Kılavuzu, İstanbul 1966; R. L. Van Nice, Saint Sophia in Istanbul: an Architectural Survey, Washington, ts. [1967]; G. Bonfiglioli, Sainte Sofia di Constantinopoli L’architettura, Bologna 1974.

    YanıtlaSil

  146. Bizans Devri: J. Ebersolt, Sainte Sophie de Constantinople, Paris 1910; Johannes von Gaza, Paulus Silentiarius und Prokopios von Gaza, Kunstbeschreibungen Justinianischer Zeit (nşr. P. Friedländer), Leipzig 1912; Hildesheim-New York 1969; W. R. Zaloziecky, Die Sophienkirche in Konstantinopel, Citta del Vaticano 1936; A. M. Schneider, Die Grabung im Westhof der Sophienkirche zu Istanbul, Berlin 1941; a.mlf., “Die Hagia Sophia in der politisch-religiösen Gedankenwelt der Byzantiner”, Das Werk des Künstlers, II, Stuttgart 1941, s. 4-15; Muzaffer Ramazanoğlu, Sentiren ve Ayasofyalar Manzumesi, İstanbul 1946; H. Jantzen, Die Hagia Sophia des Kaisers Justinian in Konstantinopel, Köln 1967; D. Köhler - C. Mango, Hagia Sophia (trc. Ellyn Childs), London 1967; O. H. Strub-Roessler, “Die Hagia Sophia”, BZ, XLII (1943-49), s. 158-177; K. J. Conant, “The First Dome of St. Sophia and its Rebuilding”, Bulletin of the Byzantine Institut, I, Washington 1946, s. 71-78.
    Mozaikler: Th. Whittemore, “The Mosaics of St. Sophia at Istanbul”, First Preliminary Report, Oxford 1933; Second Preliminary Report, Oxford 1936; Third Preliminary Report, Oxford 1942; Fourth Preliminary Report, Oxford 1952; C. Mango, Materials for the Study of St. Sophia at Istanbul, Washington 1962; P. A. Underwood - E. J. W. Hawkins, “The Portrait of the Emperor Alexander”, Dumbarton Oaks Papers, XV, Washington 1961, s. 187-217.

    YanıtlaSil

  147. Türk Devri: Ayasofya’nın Türk devrindeki tarihçesi ve Türkler’in ona verdikleri değer hakkında henüz iyi ve toplu bir araştırma yapılmamıştır. İstanbul ve Avrupa kütüphanelerindeki yazma Târîh-i Binâ-yı Aya Sofya başlıklı risâleler ise bu hususlarda bilgi vermemektedir. Ayrıca bk. Ayvansarâyî, Hadîkatü’l-cevâmi‘, I, 3-7; A. Sami Boyar, Ayasofya ve Tarihi, İstanbul 1943; W. Emerson - R. Van Nice, “Sancta Sophia’s First Minaret Erected After the Conquest”, American Journal of Archaeology, XLVII (1943), s. 403 vd.; M. A. Charles, “Ayasofya ve Büyük Camiler/ Hagia Sophia and the Great Imperial Mosques”, The Art Bulletin, XII, New York 1930, s. 312-344; A. M. Schneider, “Sophienkirche und Sultansmoschee”, BZ, XLIV (1951), s. 509-516; Semavi Eyice, “İstanbul Minareleri”, Türk San’atı Tarihi Araştırma ve İncelemeleri, I, İstanbul 1963, 36 vd., 51 vd.; Azâde Akar, “Ayasofya’da Bulunan Türk Eserleri ve Süslemelerine Dair Bir Araştırma”, VD, IX (1971), s. 279-290; Erdem Yücel, “Ayasofya Onarımları ve Vakıf Arşivinde Bulunan Bazı Belgeler”, VD, X (1973), s. 219-220; R. Ekrem Koçu, “Ayasofya”, İst.A, III, 1439-1475.

    Semavi Eyice

    YanıtlaSil
  148. Ahlâk iledir kemâl-i âdem
    Ahlâk iledir nizâm-ı âlem
    Ahlâka nazar edilmeyince
    Semt-i edebe gidilmeyince
    Âlemde nice maârif ehli
    Tercih ediyor uluma cehli.205.
    205.Bereketzâde İsmail Hakkı, Necâib-i Kur'âniyye, İstanbul,1331,s.243.
    Tarihin Kara Kitabı.
    Tarihçiliğimizde Usul ve Ahlâk Meseleleri.sy.171.

    YanıtlaSil
  149. Sayfa: 479

    1. Hastalarınızı yemek içmek için zorlamayın. Zira Allah onları yedirir ve içirir.
    Ravi: Hz. Ukbe (r.a.)

    2. Çarşıya ilk giren de olma, son çıkan da olma. Zira şeytan orada yumurtladı ve civcivledi.
    Ravi: Hz. Selman (r.a.)

    3. İnsanlar dilinden ve elinden salim olmadıkça (kamil) müslüman olamazsın. İlminle amil olmadıkça alim olamazsın. Vera sahibi olmadıkça abid olamazsın. Zahid olmadıkça da vera sahibi olamazsın. Sukütünü uzat, düşünmeyi çoğalt, gülmeyi azalt. Zira çok gülme kalbi ifsad eder.
    Ravi: Hz. İbni Mes'ud (r.anhüma)

    4. Ayıplayıcı, medih edici, taan edici ve ölüm mürgi taslayıcı (tembel ve gözü kör) olmayın.
    Ravi: Hz. Mekhul (r.a.)

    5. Allah'ın laneti, gazabı ve ateşi ile birbirinize beddua etmeyin.
    Ravi: Hz. Semure İbni Cündeb (r.a.)

    6. (İhramlı iken) gömlek, sarık, don, bornoz ve mest giymeyin. Ancak bir kimse nalın bulamazsa, topuklarından aşağısını kesip mest giyebilir. Zaferan veya vers ile kokulanmış şey giymeyin. İhramlı kadın yüzünü örtmesin, eldiven de giymesin. Hz. İbni Ömer r.a(Bir adam geldi "Ya Resulallah ihramlı kimse ne giyer? Diye sordu. Bu hadis varid oldu.)
    Ravi:

    7. Şehre mal getiren kimseyi karşılamayın. Kim karşılayıp da ondan bir şey satın almışsa, o malın sahibi çarşıya geldi zaman muhayyerdir.
    Ravi: Hz. Ebû Hüreyre (r.a.)

    8. Hasta gözükmeyin hasta olursunuz, kabrinizi kazmayın ölürsünüz.
    Ravi: Hz. Vehb İbni Kays (r.a.)

    9. Benden bir şeyi saklamayın. Zira Ben Allah'ın kitabında helal kıldığından başkasını helal kılmam ve Allah'ın kitabında haram kıldığından başkasını da haram kılmam.
    Ravi: Hz. Âişe ra

    10. Ölümü temenni etmeyin. Zira ölümün korkusu şiddetlidir. Kulun ömrünün uzun olması ve Allah'ın kendisini inabe ile merzuk kılması saadettendir.
    Ravi: Hz. Câbir (r.a.)

    11. Sakın borcun varken ölme. Zira ahiret, hasenat ve seyyiat yeridir. Orada, karşılık ve ödeme olarak altın ve gümüş yoktur ve hiç kimseye zulüm olunmaz. (Haklar hasenattan alınarak veya günah yüklenerek karşılanır)
    Ravi: Hz. İbni Ömer r.a

    12. Nezir yapmayın, zira bu nezir kaderden bir şeye fayda etmez. Sadece bu sayede cimriden bir şey sızdırılır.
    Ravi: Hz. İbni Ömer (r.anhüma)

    YanıtlaSil
  150. Sayfa: 481

    1. İkindiden sonra güneş batıncaya, sabah namazından sonra güneş doğuncaya kadar namaz yoktur. Yalnız Mekke'de, Mekke'de.
    Ravi: Hz. Ebû Zerr (r.a.)

    2. Cami komşusu için camiden başka yerde namaz yoktur.
    Ravi: Hz. Câbir (r.a.)

    3. Yemek hazırken namaz yok, büyük küçük abdest zorlarken de namaz yoktur.
    Ravi: Hz. Âişe (r.anha)

    4. Abdesti olmayanın namazı, besmele ile olmayanın abdesti yoktur. (Hayrı yok)
    Ravi: Hz. Ebû Hüreyre (r.a.)

    5. Abdesti olmayanın namazı yoktur. Besmele çekmeyenin abdesti yoktur. Bana iman etmeyen Allah'a iman etmiş olmaz. Ensarı sevemeyenin de Bana imanı yoktur.
    Ravi: Hz. Said İbni Zeyd (r.a.)

    6. Zarar vermek ve zarara zararla mukabele etmek de yoktur. Kim zarar verirse Allah ona zarar verir. Kim güçlük çıkarırsa Allah da ona güçlük çıkarır.
    Ravi: Hz. Abr İbni Yahya (r.a.)

    7. Zarar vermek ve zarara zararla mukabele etmek yoktur. Bir adam komşusunun duvarına kiriş atabilir. Sahipsiz ve imar edilmemiş yerde yol yedi arşındır.
    Ravi: Hz. İbni Abbas (r.anhüma)

    8. Allah'a masiyet olan yerde kimseye itaat yoktur. İtaat ancak meşru yerdedir.
    Ravi: Hz. Ali (r.a.)

    9. Allah (z.c.hz.)ne isyan mahiyetinde olan yerde, mahluka itaat yoktur.
    Ravi: Hz. İmran (r.a.)

    10. Malik olmadığın yerde talak yoktur. Malik olmadığın şeyde azad etmek yoktur. Malik olmadığın şeyde satış yoktur. Malik olmadığın şeyde nezre vefa yoktur. Allah Teala'nın rızası aranmayan şeyde nezir yoktur. Bir kimse günah işlemeye yemin ederse onun için yemin yoktur. Bir kimse sıla-I rahimi kesmek için yemin ederse onun için de yemin yoktur.
    Ravi: Hz. Amr İbni Şuayb (r.a.)

    11. Hastalık sirayeti yoktur (Allah izin vermedikçe). Muharremin Sefer ayına tebdili de yoktur. Kuşu uğursuz saymakta yoktur. İki ay otuzar gün olmaz. Kim ahdini bozarsa Cennet kokusu koklayamaz.
    Ravi: Hz. Ebû Ümâme (r.a.)

    12. Kendiliğinden hastalık sirayeti ve şumluk yoktur. İyiye yorma hoşuma gider. İyiye yorma da güzel kelimedir.
    Ravi: Hz Enes (r.a.)

    13. Kendiliğinden hastalık sirayeti ve şumluk yoktur. Kuş ötmesi üzerinde şumlarına da yoktur. Safer ayının şumluğu da yoktur. Cüzzamlıdan aslandan kaçar gibi kaç.
    Ravi: Hz. Ebû Hüreyre (r.a.)

    YanıtlaSil
  151. Sayfa: 197

    1. Günahtan tövbe eden, günahsız gibidir. Ve Allah teala bir kulu sevdiğinde, günah o kula zarar vermez. (Ya günah işlemez veya işlerse nedamet getirmesine sebeb olur. )
    Ravi: Hz. Enes (r.a.)

    2. Günahtan tövbe eden günahsız gibidir. Günahı bırakmadan istiğfar eden, Allah'la alay ediyor demektir. Bir kimse müslüman birine eza ederse, bundan dolayı o adama, yerde biten hurma ağaçları kadar günah terettüp eder.
    Ravi: Hz. İbni Abbas (r.anhüma)

    3. Emin, doğru ve müslüman tacir kıyamet gününde şehidlerle beraberdir.
    Ravi: Hz. İbni Ömer (r.anhüma)

    4. Doğru, emin bir tacir; Nebiler, Sıddıklar ve Şehidlerle beraberdir.
    Ravi: Hz. Ebû Said (r.a.)

    5. Teenni her şeyde hayırdır. Ahiret amelinde değil.
    Ravi: Hz Saad İbni Vakkas (r.a.)

    6. Allah'ın nimetini söylemek şükür, saklamak ise küfürdür. Aza şükretmeyen çoğa da şükretmez. İnsanlara teşekkür etmiyen, Allah'a da şükretmez. Cemaat rahmet, ayrılık ise azabtır.
    Ravi: Hz. Nman İbni Beşir (r.a.)

    7. Teenni Allahu Teala'dan acele ise şeytandandır.
    Ravi: Hz. Enes (r.a.)

    8. Teeni Allahu Teala'dandır. Acele şeytandandır. Allah'tan başka çok özür kabul eden yoktur. Ve Allah (z.c.hz)'lerine Hamdden sevgili bir şey yoktur.
    Ravi: Hz. Enes (r.a.)

    9. Esnemek şeytandandır. Biriniz esnemek isterse, elinden geldiği kadar tutsun. "Haa" derse, şeytan güler.
    Ravi: Hz. Ebû Hüreyre (r.a.)

    10. Kuvvetli esnemek ve kuvvetli aksırmak, şeytandandır.
    Ravi: Hz. Ümmü Seleme (r.anha)

    11. "Ettehiyatü lillahi vesselavatü vettayyibatül ğâdiyat (saadet ve rahmet sahibi) rayihat, zakiyat (ziyade ve temizlik sahibi) mübarekat, tahirat" bunların hepsi Allah'a layıktır.
    Ravi: Hz. Hüseyin (r.a.)

    12. Tedbir, maişet ilminin, iyi geçinmek aklın, hem (tasa) ihtiyarlığın yarısıdır. Ailenin kalabalık olmaması iki kolaylığın birisidir.
    Ravi: Hz. Enes (r.a.)

    13. Hak için tezellül, batılla zoraki kibirlenmekten izzete daha yakındır. Bir kimse batıl ile aziz olmak isterse, zulümsüzlük zilletle cezalandırılır.
    Ravi: Hz. Ebû Hüreyre (r.a.)

    14. "Tesbih", mizanın yarısıdır. "Elhamdülillah" mizanı doldurur. "Tekbir" ise yerle göğü doldurur. Oruç, sabrın, temizlik ise dinin yarısıdır.
    Ravi: Beni Selimden bir zat

    YanıtlaSil
  152. 2416- İbn Mes’ûd (r.a.)’den rivâyete göre, Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurdu: “İnsanoğluna beş şeyden hesap sorulmadıkça kıyamet günü hiçbir tarafa hareket etmeyecektir; Ömrünü nerede ve nasıl tükettiğinden, gençliğini nerde yıprattığından, malını nerden kazanıp nerde harcadığından öğrendiği bilgilerle yaşayıp yaşamadığından.” (Tirmizî rivâyet etmiştir.)
    ž Tirmizî: Bu hadis garibtir. Bu hadisi sadece İbn Mes’ûd’un, Hüseyin b. Kays’tan rivâyetiyle bilmekteyiz. Hüseyin b. Kays ise hadis konusunda hafızası yönünden zayıf bilinir. Bu konuda Ebû Berze ve Ebû Saîd’den de hadis rivâyet edilmiştir.
    2417- Ebû Berze el Eslemî (r.a.)’den rivâyete göre, şöyle demiştir: Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurdu: “Kıyamet gününde bir kula şu sorular sorulmadıkça yerinden kıpırdayamaz. Ömrünü nerede ve nasıl tüketti, öğrendiği bilgilerle ne yaptı? Malını nereden kazandı ve nerede harcadı vücudunu nerede yıprattı.” (Dârimî, Mukaddime: 18)
    ž Bu hadis hasen sahihtir. Saîd b. Abdullah b. Cüreyc, Basralıdır. Ebû Berze’nin azâdlı kölesidir. Ebû Berze’nin ismi; Nadle b. Ubeyd’tir.
    BÖLÜM: 2
    Ø MÜFLIS KIMDIR? AHIRETTE TAKAS NASIL YAPILIR?
    2418- Ebû Hüreyre (r.a.)’den rivâyete göre, Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurdu: “İflas eden kimdir? Biliyor musunuz?” Ashab: “Ey Allah’ın Rasûlü! Bize göre, müflis parası ve malı olmayan kimsedir” dediler. Bunun üzerine Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurdu: “Ümmetimin müflisi o kimsedir ki kıyamet günü kıldığı namazıyla tuttuğu orucuyla ve verdiği zekatıyla getirilecek aynı zamanda işlediği günahlardan; sövdüğü zina isnadında bulunduğu, haksız yere mal yediği ve haksız yere kan akıttığı ve ona buna vurduğu şerlerde ortaya konacaktır. Ve böylece o kişi yaptıklarının hesabını vermeye oturacak ve yaptığı kötülüklere karşılık iyilikleri takas edilecektir. İyilikleri bitince takas işlemi onun günahlarının buna verilmesi bunun sevaplarının da ona verilmesiyle devam edilecektir. Sonucunda da cezasını ateşle çekmek üzere Cehenneme atılacaktır. İşte müflis budur.” (Müslim, Birr ve Sıla: 74)
    ž Tirmizî: Bu hadis hasen sahihtir.
    2419- Ebû Hüreyre (r.a.)’den rivâyete göre, Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurdu: “Mal ve namus meselesinde bir kulun bir kardeşinde bir hakkı bulunur da bu dünya hayatında onunla helalleşirse Allah o kuluna rahmet etsin. Çünkü kıyamette ne dinar nede dirhem bulunmayacaktır. Eğer o kimsenin iyilik ve sevapları varsa onlar alınıp haksızlık edilen kimseye verilecektir. Şayet sevapları yoksa haksızlık yapılan kimsenin günahları buna verilmek suretiyle hesaplaşma tamamlanacaktır.” (Tirmizî rivâyet etmiştir.)
    ž Tirmizî: Saîd el Makburî hadisi olarak bu hadis hasen sahihtir. Mâlik b. Enes Saîd el Makburî’den, Ebû Hüreyre’den bu hadisin bir benzerini bize nakletmiştir.
    2420- Ebû Hüreyre (r.a.)’den rivâyete göre, Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurdu: “Kıyamet gününde tüm haklar sahiplerine verilecektir. Hatta boynuzsuz hayvanın bile boynuzludan hakkı alınacaktır.” (Müslim, Birr ve Sıla: 79)
    ž Bu konuda Ebû Zerr ve Abdullah b. Üneys’den de hadis rivâyet edilmiştir.
    Tirmizî: Ebû Hüreyre hadisi hasen sahihtir.
    2421- Rasûlullah (s.a.v.)’in arkadaşlarından Mıkdad (r.a.)’den rivâyete göre, şöyle demiştir: Rasûlullah (s.a.v.)’in şöyle buyurduğunu işittim: “Kıyamet günü güneş kulların üzerine bir mil veya iki mil mesafeye kadar yaklaştırılacaktır.” Süleym diyor ki: Rasûlullah (s.a.v.)’in milden neyi kastettiğini bilemiyorum ya uzunluk ölçüsü olan mil veya göze sürme çekilen mil. Rasûlullah (s.a.v.) şöyle devam etti: “Güneş onları adeta eritecek ve herkes yaptığı amelleri oranınca sıkıntıdan ter içinde kalacaktır. Kimi topuğuna kadar kimi diz kapaklarına kadar kimi de beline kadar kimi de ağzına kadar ter içinde kalacaktır.” Rasûlullah (s.a.v.) bu sözü söylerken ağzına işaret ediyor ve; “Ağzına gem vuracak kadar” diyordu. (Müslim, Cennet: 15)
    ž Tirmizî: Bu hadis hasen sahihtir.
    Bu konuda Ebû Saîd ve İbn Ömer’den de hadis rivâyet edilmiştir.

    YanıtlaSil
  153. Bu konuda Ebû Saîd ve İbn Ömer’den de hadis rivâyet edilmiştir.
    2422- İbn Ömer (r.a.)’den rivâyete göre, (Hammad bu hadis merfu hükmündedir) dedi. Mutaffifin sûresi 6. ayeti: “O gün insanlar alemlerin rabbi huzurunda kalkıp dikilecekler” şöyle demiştir: Kulakların yarısına kadar ter içinde kalacaklardır. (Müslim, Cennet: 15; İbn Mâce, Zühd: 68)
    ž Tirmizî: Bu hadis hasen sahihtir.
    Hennâd, İsa b. Yusuf vasıtasıyla İbn Avn’dan, Nafi’den, İbn Ömer’den geçen hadisin bir benzerini bize aktarmıştır.
    BÖLÜM: 3
    Ø INSANLAR KIYAMET GÜNÜ ÇIPLAK MI HAŞREDILECEKLER?
    2423- İbn Abbâs (r.a.)’den rivâyete göre, Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurdu: “İnsanlar kıyamet günü mahşer yerine ilk yaratıldıkları gibi yalınayak, çırılçıplak ve sünnetsiz olarak toplanacaklardır” dedi ve Enbiya sûresi 104. ayeti “… Tüm kâinâtı ilk kez nasıl yarattıysak, o gökyüzünü de yeniden yine öyle tekrar yaratacağız. Gerçekleştirilmesini kendi üzerimize aldığımız bir sözdür bu. Şüphesiz biz herşeyi yapabilecek güçteyiz.” Ni okudu ve şöyle devam etti: yaratıklar içersinde ilk giydirilecek olan İbrahim (a.s.) dır. Ashabımdan kimileri bana yaklaştırılmamak için sağa sola itilecekler de ben de Ya Rabbi! Onlar benim ashabımdır diyeceğim ve bana şöyle denilecek: Senden sonra onların ne bidatlar ortaya çıkardıklarını sen bilmezsin sen onların arasından ayrıldıktan sonra onlar dinlerinden çıkıp eski şirklerine dönmüşlerdir. Bunun üzerine ben de Salih kul İsa’nın söylediği şu sözü söyleyeceğim: “Şayet onları azaba çarptırırsan, şüphesiz onlar senin kullarındır. Ve eğer onları bağışlarsan, doğrusu sen çok güçlü ve üstün olansın. Yaptığın her şeyi yerli yerince yapansın.” (Maide sûresi: 118) (Buhârî, Rıkak: 44; Müslim, Cennet: 19)
    ž Muhammed b. Beşşâr ve Muhammed b. Müsenna, Muhammed b. Cafer vasıtasıyla Şu’be’den, Muğîre b. Numân’dan aynı senedle bu hadisin bir benzerini bize rivâyet etmişlerdir. Tirmizî: Bu hadis hasen sahihtir.
    2424- Behz b. Hakîm (r.a.)’den rivâyete göre, şöyle demiştir: Rasûlullah (s.a.v.)’den şöyle buyurduğunu işittim: “Kıyamet günü sizler yaya olarak binitli olarak ve yüzüstü sürünerek mahşer yerine toplanacaksınız.” (Müsned: 19171)
    ž Bu konuda Ebû Hüreyre’den de hadis rivâyet edilmiştir.
    Tirmizî: Bu hadis hasen sahihtir.

    YanıtlaSil
  154. BÖLÜM: 4
    Ø AMEL DEFTERLERI NASIL ELE GEÇECEKTIR?
    2425- Ebû Hüreyre (r.a.)’den rivâyete göre, Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurdu: “İnsanlar kıyamet gününde üç defa sorguya çekilecekler iki sorgu mücade ve mazeretler ortaya konulması şeklinde olacak üçüncü sorgu yani arz’da ise insanların yapıp ettikleri kaydeden amel defterleri uçurulacak herkesin defteri kendisini bulacaktır kimi bu defterini sağ eliyle tutacak kimi de solundan alacaktır.” (İbn Mâce, Zühd: 33)
    ž Tirmizî: Hasan’ın Ebû Hüreyre’den işitmemiş olmasından dolayı bu hadis sahih değildir. Bazıları bu hadisi Ali er Rıfai’den ve Ebû Musa’dan rivâyet etmektedirler.
    Tirmizî: Bu hadiste sahih değildir. Çünkü Hasan, Ebû Musa’dan işitmemiştir.
    BÖLÜM: 5
    Ø HESABI KONUSUNDA TARTIŞILAN MUTLAKA HELAK OLUR
    2426- Âişe (r.anha)’dan rivâyete göre, Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur: Hesabı konusunda kiminle münakaşa edilirse o kimse helak olmuştur. Bunun üzerine ben şöyle dedim: Ey Allah’ın Rasûlü! Allah, İnşikak sûresi 7 ve 8. ayetlerinde şöyle buyurmuyor mu? “Kimin sicili sağ eline verilirse artık o kimsenin hesabı kolayca görülür.” Bunun üzerine Rasûlullah (s.a.v.) buyurdu ki: “O hesab değil o arz’dır.” (Buhârî, İlim: 17; Müslim, Cennet: 18)
    ž Tirmizî: Bu hadis sahih hasendir. Eyyûb’ta aynı şekilde İbn ebî Müleyke’den bu hadisi rivâyet etmiştir.

    BÖLÜM: 6
    Ø ALLAH’IN VERDIĞI ŞEYLER NE YAPILMALI KI KAZANÇLI ÇIKILSIN?
    2427- Enes (r.a.)’den rivâyete göre, Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur: “Kıyamet günü ademoğlu bir kuzu gibi getirilerek Allah’ın huzurunda durdurulur ve Allah ona şöyle der: Sana dünyada mal mülk hizmetçi ve her şeyi verdim sen onları ne yaptın? O kişi şöyle cevap verecek: Biriktirdim artırdım ve olduğundan fazla şekilde bıraktım beni dünyaya geri çevir onların hepsini sana getireyim.”
    Allah’ta şöyle buyuracak: Dünyada iken benim rızamı kazanmak için önceden gönderdiğin birşeyler varsa onları göster bakalım o kişi de diyecek ki: Biriktirdim artırdım ve olduğundan fazla bıraktım. Beni geri dünyaya çevir de onların hepsini sana getireyim. Böylece bu kulu hayır adına bir şey yapmadığı görülür ve Cehenneme götürülür.” (Tirmizî rivâyet etmiştir.)
    ž Tirmizî: Pek çok kişi bu hadisi Hasan’dan, Enes’in sözü olarak rivâyet edip Rasûlullah (s.a.v.)’e isnad etmemişlerdir. İsmail b. Müslim hadis konusunda hafızası yönünden zayıf kabul edilmiştir. bu konuda Ebû Hüreyre ve Ebû Saîd el Hudrî’den de hadis rivâyet edilmiştir.

    YanıtlaSil
  155. 2428- Ebû Saîd ve Ebû Hüreyre (r.anhüma)’dan rivâyete göre, Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurdu: “Kıyamet günü bir kul Allah’ın huzuruna getirilir ve Allah ona şöyle buyurur: Sana göz, kulak, mal ve evlat vermedik mi? hayvanlar ve ekinler vermedik mi? belli yerlerde yetkili olmana ve para kazanmana fırsat tanımadık mı? Bugün benimle bu şekilde buluşacağını da biliyordun değil mi? O kimse hayır Ya Rabbi diyecek Allah’ta şöyle buyuracak: Önceden sen beni ve bugünleri unuttuğun gibi bugün de ben seni unutacağım.” (Tirmizî rivâyet etmiştir.)
    ž Tirmizî: Bu hadis sahih garibtir. “Bugün de ben seni unutacağım…” sözü: “Bugün de ben seni azaba terk edeceğim” manasında tefsir edilmiştir.
    Tirmizî: Bazı ilim adamları Araf sûresi 51. ayeti olan “… Biz de onları bugün unutacağız” sözünü; “Bugün onları azaba terk edeceğiz” şeklinde tefsir etmişlerdir.

    BÖLÜM: 7
    Ø YERYÜZÜ VE ORGANLAR DA KONUŞACAK MI?
    2429- Ebû Hüreyre (r.a.)’rivâyete göre, şöyle demiştir: Rasûlullah (s.a.v.), Zilzal sûresi 4. ayeti olan: “İşte o gün yeryüzü tüm haberlerini ortaya dökecektir.” Ayetini okudu ve yeryüzünün haberleri nedir? Bilir misiniz? Buyurdu. Ashab: Allah ve Rasûlü daha iyi bilir dediler. Buyurdu ki: “Yeryüzünün haberleri erkek ve kadın her kimse hakkında yeryüzünde yaptıkları hoş iş konusunda falan kişi falan gün ve saatte falan yerde şöyle yaptı demesidir işte haber budur. (Müsned: 8512)
    ž Tirmizî: Bu hadis hasen garibtir.
    BÖLÜM: 8
    Ø SÛR NASIL BIR ŞEYDIR?
    2430- Abdullah b. Amr b. As (r.a.)’den rivâyete göre, şöyle demiştir: Bir bedevî Peygamber (s.a.v.)’e gelerek sûr nedir? Diye sordu; Rasûlullah (s.a.v.)’de: “Kendisiyle kıyametin haber verileceği üflenmek suretiyle ses çıkaran bir alettir” buyurdular. (Müsned: 10614)
    ž Tirmizî: Bu hadis hasen olup pek çok kimse Süleyman et Teymî’den rivâyet etmişlerdir. Ancak bu şekliyle bilmekteyiz.
    2431- Ebû Saîd (r.a.)’den rivâyet edildiğine göre Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur: “Sûr’a üfürecek kişi sûr’u eline almış üfleme emri gelir gelmez hemen üflemek üzere izin beklerken ben bu dünyada nasıl zevk içerisinde yaşayabilirim? Bu söz ashaba ağır gelmiş olacak ki Rasûlullah (s.a.v.), onlara şöyle buyurdu: “Daima Allah’a güveniyoruz en güzel vekil odur sadece Allah’a güveniriz” deyiniz. (Ebû Dâvûd, Sünnet: 17)
    ž Tirmizî: Bu hadis hasen olup başka şekillerde Atıyye’den, Ebû Saîd’den buna benzer şekilde rivâyet edilmiştir.
    BÖLÜM: 9
    Ø KIYAMET GÜNÜ PEYGAMBER (S.A.V.), NEREDE ARANMALI?
    2432- Muğîre b. Şu’be (r.a.)’den rivâyete göre, şöyle demiştir: Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurdu: “Sırat üzerinde müminin parolası selâmet ve kurtuluş nasip et” olmalıdır. (Tirmizî rivâyet etmiştir.)
    ž Tirmizî: Muğîre b. Şu’be hadisi olarak bu hadis garibtir. Bu hadisi sadece Abdurrahman b. İshâk’ın rivâyetiyle bilmekteyiz. Bu konuda Ebû Hüreyre’den de hadis rivâyet edilmiştir.
    2433- Enes b. Mâlik (r.a.)’den rivâyet edilmiştir: “Rasûlullah (s.a.v.)’den kıyamet gününde bana şefaat etmesini istedim şefaat ederim buyurdu. Ey Allah’ın Rasûlü! dedim seni nerde arıyayım? Buyurdular ki: İlk olarak sırat üzerinde ara, Enes: Sizi sırat üzerinde bulamaz isem, Rasûlullah (s.a.v.): Amellerin tartılacağı alet olan mizan denilen terazinin yanında ara buyurdu. Enes, terazinin yanında sizi bulamaz isem? Rasûlullah (s.a.v.): O zaman Kevser havuzunun yanında ara beni buyurarak ben mutlaka bu üç yerden birinde bulunurum dedi.” (Müsned: 12360)
    ž Tirmizî: Bu hadis hasen garibtir bu şekliyle bilmekteyiz.

    YanıtlaSil

  156. BÖLÜM: 10
    Ø KIYAMETTE ŞEFAAT NASIL OLACAKTIR?
    2434- Ebû Hüreyre (r.a.)’den rivâyete göre, şöyle demiştir: Rasûlullah (s.a.v.)’e et getirildi ve ön but kısmı takdim edildi çünkü o etin bu kısmından hoşlanırdı. Etten bir parça ısırdı ve şöyle buyurdu: “Kıyamet günü insanların en saygıdeğeri ben olacağım bunun niçin böyle olacağını biliyor musunuz? Dinleyin! Anlatayım; Allah bütün insanları öncekileriyle ve sonrakileriyle hepsini büyük ve düz bir alanda toplayacak ve söyleyeceği her söz tüm insanlığa duyurulacak gözler bu manzaralara şâhid olacak, güneş kendilerine o kadar yaklaştırılacak ki sıkıntı ve keder güç yetiremeyecek, çekilmez hale gelecek ve insanlar birbirlerine; Başınıza gelenleri görmüyor musunuz? Rabbiniz yanında size şefaat edebilecek birine bakmıyor musunuz? İnsanlar birbirlerine, Adem’e müracaat ediniz deyip ona gelecekler ve şöyle konuşacaklar: Sen tüm insanların babasısın, Allah seni eliyle yarattı ruhundan üfürdü ve meleklere secde etmelerini emretti, onlar da sana secde ettiler. Rab­binin yanında bize şefaat et. Ne durumda olduğumuzu görüyorsun, görüyorsun ki halimizi! Adem onlara şöyle diyecek: “Rabbim bugün o derece gazablanmış ki, bu güne kadar bu şekilde gazablanmamış ve bundan sonra da böylesine gazablanmayacaktır. Cennet’te bir ağaca yaklaşma demişti de ben hata edip o ağacın meyvesinden yemiştim. Ben kendi derdime düşmüşüm! Başka birine gidin; Nuh'a gelecekler ve diyecekler ki: “Ey Nuh! Yeryüzüne gönderilen peygamberlerin il­k olanlarındansın. “Allah, seni çok şükreden kul” olarak vasıflandırmıştır. Rabbinin yanında bize şefaat et! Ne halde olduğumuzu görü­yor ve ne duruma geldiğimizi biliyorsun!” Nuh (a.s) onlara şöyle cevap verecek: “Rabbim bugün o derece gazablanmış ki, bugüne kadar bu şekilde hiç gazablanmamış bundan sonra da böylesine gazablanmayacaktır. Ben de kavmime beddua edip Allah’a karşı bir suç işlemiştim bu yüzden benim derdim bana yeter siz başkasına gidin, İbrahim'e gidiniz! Sonra İbrahim’e gelirler ve şöyle derler: Ey İbrahim! Sen Allah'ın Peygamberi ve yeryüzü halkı içerisinde O'nun tek dostusun. Rabbin ya­nında bizim için şefaat ediver! Ne halde olduğumuzu görüyorsun? İbrahim şöyle der: “Rabbim bugün o derece gazablanmış ki, bugüne kadar bu şekilde hiç gazablanmamış bundan sonra da bu şekilde gazablanmayacaktır. Ben hayatım boyunca üç yerde yalan söylemiştim Ebû Hayyan’ın rivayetinde bu, yalan söylediği üç yer sayılır) Dolayısıyla benim derdim bana yeter siz başkasına gidin, Musa'ya gidin! Sonra insanlar Musa'ya gelirler ve şöyle derler: Ey Musa! “Sen Allah'ın Rasûlüsün Allah sana, kitap vererek ve seninle konuşarak seni insanlardan üstün kılmıştır. Rabbin yanında bize şefaat et! Durumuzu görmüyor musun! Musa’da şöyle diyecek: “Rabbim bugün çook şiddetli derecede gazablanmış ki, bugüne kadar bu şekilde hiç gazablanmamış bundan sonra da bu şekilde gazablanmayacaktır. Ben de bir zamanlar bana emredilmemesine rağmen bir adam öldürmüştüm o şuç bana yeter. Dolayısıyla benim derdim bana yeter siz başkasına gidin, İsa'ya gidin! Sonra İsa'ya gelirler ve şöyle derler, “Sen Allah'ın rasûlü ve Meryem'e ilka ettiği kelimesi ve Ruhundan üfürdüğü kimsesin. Beşikte insanlarla konuşan sensin, Rabbinin yanında bize şefaat et! Durumumuzu görüyorsun! İsa şöyle diyecek: “Rabbim bugün o derece gazablanmış ki, bugüne kadar bu şekilde hiç gazablanmamış bundan sonra da bu şekilde gazablanmayacaktır. İsa, kendi için işlediği bir günah zikretmemiştir. Benim de kendi derdim bana yeter siz başkasına gidin, Muhammed (s.a.v.)’e gidin! Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurdu: “Muhammed (s.a.v.)’e gelecekler ve ş

    YanıtlaSil
  157. “Muhammed (s.a.v.)’e gelecekler ve şöyle diyecekler Ey Muhammed! Sen, Allah'ın Rasûlü, peygamberlerin sonuncususun. Geçmiş ve gelecek bütün günahları bağışlanan sensin. Rabbin yanında bize şefaat et! Durumumuzu görüyorsun! Bende hemen hareket edip arşın altına gelir ve Rabbime secdeye kapanırım. Sonra Allah, o anda benden önce kimseye nasip etmediği hamd ve övgülerden öyle şeyler bana ilham edecektir. Sonra “Ya Muhammed!” denilecek, “kaldır başını secdeden; iste isteğin yerine getirilecektir. Şefaat et şefaatin de kabul edilecektir. Başımı kaldıracağım ve “Ya Rabbi, ümmetim! Ya Rabbi, ümmetim! Ya Rabbi, ümmetim!” diyeceğim. Allah, Ya Muhammed! diyecek, ümmetinden hesaplaşması olmayanları, Cennet kapılarının sağından girdir bu girecek kimseler diğer tüm kapılardan da girebilirler. Sonra Rasûlullah (s.a.v.) şöyle devam etti: Canımı kudret elinde tutan Allah’a yemin olsun ki Cennet kapılarından iki kanadın arası Mekke ile Hecer veya Mekke ile Busra arası kadardır.” (Buhârî, Ehadisül Enbiya: 23; Müslim, İman: 72)
    ž Bu konuda Ebû Bekir es Sıddîk, Enes, Ukbe b. Âmir ve Ebû Saîd’den de hadis rivâyet edilmiştir.
    Tirmizî: Bu hadis hasen sahihtir. Ebû Hayyan et Teymî’nin ismi Yahya b. Saîd b. Hayyan olup Küfelidir ve güvenilir bir kimsedir. Ebû Zür’a b. Amr b. Cerir’in ismi ise Herîm’dir.
    BÖLÜM: 11
    Ø PEYGAMBERIMIZIN ŞEFAATI KIMLEREDIR?
    2435- Enes (r.a.)’den rivâyete göre, Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur: “Şefaatim, ümmetimden büyük günah işleyenleredir.” (İbn Mâce, Zühd: 37; Ebû Dâvûd, Edeb: 21)
    ž Tirmizî: Bu hadis bu şekliyle hasen sahih garibtir.
    Bu konuda Câbir’den de hadis rivâyet edilmiştir.
    2436- Câbir b. Abdullah (r.a.)’den rivâyete göre, şöyle demiştir: Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurdu: “Şefaatimden ümmetimden büyük günah işleyen kimseleredir.”
    Muhammed b. Ali diyor ki: Câbir bana şöyle dedi: Ey Muhammed büyük günah işlemeyen kimsenin şefaate ne ihtiyacı vardır? (İbn Mâce, Zühd: 37; Ebû Dâvûd, Edeb: 21)
    ž Tirmizî: Bu hadis Cafer b. Muhammed rivâyeti olarak garibtir.

    YanıtlaSil
  158. BÖLÜM: 12
    Ø CENNETE BU ÜMMETTEN KAÇ KIŞI GIRECEKTIR?
    2437- Ebû Umame (r.a.)’den rivâyete göre, şöyle demiştir: Rasûlullah (s.a.v.)’den işittim şöyle diyordu: “Rabbim bana ümmetimden yetmiş bin kişiyi hesap ve azab görmeden Cennete koyacağını vaad etti, aynı zamanda her bin kişiyle birlikte yetmiş bin kişi ve Rabbinin isteyeceği kadarın üç misliyi de vaad etti.” (İbn Mâce, Zühd: 34; Dârimî, Rıkak: 86)
    ž Tirmizî: Bu hadis hasen garibtir.
    2438- Abdullah b. Şakîk (r.a.)’den rivâyete göre, şöyle demiştir: “Bir gurup insanla birlikte Kudüs’te idim onlardan bir kimse şöyle dedi: Rasûlullah (s.a.v.)’in şöyle söylediğini işittim: Ümmetimden bir adamın şefaatiyle Temimoğullarından daha çok kişi Cennete girecektir. Denildi ki: Ey Allah’ın Rasûlü! Sizin şefaatinizden başka mı? Rasûlullah (s.a.v.), benim şefaatimden başka buyurdu. Hadisi rivâyet eden zat kalkınca bu kimdir? Diye sordum Dediler ki bu İbn eb’îl Ced’a’dır.” (İbn Mâce, Zühd: 34; Dârimî, Rıkak: 86)
    ž Tirmizî: Bu hadis hasen sahih garibtir.
    İbn’ül Ced’a’nın adı Abdullah’tır bu hadisi Sadece o rivâyet etmiştir.
    2439- Hasan-ı Basrî (r.a.)’den rivâyete göre, Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurdu: “Osman b. Afvân; kıyamet günü Rabia ve Mudar kabileleri sayısı kadar insana şefaat edecektir.” (Tirmizî rivâyet etmiştir.)
    2440- Ebû Saîd (r.a.)’den rivâyete göre, Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurdu: “Ümmetim içinde büyük guruplara şefaat edecek kimse vardır. Bir kabile kadar insan gurubuna şefaat edecek kimse vardır. Belli bir guruba şefaat edecek kimseler de vardır. Kimi de bir kişiye şefaat edecektir ve bu şefaat edilenler Cennete gireceklerdir.” (Müsned: 10721)
    ž Tirmizî: Bu hadis hasendir.
    BÖLÜM: 13
    Ø ŞEFAAT ALLAH’A ORTAK KOŞMADAN ÖLEN KIMSELEREDIR
    2441- Avf b. Mâlik el Eşcaî (r.a.)’den rivâyete göre, Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurdu: “Rabbimin katından bir melek bana geldi ve beni ümmetimin yarısını Cennete sokmak ileşefaat yetkisi arasında serbest bıraktı da ben şefaat etmeyi seçtim. Bu şefaat de Allah’a ortak koşmadan ölenleredir.” (İbn Mâce, Zühd: 38)
    ž Bu hadis Ebû’l Melih’den ve Peygamber ashabından başka bir kimseden rivâyet edilmiş olup “Avf b. Mâlik’den” denmemiştir. Bu hadis buradakinden uzuncadır.
    Kuteybe Ebû Avâne vasıtasıyla Katâde’den, Ebû’l Melih’den, Avf b. Mâlik’den bu hadisin bir benzerini bize aktarmışlardır.
    BÖLÜM: 14
    Ø KEVSER HAVUZUNUN IBRIKLERI VAR MIDIR?
    2442- Enes b. Mâlik (r.a.)’den rivâyete göre, Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur: “Benim havuzumun çevresinde gökteki yıldızlar sayısınca ibrikler vardır.” (Buhârî, Rıkak: 94; İbn Mâce, Zühd: 38)
    ž Tirmizî: Bu hadis bu şekliyle hasen sahih garibtir.
    2443- Semure (r.a.)’den rivâyete göre, Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurdu: “Her Peygamberin kıyamet gününde bir havuzu vardır ve Peygamberler su içmeye gelenlerin fazlalığıyla birbirine karşı övünürler. Ben; içmeye geleni, en çok olacak Peygamber olacağımı ümid ediyorum.” (Tirmizî rivâyet etmiştir.)
    ž Tirmizî: Bu hadis garibtir. Eş’as b. Abdulmelik bu hadisi Hasan vasıtasıyla mürsel olarak rivâyet etmiş senedinde “Semure”yi zikretmemiştir ki bu rivâyet daha sağlamdır.

    YanıtlaSil
  159. .
    BÖLÜM: 15
    Ø KEVSER HAVUZUNUN ÖLÇÜLERI VE SUYUNUN ÖZELLIKLERI
    2444- Ebû Sellam el Hubşî (r.a.)’den rivâyete göre, şöyle demiştir: Ömer bin Abdülaziz bana haber göndermişti; posta beygirine bindirilerek yanına vardım, girince Ey Müminlerin emiri dedim posta beygiriyle gelmem pek zahmetli oldu. Bunun üzerine Ömer b. Abdülaziz dedi ki: “Sana zahmet etmek istemezdim. Fakat Rasûlullah (s.a.v.)’in havuz hakkında Sevbân’dan rivâyeti bana ulaştı da bir de bizzat senin ağzından dinleyim istedim.” Ebû Sellam şöyle dedi: “Sevbân, Rasûlullah (s.a.v.)’den şu şekilde aktardı. Benim havuzum, Aden'den, Belka Ammanı'na ulaşacak kadar büyüktür. Suyu, sütten daha beyaz, baldan daha tatlıdır. Kadehleri, gökteki yıldızların sayısı kadardır. Her kim ondan bir yudum içerse bir daha ebediyyen susamaz. Havuza ilk gelecek insanlar; muhâcirlerin fakirlerinden olup baş­ları, saçları dağınık, elbiseleri kirli, konfor içinde yaşayan kadınlarla ev­lenemeyen, kendilerine kapıların ve imkanların açılmadığı kimseler­dir.” Ömer b. Abdülaziz dedi ki: “Fakat ben, konfor içinde yaşayan kadınlarla da evlendim ve her türlü kapılar da bana açıldı. Ab­dülmelik'in kızı Fatıma ile evlenmiş durumdayım ben saçlarım dağılmadan başımı yıkamam, vücuduma değen elbisemi de kirlenmeden yıkamam.” (İbn Mâce, Zühd: 39; Ebû davud, Edeb: 21)
    ž Tirmizî: Bu hadis bu şekliyle garib’tir.
    Bu hadis, aynı şekilde Ma'dan b. Ebî Talha'dan, Sevbân'dan da rivayet edilmiştir. Ebû Sellam EI Habe­şî'nin ismi Memtûr'dur. Şamlıdır ve güvenilen bir kimsedir.
    2445- Ebû Zerr (r.a.)’den rivâyet edildiğine göre, şöyle demiştir: “Ey Allah’ın Rasûlü! Havuzun kapları nasıldır?” dedim. Buyurdu ki: “Canımı kudret elinde tutan Allah’a yemin olsun ki; havuzun kap­ları, karanlık ve bulutsuz bir gecede gökyüzünde görülen ufaklı yıldızları­nın sayısından daha çoktur ve Cennet kaplarındandır. Ondan bir yudum içen bir daha susuzluk nedir bilmeyecektir. Havuzun eni, boyu kadardır büyüklüğü Amman ile Ey­le arası kadardır. Suyu, sütten daha beyaz ve tadı da baldan daha tatlıdır.” (İbn Mâce, Zühd: 39; Ebû davud, Edeb: 21)
    ž Tirmizî: Bu hadis hasen sahih garib’tir.
    Bu konuda Huzeyfe b. eI Yemân, Abdullah b. Amr, Ebû Berze eI Eslemi, İbn Ömer, Hârise b. Vehb, Müstevrid b. Şeddâd’tan da hadis rivayet edilmiştir.
    İbn Ömer (r.a.)’den rivâyete göre, Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur: “Benim, havuzumun, büyüklüğü; Küfe ile Hacer-ül Esved arasındaki mesafe kadardır.”

    YanıtlaSil

  160. BÖLÜM: 16
    Ø PEYGAMBER (S.A.V.)’IN ÜMMETININ ÇOK OLUŞU
    2446- İbn Abbâs (r.a.)’den rivayete göre, şöyle demiştir: “Peygamber (s.a.v.) Mîrâc’a çıkarıldığında beraber­inde büyük toplumlar bulunan bir ve birkaç peygambere, yine beraberinde birer cemaat bulunan bir ve birkaç peygambere, bera­berinde hiç kimse bulunmayan bir ve birkaç peygambere uğ­ramıştı ki, sonunda çok büyük bir kalabalığa uğradım ve bunlar kim­lerdir? diye sordum. “Musa ve kavmi!” dediler. Fakat başını kal­dır ve bak! Rasûlullah (s.a.v.) buyurdu ki: “Şu yandan ve bu yan­dan tamamen ufku kaplamış bir kalabalık gözü­me ilişti, işte bunlar senin ümmetindir denildi. Ve bunlardan başka yetmişbin kişi hesapsız bir şekilde cennete girecektir” denildi. Bu sözleri söyleyince Rasûlullah (s.a.v.), hanımlarından birinin odasına girdi bunların kimler olduğunu kimse sormamıştı. Kendisi de bir tefsirde bulunmadı. Sonra Asbab: Kendi aralarında onlar biziz! dediler. Bir kısmı da onlar; fıtrat üzerine doğan ve Müslüman olarak ölenlerdir! Dediler. Bu arada Rasûlullah (s.a.v.) çıktı ve şöyle buyurdu: “Onlar tedavi olarak dağlanmayan, kulak hırsızlığı yapmayan, Uğursuzluk inancına sahip olmayan ve Allah’a her zaman ve her yerde güvenip dayanan kimselerdir” Ukkaşe b. Mıhsan ayağa kalktı ve “Ey Allah’ın Rasûlü!” dedi, ben onlardan mıyım? Rasûlullah (s.a.v.) “evet!” buyurdu. Sonra bir başkası kalktı ve “ben de onlardan mıyım?” deyince; Rasûlullah (s.a.v.), “Ukkaşe seni geçti!” buyurdu. (Buhârî, Tıp: 11; Müslim, İman: 23)
    ž Tirmizî: Bu hadis hasen sahihtir.
    Bu konuda İbn Mes’ûd ve Ebû Hüreyre’den de hadis rivâyet edilmiştir.
    BÖLÜM: 17
    Ø BEDBAHT KIMSENIN ÖZELLIKLERI NELERDIR?
    2447- Enes b. Mâlik (r.a.)’den rivayete göre, şöyle demiştir: “Rasûlullah (s.a.v.) zamanında kulluk ve ibadet olarak yapıp ettiğiniz hiçbirşeyi bugün üzerinde görüp tanıyamıyorum.” Ravi diyorki: “Ya namazlarımız hakkında ne dersin?” Enes dedi ki: “Bildiğiniz gibi namazlarınızda da aynı şekilde o dönemin hassasiyeti yok ve kalmamıştır.” (Müsned: 11539)
    ž Tirmizî: Bu hadis bu şekliyle Ebû Imrân el Cevnî rivâyeti olarak hasen garibtir. Enes’den değişik şekillerde de rivâyet edilmiştir.
    2448- Esma binti Umeys eI Has'amiyye (r.anha)’dan ri­vayete göre, şöyle demiştir: Rasûlullah (s.a.v.)’den işittim şöyle diyordu: “Hayal kurup üstünlük taslayan ve yüce Allah'ı unutan kul ne bedbahttır. Zorba­lık edip haklara tecavüz eden ve yüce kudret ve kuvvet sahibini unutan ne bedbahttır! Gaflete dalarak gülüp oynayan ve kabirleri ve toprak altında çürümeyi unutan kul ne bedbahtır! Azıp, taşkınlık gösteren doğum, ölüm ve ölümden sonrayı unutan kul ne bedbahttır! Dini dünyaya alet eden kul ne bedbahttır. Dine şüpheler karıştıran kul ne bedbahttır! Hırs ve tamah tarafından kumanda edilen kul ne bedbaht kuldur! Arzu ve isteklerinin kendisini saptırdığı kul ne bedbahtır! Açgözlülüğün hor ve zelil ettiği kul ne bedbaht kuldur!” (Tirmizî rivâyet etmiştir.)
    ž Tirmizî: Bu hadis garibtir ancak bu şekliyle bilmekteyiz ve senedi de sağlam değildir­.

    YanıtlaSil
  161. BÖLÜM: 18
    Ø DÜNYADA YEDIRIP IÇIRIP GIYDIRENE AHIRETTE NE YAPILACAKTIR?
    2449- Ebû Saîd eI Hudrî (r.a.)’den rivayete göre Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur: “Bir mü’­min, aç bir mü’mini doyurursa Allah o kimseyi Cennet meyveleriyle doyuracaktır, Yine bir mü’min, susuz kalan bir mü’mine bir şeyler içirip susuzluğunu giderirse Allah kıyamette en güzel meşrubattan olan “Rahık-ı Mahtûm”dan içirecektir. Yine bir mü’min, elbiseye ihtiyacı olan bir mü’­mini giydirirse Allah’ta ona Cennetin yemyeşil elbiselerinden giydire­cektir.” (Ebû Dâvûd, Zekat: 32)
    ž Tirmizî: Bu hadis garibtir. Bu hadis Atıyye’den ve Ebû Saîd eI Hudrî’den mevkuf olarak ta rivayet edilmiş olup bu rivayet daha sağlam ve makbuldür.
    2450- Ebû Hüreyre (r.a.)’den rivayete göre Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurdu: “Kim Allah’ın azabından korkup sakınırsa cenneti elde etmek için hemen yola koyulur. Kim de yola koyulursa arzusuna kavuşur. Ama dikkat edin! Allah’ın ticaret için ortaya koyduğu malı çok pahalıdır. Dikkat edin! Allah’ın ticaret eşyası ise cennettir.” (Tirmizî rivâyet etmiştir.)
    ž Tirmizî: Bu hadis hasen garibtir. Ebûn Nadr hadisi olarak bilmekteyiz.
    BÖLÜM: 19
    Ø TAKVA (ALLAH’A KARŞI SORUMLULUK BILINCI) NEDIR?
    2451- Peygamber (s.a.v.)’in ashabından Atiye es Sa’dî (r.a.)’den rivayete göre Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurdu: “Kul, haram olabilecek şeye düşmekten uzak durarak sakıncalı olmayan şeyi bile terk etmedikçe takvalı kişilerden olmak durumuna yükselemez.” (İbn Mâce, Zühd: 24)
    ž Tirmizî: Bu hadis garibtir. Sadece bu şekliyle bilmekteyiz.
    BÖLÜM: 20
    Ø MELEKLER MÜ’MINLERI HANGI HALDE KANATLARIYLA GÖLGELENDIRIR?
    2452- Hanzale eI Üseydî (r.a.)’den rivayete göre Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur: “Ey Ashabım sizler her zaman benim yanımda olduğunuz haldeki gibi iman üzere olabilseydiniz melekler sizleri kanatlarıyla gölgelendirirlerdi.” (İbn Mâce, Zühd: 28; Müslim, Tevbe: 3)
    ž Tirmizî: Bu hadis, bu şekliyle hasen garibtir. Bu hadis Hanzala el Üseydî tarafından değişik şekillerde de rivâyet edilmiştir. Bu konuda Ebû Hüreyre’den de hadis rivâyet edilmiştir.
    BÖLÜM: 21
    Ø ŞÖHRET VE ZIRVEDE MI OLMAK GEREKIR?
    2453- Ebû Hüreyre (r.a.)’den rivâyet edildiğine göre Rasûlullah (s.a.v.) şöyle demiştir: “Her varlığın bir şiddetli ve sert olduğu bir yönü olduğu gibi bu şiddet ve sertliğin gevşeme zamanı da vardır. Bir kimse sert olduğu zaman da bile orta yolu tercih edip yakınlaştırıcı biçimde hareket ederse ondan yana ümitliyim. Eğer parmakla gösterilecek duruma gelirse gösteriş için yaptığından dolayı onun bu hareketini hesaba katmayın.” (Müslim, Fiten: 24; İbn Mâce, Zühd: 21)
    ž Tirmizî: Bu hadis bu şekliyle hasen sahih garibtir.
    Enes b. Mâlik (r.a.)’den rivâyet edildiğine göre Rasûlullah (s.a.v.) şöy­le buyurmuştur: “Bir kişinin, din veya dünya konusunda parmakla gösterilecek duruma gelmesi kötülük bakımından kendisine yeter. Ancak Allah'ın koruduğu kişiler bundan müstesnadır.”

    YanıtlaSil
  162. BÖLÜM: 22
    Ø ECEL ÜMID VE HAYALLER
    2454- Abdullah b. Mes’ûd (r.a.)’den rivayete göre, şöyle demiştir: “Rasûlullah (s.a.v.) bize bir dörtgen şekli çizdi, bu şeklin ortasına bir çizgi çizdi ve bu çizgiyi dörtgenin dışına uzattı ve bu dörtgenin içindeki o çizgiye değişik çizikler çizerek şöyle buyurdu: “Şu ortadaki çizgi in­san oğlu ve ömrüdür. Bu çizgiyi dört taraftan kuşatan dörtgen onun ecelidir. Şu küçük çizgiler ise hayatı boyunca o kimsenin başına gelecek sıkıntılar ve imtihanlarıdır birinden kurtulsa bir diğeri gelip onu bulacaktır. Dörtgenin dışındaki çizgi ise kişinin ümid ve hayalleridir.” (İbn Mâce, Zühd: 27; Buhârî, Rıkak: 4)
    ž Tirmizî: Bu hadis sahihtir.
    2455- Enes (r.a.)’den rivayete göre; Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurdu: “İnsanoğlu ihtiyarlar, fakat onun iki özelliği gençleşir: Mal hırsı ve uzun yaşama hırsı.” (Müslim, Zekat: 38; Dârimî, Rıkak: 62)
    ž Tirmizî: Bu hadis sahih'tir.
    2456- Abdullah b. Şıhhîr (r.a.)’den rivayete göre Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurdu: “Ademoğlu, çevresini kuşatan doksandokuz bela ve musibetle temsil edildi. Bunlardan birini veya hepsini atlatmış olsa bile ihtiyarlık onu bulur.” (Tirmizî rivâyet etmiştir.)
    ž Tirmizî: Bu hadis hasen sahih garibtir.
    BÖLÜM: 23
    Ø ALLAH VE PEYGAMBER HIÇ HATIRDAN ÇIKARILMAMALIDIR
    2457- Übey b. Ka'b (r.a.)’den rivâyete göre; Rasûlullah (s.a.v.), gecenin üçte ikisi geçince kalkar ve şöyle derdi: “Ey insanlar! Kalkın Allah'ın büyüklüğünü ve size verdiği imkanları düşünüp gereğini yerine getirin. Râcife (bütün canlılara ölüm getirecek olan ilk sûra üfürülmenin) zamanı geldi, bunun hemen ardından da Radife (bütün can­lıları diriltecek olan üfleniş) gelecektir. Ölüm, her türlü şiddet ve sancılarıyla mutlaka gelecektir; ölüm, mutlaka herkesi bulacaktır.” Übeyy diyor ki: “Ey Allah’ın Rasûlü! ben sana çok dua edip salevat getiriyorum; dualarımın ne ka­darını sana ayırayım?” Rasûlullah (s.a.v.): “dilediğin kadar!” buyurdu. Dualarımın “dörtte birini mi?” dedim; “dilediğin kadarını!” buyur­du, “şayet artırırsan senin için daha hayırlıdır!” buyurdu. Bende “yarısını ayırayım mı? diye sordum; “dilediğin kadarını!” buyurdu, “şayet artırırsan senin için daha hayırlıdır!” Ben de “üçte ikisini mi?” dedim; “dilediğin kadarını!” buyurdu, “şayet artırırsan senin için daha hayırlıdır!” buyurdu. Ben de o halde “bütün dualarımı senin için yapacağım” dedim. Bunun üzerine buyurdular ki: “Sıkıntıların giderilecek ve günahların affedilecektir.” (Müsned: 20289)
    ž Tirmizî: Bu hadis hasen sahihtir.

    YanıtlaSil

  163. BÖLÜM: 24
    Ø ALLAH IÇIN GEREĞI BIÇIMDE HAYA ETMEK NE DEMEKTIR?
    2458- Abdullah b. Mes’ûd (r.a.)’den rivayete göre; Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur: “Allah’tan gereği biçimde haya edin!” Bunun üzerine “Ey Allah’ın Peygamberi!” dedik, “Zaten; hayalı davranıyoruz Elhamdülillah!” Buyurdu ki: “O si­zin anladığınız utanma hissi değildir! Allah’tan gereği biçimde haya et­mek demek; baş ve başta bulunan organlarla, karın ve karının içersine aldığı organları her türlü günah ve haramlardan korumak, ölümü ve toprak altında çürümeyi daima hatırlamaktır. Ahireti isteyen dünyanın süsünü bırakır. Kim bu şekilde davranırsa Allah’tan gereği biçimde haya etmiş olur.” (Müsned: 3489)
    ž Tirmizî: Bu hadis garibtir. Bu hadisi sadece, Ebân b. İshâk’ın Sabbah b. Muhammed’den rivayetiyle bilmekteyiz.
    BÖLÜM: 25
    Ø GERÇEK AKILLI KIMSE KIMDIR?
    2459- Şeddâd b. Evs (r.a.)’den rivâyete göre; Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur: “Gerçekten zeki ve akıllı kişi, nefsinin kötü arzularına hâkim olup ölümden sonrası için çalışandır. Aciz kişi ise, nefsinin her türlü arzu ve isteklerine uyarak hayatını devam ettirip, Allah’tan her şeyi ve Cenneti isteyen kişidir.” (İbn Mâce, Zühd: 31)
    ž Tirmizî: Bu hadis hasen'dir. Hadiste geçen: “Nefsine hâkim olmak” demek, kıyamet gününde hesaba çekilmeden önce dünyada iken kendisini hesaba çekip hayatını ayarlayan kimsedir. Ömer b. Hattâb’ın şöyle de­diği rivayet edilmiştir: “Hesaba çekilmeden önce kendinizi hesa­ba çekin, büyük hesap günü için kendinizi donatın! Çünkü kıyamet gününde hesap, ancak dünyada iken kendisini hesaba çekenler için kolay olacaktır.”
    Meymûn b. Mihran’ın da şöyle dediği riva­yet edilir: “Bir kul, ortağına yemesi nereden, giymesi nereden? diye hesap sorduğu gibi kendi nefsine de hesap sormadıkça mütteki yani Allah’a karşı sorumluluk bilinci taşımış olamaz.”
    BÖLÜM: 26
    Ø KABIR, IÇERISINDEKILERLE NASIL KONUŞACAKTIR?
    2460- Ebû Saîd (r.a.)’den rivayete göre, şöyle demiştir; Rasûlullah (s.a.v.), namazgaha girdi ve bazı insanların dişleri görünecek derecede gülüştüklerini gördü ve şöyle buyurdu: “Ne var ki sizler ölümü çok sık hatırlamış olsaydınız şu gördüğüm vaziyette olmazdınız.” Öyleyse tüm lezzetleri yok edip kesen, ölümü çok hatırlayın. Kabir, hergün şöyle diyerek konuşur: “Ben yalnızlık eviyim, ben tek kişilik evim, ben toprak eviyim, ben kurtçukların eviyim!” Mü’min kul toprağa defnedildiğinde kabir ona şöyle diyecektir: “Merhaba, hoş geldin! Üzerimde yürüyenlerin en sevgilisi olduğuna göre bugün benim himayem altına girdin sana ne yapacağımı göreceksin!” Sonra o kabir, o kimse için gözünün görebildiği kadar genişleyecek ve Cennete doğru bir kapı açılacaktır. İsyancı ve kafir bir kul da kabre konulduğunda kabir ona şöyle diyecektir: “Sana rahat ve huzur yok, sen hoş vaziyette gelmedin bana, üzerimde yürüyenlerin en sevimsizi ve kızdığım biri olarak bana gelmiş durumdasın ve sana ne yapacağımı göreceksin.” Rasûlullah (s.a.v.) şöyle devam etti: “Sonra kabir o kimseyi o derece sıkıştırır ki, kaburgaları birbirine geçer.” Ebû Saîd dedi ki: “Rasûlullah (s.a.v.), parmaklarıyla bu durumu göstererek parmaklarını iç içe soktu ve şöyle buyurdu: “Sonra o kimseye yetmiş tane yılan musallat edilir ki, o yılanlardan biri toprağa üflese, o toprak dünya durdukça hiç bir şey bi­tirmez. Bu yılanlar onu, hesaba çekilinceye kadar, sokar ve ısırırlar, paramparça ederler. Ebû Saîd şöyle dedi: Rasûlullah (s.a.v.), şöyle buyurdu: “Kabir, ya Cennet bahçelerinden bir bahçe veya Cehennem çukur­larından bir çukurdur.” (İbn Mâce, Zühd: 31)
    ž Tirmizî: Bu hadis garib olup sadece bu şekliyle bilmekteyiz.

    YanıtlaSil
  164. BÖLÜM: 27
    Ø RASÛLULLAH (S.A.V.)’IN VÜCUDUNA HASIR IZ YAPMIŞ MIYDI?
    2461- Ömer b. Hattâb (r.a.)’den rivâyete göre, şöyle demiştir: “Rasûlullah (s.a.v.)’in yanına girdim, kuru ha­sırın üzerine yaslanmış vaziyette buldum. Yan ta­rafında hasırın izini gördüm.” (Buhârî, Mezâlim: 77; Müslim, Talak: 17)
    ž Tirmizî: Bu hadis hasen sahihtir, bu hadis buradakinden uzuncadır.
    BÖLÜM: 28
    Ø BU ÜMMETIN FELAKETI MAL VE DÜNYA SEVGISINDE MIDIR?
    2462- Amr b. Avf (r.a.) (ki bu beni Âmir b. Lüey’in yetkilisi ve Bedir savaşına Peygamber (s.a.v.) ile birlikte katılan kimsedir) (r.a.)’ın haber verdiğine göre Rasûlullah (s.a.v.), Ubeyde b. Cerrâh'ı, Bahreyn'e göndermiş­ti o da oradan bir miktar mal ile geldi. Ensâr, Ebû Ubeyde'nin gelişini işitip sabah namazını Rasûlullah (s.a.v.) ile birlikte sabah namazını kılmağa geldiler. Rasûlullah (s.a.v.), namazı bitince kalktı ve Ensâr da Peygamber (s.a.v.)’in önüne durdular. Rasûlullah (s.a.v.), bu durumu görünce gülüm­sedi ve şöyle buyurdu: “Sizler, Ebû Ubeyde'nin bir şeylerle geldiğini işittiniz?” Ensâr, “Evet, ondan dolayı geldik Ey Allah’ın Rasûlü!” de­diler. “Müjdeler size sizi sevindirecek bir ha­beri bekleyin!” buyurdu ve şöyle devam etti: “Allah'a yemin olsun ki sizin için fakirlikten korkmuyorum, sizin için korktuğum şey; dünya malının sizden öncekilere yayılıp serildiği gibi size de açılması ve dünyalık yarışına girerek, öncekileri dünyanın helak ettiği gibi sizi de helak etmesidir.” (Buhârî, Cizye: 24; Müslim, Zühd: 61)
    ž Tirmizî: Bu hadis hasen sahihtir.
    BÖLÜM: 29
    Ø TOK GÖZLÜ OLANA HERŞEY BEREKETLI MI KILINIR?
    2463- Hakîm b. Hızâm (r.a.)’den rivayete göre, şöyle demiştir: Rasûlullah (s.a.v.)’den dünyalık istedim, bana verdi sonra yine istedim, yine bana verdi; sonra yine istedim, yine verdi ve sonra şöyle buyurdu: “Ey Hakîm! Dünya malı tatlı ve yemyeşildir. Her kim bu dünyalığı tok gözlü olarak alır ve elde ederse kendisi için hayırlı ve bereketli kılınır. Kim de aç gözlü olarak alırsa kendisi için bereketli olmaz yiyip te doymayan kimse gibi olur. Veren el, alan elden daima hayırlıdır.”
    Hakîm diyor ki: “Ey Allah’ın Rasûlü!” dedim, “Seni hak ile gönderen Allah’a yemin ederim ki dünyadan ayrılıncaya kadar kimseden bir şey istemeyeceğim.” Sonra Ebû Bekir (r.a.), Ha­life olduğunda Hakîm'i bahşiş vermek için çağırırdı fakat Hakîm uzak durdu ve hiçbir şey kabul etmedi. Bunun üzerine Ömer şöyle de­di: “Ey Müslümanlar topluluğu! Ben sizleri şâhid tutarım ki ganimetten kendi payını ona sunuyorum, fakat o bunu almaya yaklaşmıyor.” Hakîm, Rasûlullah (s.a.v.)’den sonra ve kendisi vefat edinceye kadar halktan kimsenin malından bir şey istemedi. (Buhârî, Rıkak: 16; Müslim, Zekat: 43)
    ž Tirmizî: Bu hadis sahihtir.

    YanıtlaSil
  165. BÖLÜM: 30
    Ø KIMIN KAYGISI AHIRET OLURSA KALBEN ZENGIN OLUR MU?
    2464- Abdurrahman b. Avf (r.a.)’den rivâyete göre, şöyle demiştir: “Rasûlullah (s.a.v.) zamanında sıkıntılı günler geçirdik, sabrettik. Sonra bolluk günlere kavuştuk fakat tahammül gösteremedik ve dünyaya kapıldık.” (Tirmizî rivâyet etmiştir.)
    ž Tirmizî: Bu hadis hasendir.
    2465- Enes b. Mâlik (r.a.)’den rivayete göre, şöyle demiştir; Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurdu: “Kimin kaygısı ahi­ret olursa Allah onun zenginliğini kalbinde kılar, iki yakasını bir araya getirir ve dünya ona boyun eğerek gelir. Her ki­min kaygısı da dünya olursa Allah, onun fakirliğini iki gözü arasında kılar ve iki yakası bir araya gelmez perişan olur zaten kendisine de takdir edilen şey gelir fazlası gelmez.” (Tirmizî rivâyet etmiştir.)
    2466- Ebû Hüreyre (r.a.)’den rivâyete göre, Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurdu: Allah şöyle buyurur: “Ey Ademoğlu her durumda kendini bana ibadete ver ki; gönlünü zenginlikle doldurup ihtiyacını gidereyim fakat böyle yapmaz isen ellerini meşguliyetle doldurur ihtiyaçlarını da kapatmam.” (İbn Mâce, Zühd: 28)
    ž Tirmizî: Bu hadis hasen garibtir. Ebû Hâlid el Vâlibî'nin ismi Hürmüz'dür.
    BÖLÜM: 31
    Ø EVIMIZDEKI GIDA MADDELERINI ÖLÇÜP SAYMAMALI MIYIZ?
    2467- Âişe (r.anha)’dan rivayete göre, şöyle demiştir; Rasûlullah (s.a.v.) vefat ettiğinde yanımızda bir miktar arpa vardı ondan bir süre Allah’ın dilediği miktar yedik, sonra cariyeye arpayı ölçüver bakayım dedim. Bunun üzerine arpa çok geçmeden tükendi. Âişe şöyle devam etti: “Biz arpayı ölçmeden bırakmış olsaydık ondan daha uzun süre yiyecektik.” (Buhârî, Humus: 3; Müslim, Zühd: 1)
    ž Tirmizî: Bu hadişs sahihtir.Hadiste geçen “Şatr” kelimesinin manası “bir miktar” demektir.
    BÖLÜM: 32
    Ø DÜNYAYI HATIRLATAN PERDE
    2468- Âişe (r.anha)’dan rivâyete göre, Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurdu: “Evimizin kapısında üzeri nakışlı ve süslü bir perdemiz vardı. Rasûlullah (s.a.v.) bunu gördü ve şöyle buyurdu: “Kaldır onu! Çünkü bana dünyayı hatırlatıyor.” Âişe sözünü şöyle sürdürdü: “İçinde ipek çizgiler olan kadife bir elbisemiz vardı onu giyerdik.” (Müslim, Libas: 17; Buhârî, Libas: 27)
    ž Tirmizî: Bu hadis bu yönüyle hasen sahih garibtir.
    2469- Âişe (r.anha)’dan rivâyete göre, şöyle demiştir; “Rasûlullah (s.a.v.)’in yatağı deriden olup içi hurma lifinden doldurulmuş idi.” (Buhârî, Rıkak: 17; Müslim, Libas: 27)
    ž Bu hadis sahihtir.

    YanıtlaSil

  166. BÖLÜM: 33
    Ø EVDE KALAN MI YOKSA DAĞITILAN MI BIZIMDIR?
    2470- Âişe (r.anha)’dan rivâyete göre, Peygamber hanımları bir koyun kesmişlerdi de Rasûlullah (s.a.v.): “Koyundan ne kadarı kaldı.” diye sordu. Âişe, dedi ki: “Sadece kürek kemiği bölgesi kaldı! Gerisini dağıttık” deyince; Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurdu: “Küreğinden başka hepsi bize sevap olarak kaldı.” (Müsned: 22107)
    ž Tirmizî: Bu hadis sahihtir. Ebû Meysere el Hemedanî’nin ismi Amr b. Şurahbil’dir.
    BÖLÜM: 34
    Ø PEYGAMBER HANIMLARI SU VE HURMA MI YERLERDI?
    2471- Âişe (r.anha)’dan rivayete göre, şöyle demiştir; “Biz Muhammed (s.a.v.)’in hanımları bir ay boyunca yemek pişirmek için ateş yakmazdık, gıdamız sadece su ve hurma idi.” (Buhârî, Rıkak: 17; Müslim, Zühd: 1)
    ž Tirmizî: Bu hadis sahihtir.
    2472- Enes (r.a.)’den rivayete göre, Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur: “Allah yolunda korkutulduğum kadar hiç kimse korkutulmadı. Allah yolunda bana eziyet edildiği kadar hiç kimseye eziyet edilmedi, üzerimden gecesi ve gündüzü ile otuz gün geçmiştir ki bu süre içerisinde ne benim ne de Bilâl’in yiyeceği yoktu sadece Bilâl’in koltuğunun altında sıkıştırdığı şeyden başka bir canlının yiyebileceği bir şey yoktu.” (Buhârî, Rıkak: 17; Müslim, Zühd: 1)
    ž Tirmizî: Bu hadis hasen garibtir.
    Bu hadisin manası şudur: “Rasûlullah (s.a.v.), Mekke’den Bilâl ile birlikte kaçmak için çıktığı zaman Bilâl’in koltuğunun altında taşıdığından başka yiyecek yoktu.”
    2473- Ali b. Ebî Tâlib (r.a.)’den rivâyete göre, şöyle demiştir: “Soğuk bir günde Rasûlullah (s.a.v.)’in evinden çıktım tabaklanmış bir deri almıştım ortasını delip boynuma geçirdim belimi de toplayıp hurma yaprağıyla bağladım ve ben çok acıkmıştım. Rasûlullah (s.a.v.)’in evinde yemek olsaydı ondan yerdim fakat yoktu. Derken yiyecek bir şeyler aramaya çıktım. Kuyusundan su çekip hurmalarını sulayan bir Yahudi’ye uğradım ve duvardaki bir gedikten ona baktım o da ne istiyorsun Ey A’rabî! Dedi. Her bir kova su çekip hurmalarını sulamak karşılığında bir hurmaya razı mısın? Dedi. Bende evet dedim. Kapıyı açta gireyim dedim, kapıyı açtı ben de girdim kovasını bana verdi, her kova çektiğimde bana bir hurma verdi avcum hurma ile dolunca kovasını bıraktım ve yeter dedim onları yedim ve sudan yudum yudum içtim sonra mescide geldim ve Rasûlullah (s.a.v.)’i orada buldum.” (İbn Mâce, Ahkam: 38)
    ž Tirmizî: Bu hadis hasen garibtir.

    YanıtlaSil
  167. 2474- Ebû Hüreyre (r.a.)’den rivayete göre “Bir zamanlar açlık dönemi yaşanmıştı da Rasûlullah (s.a.v.), tek tek hurma vermişti.” (Buhârî, Etıme: 91; İbn Mâce, Zühd: 47)
    ž Bu hadis hasen sahihtir.
    2475- Câbir b. Abdullah (r.a.)’den rivâyet edilmiştir; “Rasûlullah (s.a.v.), bizi bir müfreze olarak gönderdi ve biz üç yüz kişi idik. Azıklarımızı boyunlarımızdaki çantalarda taşıyorduk… Derken azığımız tükendi o dereceye geldik ki her kişiye günde bir hurma düşüyordu! Bunun üzerine Ey Ebû Abdullah bir hurma bir kişiye nasıl yetsin denildi. Dedi ki bir hurmayı da bulamaz olduğumuz zaman onun yokluğunu da hissettik. Sonra denize vardık, denizin kıyıya attığı kocaman bir balığa rastladık, On sekiz gün arzu ettiğimiz kadar o balıktan yedik.” (Buhârî, Şirket: 17; Müslim, Sayd: 27)
    ž Bu hadis hasen sahihtir. Câbir b. Abdullah’tan değişik şekillerde de rivâyet edilmiştir. Mâlik b. Enes, Vehb b. Kaysan’dan bu hadisi daha mükemmel ve uzunca rivâyet etmiştir.
    BÖLÜM: 35
    Ø KONFORLU BIR HAYATTA KIŞI KENDISINI IBADETE VEREBILIR MI?
    2476- Ali b. ebî Tâlib (r.a.)’den rivâyet edilmiştir; diyor ki: Rasûlullah (s.a.v.) ile beraber mescidde oturuyorken Mus'ab b. Umeyr çıkageldi, deriden yapılmış tek parça elbisesi vardı. Rasûlullah (s.a.v.) onu bu halde görünce önceki konforlu hayatını hatırlayıp ve bugünkü bu garib durumundan dolayı ağladı. Sonra Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyur­du: “Sizden biriniz akşam bir elbise, sabah bir elbise giydiği zaman, bir tabak yemek kaldırıp ikinci bir tabak konulduğu zaman, evlerinizi Ka’be gibi değişik şeylerle örttüğünüz zaman haliniz ne olacak?” Ashab “Ey Allah’ın Rasûlü o gün biz, bugünkü halimizden daha iyi oluruz öylece geçimimizi temin eder ve kendimi­zi ibadete veririz” dedik. Bunun üzerine Rasûlullah (s.a.v.), şöyle bu­yurdu: “Siz, bugün, o günkünden daha hayırlısınız.” (Tirmizî rivâyet etmiştir.)
    ž Bu hadis hasendir.
    Yezîd b. Ziyâd, İbn Meysere’dir ve Medînelidir kendisinden Mâlik b. Enes ve pek çok ilim adamı rivayette bulunmuştur. Yezîd bin Ziyâd ed Dımışkî ise Şamlı olup kendisinden Zührî, Vekî’, Mervan b. Mu­aviye hadis rivayet etmişlerdir. Yezîd b. ebî Ziyâd ise Küfeli­dir.

    YanıtlaSil
  168. BÖLÜM: 36
    Ø EHLI SUFFE, PEYGAMBERIMIZ VE EBÛ HÜREYRE’NIN SÜT IKRAMI
    2477- Ebû Hüreyre (r.a.)’den rivâyete göre, şöyle demiştir; Ehli Suffe denilen mescidin yanı başında barınan kimseler Müslümanların misafirleri idiler, ne malları nede çoluk çocukları vardı.
    Kendisinden başka ilah bulunmayan Allah'a andolsun ki, açlığın tesirinden yüzükoyun yatarak ciğerimi yere dayardım ve yine açlığın tesirinden karnıma taş bağlar­dım. Bir gün, onların çıktıkları yol üzerine oturdum, Ebû Bekir oradan geçti Allah'ın kitabından bir ayet sordum maksadım beni doyurması içindi geçti gitti içimden geçirdiğim şeyi yapmadı sonra Ömer geçti Ona da, Allah’ın kitabından bir ayet sordum sormaktaki maksadım beni doyurması içindi O da geçti gitti isteğimi yapmadı sonra Ebûl Kâsım Muhammed (s.a.v.) geç­ti. Beni görünce gülümsedi ve “Ey Ebû Hüreyre” buyurdu. “Ya Ra­sûllah! emrine hazırım Ey Allah’ın Rasûlü!” dedim. Rasûlullah (s.a.v.) “Beni takip et!” buyurdu ve geçti Ben de peşinden gittim evine girdi. Ben de girmek için izin istedim, izin verildi ve girdim. Evde bir tas süt gördü ve sordu: Bu süt size nereden geldi? diye. “Falan kimse bize he­diye olarak getirmişti!” dediler. Bunun üzerine Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurdu: “Ey Ebû Hüreyre!” Ben de “Emrinize hazırım Ey Allah’ın elçisi!” dedim. “Suffelilere git ve onları buraya çağır onlar Müslümanların misafirleridir. Ne malları, ne de çocukları yoktur onların!” dedi. Rasûlullah (s.a.v.)’in kendisine zekat malı geldiğinde ondan hiçbir şey yemez Suffelilere gönderirdi. Hediye geldiğinde ise onlara haber gönderir, kendisi de bu hediyeden yer onları da buna ortak ederdi.
    Bu Suffelileri çağırma vazifesi hoşuma gitmedi. Peygamber'in el­çisi olarak Suffelileri çağırmaya giderken kendi kendime şöyle dedim: Bir tas süt Suffelilere yetmez ki hem de Peygamber (s.a.v.) ve ben de varım bu ikram edilecekler arasında Rasûlullah (s.a.v.), o bir tas sütü onlara dolaştırmamı emredecek ki benim payıma bundan ne düşebilir? Ben açlığımı giderecek kadar ondan içmek isterdim ama Allah’a ve Rasûlüne itaatten başka çare yok.. Suffelilere geldim ve onları çağırdım. Rasûlullah (s.a.v.)’in yanına girdiler ve herkes yerini aldı. Rasûlullah (s.a.v.), “Ey Ebû Hüreyre!” süt tasını al onlara ikram et buyurdu. Ben de tası alıp tek tek herkese veriyordum her alan doyasıya içiyor sonra bana veriyor bende bir başkasına veriyordum sonunda Rasûlullah (s.a.v.)’e vardım, bütün cemaat doyuncaya kadar içmişlerdi Rasûlullah (s.a.v.) süt tasını aldı ellerinin arasına koydu sonra başını kaldırarak gülümsedi ve “Ebû Hüreyre iç!” buyurdu. içtim. Sonra tekrar “İç!” buyurdu. Ben içmeye devam ediyorum, O da “İç!” buyuruyordu. Sonunda şöyle dedim: “Seni hak ile gönderen Allah’a yemin olsun ki, artık içmeyeceğim…” Sonunda tası eline aldı, AIlah’a hamdetti, besmele çekti ve sütten içti. (Buhârî, Etıme: 56)
    ž Tirmizî: Bu hadis hasen sahihtir.

    YanıtlaSil
  169. BÖLÜM: 37
    Ø DÜNYADA ÇOK YIYENLER AHIRETTE AÇ MI KALACAKLAR?
    2478- İbn Ömer (r.a.)’den rivâyete göre, şöyle demiştir: Rasûlullah (s.a.v.)’in yanında bir adam çok yediğinden dolayı geğirdi. Bunun üzerine Rasûlullah (s.a.v.) “Geğirmeyi kes” buyurdu. “Çünkü dünyada çok doymuş olanlar kıyamet günü uzun süre aç kalacaklardır.” (İbn Mâce, Etıme: 50)
    ž Tirmizî: Bu hadis bu şekliyle garibtir. Bu konuda Ebû Cuhayfe’den de hadis rivâyet edilmiştir.
    BÖLÜM: 38
    Ø PEYGAMBERLER VE ASHABI YÜNDEN ELBISELER GIYERLERDI
    2479- Ebû Musa (r.a.)’den rivâyete göre, şöyle demiştir: “Rasûlullah (s.a.v.) ile beraber olduğumuz günlerde yağmura tutulduğumuz da bizi görmüş olsaydın kokumuzu koyun kokusu zannederdin.” (Ebû Dâvûd, Libas: 17; İbn Mâce, Libas: 27)
    ž Tirmizî: Bu hadis sahihtir. Bu hadisin anlamı şudur: Onların giydikleri elbiseleri yündendi bu yüzden yağmur değdiği zaman elbiselerden koyun kokusu gibi koku gelmekteydi.
    BÖLÜM: 39
    Ø YAPI VE INŞAAT IŞLERINDE SEVAP KAZANILIR MI?
    2480- Ebû Hamza ve İbrahim Nehaî (r.anhüma)’dan rivâyete göre, şöyle demişlerdir: “Bina ve inşaat tamamen sorumluluk yükleyen bir iştir.” Gerekli olan kişinin oturacağı yeri yapmasına ne dersin? Dedim. “Günahta yok sevapta yok” dedi. (Tirmizî rivâyet etmiştir.)
    2481- Muâz b. Enes el Cühenî (r.a.)’den rivâyete göre, Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur: “Her kim gücü yettiği halde Allah için tevazu göstererek pahalı ve kıymetli elbiseler giymeyi terk ederse Allah, kıyamet gününde herkesin önünde onu çağırarak iman elbiselerinden hangisini dilerse giymesi için onu serbest bırakacaktır.” (Müsned: 15078)
    ž Tirmizî: Bu hadis hasendir.
    “İman elbiseleri” demek; İman ehline Cennet’te verilecek elbiseler demektir.
    BÖLÜM: 40
    Ø BINA VE INŞAAT HARCAMALARINDA SEVAP OLMAZ MI?
    2482- Enes b. Mâlik (r.a.)’den rivâyete göre, Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur: “Tüm harcamalar Allah yolunda sayılır yani kişiye sevap kazandırır, sadece bina ve inşaata yapılan harcamalarda hayır yoktur.” (İbn Mâce, Zühd: 13)
    ž Tirmizî: Bu hadis garibtir.
    2483- Hârise b. Mudarrib (r.a.)'den rivayet edildiğine göre, şöyle demiştir: “Habbab'ı hastalığı dolayısıyla ziyarete geldik kendisi yedi sefer dağlanmak suretiyle tedavi görmüştü. Bize şöyle dedi: Hastalığım uzadı, Rasûlullah (s.a.v.)’den ölümü temenni etmeyiniz!” buyurduğunu işitmemiş olsaydım mutlaka ölümü temenni ederdim.” Rasûlullah (s.a.v.) buyurdu ki: “Kişi yaptığı hertürlü harcamada sevap kazanır ancak toprağa ve binaya yaptığı yatırımlarda sevap yoktur.” (İbn Mâce, Zühd: 13)
    ž Tirmizî: Bu hadis hasen sahihtir.

    YanıtlaSil
  170. BÖLÜM: 41
    Ø ALLAH RIZASI IÇIN YAPILAN HARCAMALAR KIŞIYI ALLAH’IN HIMAYESINE SOKAR
    2484- Husayn (r.a.)’den rivâyete göre, şöyle demiştir: Bir dilenci geldi ve İbn Abbâs’tan bir şeyler istedi. İbn Abbâs dilenciye dedi ki: “Allah'tan başka ilah olmadığını kabul ediyor musun?” Dilenci “evet” dedi. İbn Abbâs, “Muhammed (s.a.v.)'in Allah'ın Rasulû oldu­ğuna şehâdet ediyor musun?” dedi. Dilenci “evet” dedi. İbn Abbâs, “Ramazan’da oruç tutuyor musun?” dedi. Di­lenci “evet” dedi. Bunun üzerine İbn Abbâs şöyle devam etti: “İstedin ve isteyenin hakkı vardır. Bu sebeple sana bir şeyler vermek bize gerekir dedi ve bir elbise verdi ve şöyle dedi: Rasûlullah (s.a.v.)’in şöyle buyurduğunu işittim: “Her­hangi bir Müslüman, bir Müslüman’a bir elbise giydirirse o elbiseden bir parça kalmayıncaya kadar yani kullandığı sürece o Müs­lüman, Allah'ın himayesindedir.” (Tirmizî rivâyet etmiştir.)
    ž Tirmizî: Bu hadis bu şekliyle hasen garibtir.
    BÖLÜM: 42
    Ø RASÛLULLAH (S.A.V.), MEDÎNE’YE GELDIĞINDE ILK OLARAK NE SÖYLEMIŞTI?
    2485- Abdullah b. Selam (r.a.)’den rivayete göre, şöyle demiştir; Rasûlullah (s.a.v.), Medîne’ye geldiklerinde insanlar ona doğru koşuştular. Rasûlullah (s.a.v.) geldi Rasûlullah (s.a.v.) geldi Rasûlullah (s.a.v.) geldi denildi. O'nu görmek için ben de halkın arasına katıldım. O’nun yüzünü gördüğüm an onun yalancı bir kimse olmadığını bildim. Konuştuğu ilk söz şöyle olmuştu: “Ey İnsanlar! Selam'ı aranızda yaygınlaştınız, yemek yediriniz. İnsanlar uykuda iken namaz kılınız ki, selametle Cennete giresiniz.” (İbn Mâce, Etıme: 1; Dârimî, Salat: 156)
    ž Tirmizî: Bu hadis sahihtir.
    BÖLÜM: 43
    Ø YIYIP IÇIP ŞÜKREDEN, ORUÇTA AÇLIĞA SABREDEN KIMSE GIBIDIR
    2486- Ebû Hüreyre (r.a.)’den rivâyete göre, Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur: Yiyip Allah’a şükreden kimse sevap yönünden oruç tutarak açlığa sabreden kimse gibidir.” (İbn Mâce, Sıyam: 53)
    ž Tirmizî: Bu hadis hasen garibtir.
    BÖLÜM: 44
    Ø ENSÂRIN MUHÂCIRLERE YAPTIĞI IYILIKLER
    2487- Enes (r.a.)’den rivayete göre Rasûlullah (s.a.v.), Medîne'ye gelince Muhâcirler kendisine gelerek; “Ey Allah’ın Rasûlü!” dediler; “Aralarına girip misafir olduğumuz bu Ensâr kardeşlerimiz kadar çok olan şeyden bol bol dağıtan, azı da en iyi şekilde taksim eden bir toplum hiç görmedik. Sıkıntılarımızı giderdiler, mutluluklarına bizi ortak ettiler. Tüm sevapları alıp götüreceklerinden korktuk.” Bunun üzerine Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurdu: “Hayır öyle değil… Siz onlar için dua ettiğiniz ve kendilerinin yaptığı bu iyilikleri bildiğiniz sürece onlara karşı vazifenizi yapmış olursunuz.” (Müsned: 12602)
    ž Tirmizî: Bu hadis bu şekliyle sahih hasen garibtir.

    YanıtlaSil
  171. .
    BÖLÜM: 45
    Ø CEHENNEM ATEŞI KIME HARAMDIR?
    2488- Abdullah b. Mes’ûd (r.a.)’den rivâyete göre, Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurdu: “Kendisi Cehennem ateşine, Cehennem ateşi de kendisine haram olan bir kişiyi size bildireyim mi? Her cana yakın, yumuşak huylu, kolaylaştırıcı kimsedir.” (Müsned: 3742)
    ž Tirmizî: Bu hadis hasen garibtir.
    2489- Esved b. Yezîd (r.a.)'den rivayete göre, şöyle demiştir: “Ey Âişe!” dedim, “Rasûlullah (s.a.v.), evine girdiği zaman ne yapardı?” Âişe şöyle cevap verdi: “Ailesinin ev hizmetlerine yardım eder namaz vakti girince de kalkıp namaz kılardı.” (Buhârî, Ezan: 35) ž Tirmizî: Bu hadis hasen sahihtir.
    BÖLÜM: 46
    Ø RASÛLULLAH (S.A.V.), KARŞILAŞTIĞI KIMSEYE NASIL MUAMELE EDERDI?
    2490- Enes b. Mâlik (r.a.)’den rivâyete göre, şöyle demiştir; “Rasûlullah (s.a.v.) bir kimseyle karşılaşınca onunla tokalaşır o kimse elini bırakmadan elini ondan çekmezdi o kimse yüzünü çevirmeden Rasûlullah (s.a.v.)’de yüzünü ondan çevirmezdi. Rasûlullah (s.a.v.)’in, beraber oturduğu bir kimsenin önüne ayaklarını uzattığı görülmemiştir.” (İbn Mâce, Edeb: 15)
    ž Tirmizî: Bu hadis garibtir.
    BÖLÜM: 47
    Ø GIYIM KUŞAMIYLA KIBIRLENEN KIMSE YERE BATIP GITTI MI?
    2491- Abdullah b. Amr (r.a.)’den rivâyete göre, Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur: “Sizden önceki toplumlardan bir adam, kıymetli elbisesini içerisinde kurularak çıkmıştı ki, Allah yeryüzüne emretti de yeryüzü onu içerisine alıverdi o adam kıyamete kadar batmak­tadır veya batıp çıkmaktadır.” (Müsned: 6777)
    ž Tirmizî: Bu hadis sahihtir.
    2492- Amr b. Şuayb (r.a.)’ın dedesinden rivâyete göre, Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurdu: “Dünyada kendini beğenip büyüklük taslayanlar kıyamet günü insan şeklinde zerrecikler gibi mahşer yerine çıkarılacaklar, heryönden zillet kendilerini kaplayacak. Cehennem’de adına “Bûlüs” denilen bir hapishaneye sürülecekler üzerlerinde ateşlerin ateşi yükselecek. Cehennemliklerin kan irin ve tortuları onlara içirilecektir.” (Müsned: 6390)
    ž Tirmizî: Bu hadis hasen sahihtir.

    YanıtlaSil
  172. BÖLÜM: 48
    Ø ÖFKESINI YENEN KIMSENIN MÜKAFATI
    2493- Musa b. Enes (r.a.)’den rivâyete göre, Peygamber (s.a.v.) şöyle buyurdu: “Her kim gücü yettiği halde öfkesini tutar ve kimseye zarar vermez ise Allah o kimseyi kıyamet gününde herkesin önünde çağırarak dilediği huriyi almakta kendisini serbest bırakacaktır.” (Ebû Dâvûd, Edeb: 27; İbn Mâce, Zühd: 17)
    ž Tirmizî: Bu hadis hasen garibtir.
    2494- Câbir (r.a.)’den rivâyete göre, Peygamber (s.a.v.) şöyle buyurmuştur: “Her kimde şu üç özellik bulunursa Allah o kimseye himayesini artırır ve onu Cennetine koyar. Güçsüzlere yumuşak davranmak, ana babaya şefkat ve elinin altında bulunanlara iyi muamele…” (Tirmizî rivâyet etmiştir.)
    ž Tirmizî: Bu hadis hasen garibtir. Ebû Bekir b. Münkedir; Muhammed b. Münkedir’in kardeşidir.
    2495- Ebû Zerr (r.a.)’den rivayete göre Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurdu; “Allah şöyle buyurur: “Ey kullarım! Hepiniz dalalettesiniz ancak benim hidayet nasib ettiğim kişiler hariç benden hidayet isteyiniz ki, size hidayet vereyim. Hepiniz fakirsiniz, ancak benim zengin ettiğim kimseler hariç; benden isteyin, sizi rızıklandırayım. He­piniz günahkarsınız, benim affettiklerim dışında; içinizden her kim, benim bağışlama gücüne sahip olduğumu bilir ve benden bağışlanmasını isterse gü­nahlarının çokluğuna ve büyüklüğüne aldırmaksızın onu affederim.
    Sizin öncekileriniz, sonrakileriniz, ölüleriniz ve dirileriniz yaşlarınız ve kurularınız kullarımdan en takvalı bir kimse gibi olsalar benim saltanatımda sivrisineğin kanadı kadar bir şey artmaz.
    Eğer sizin öncekileriniz ve sonrakileriniz, ölüleriniz ve dirileriniz yaşlarınız ve kurularınız kullarımdan en kötü ve bedbaht bir kimse gibi olsalar benim saltanatımdan sivrisineğin kanadı kadar bir şey eksilmez.
    Eğer sizin öncekileriniz ve sonrakileriniz, ölüleriniz ve dirileriniz yaşlarınız ve kurularınız büyük bir meydanda toplansa ve herkes hayalinde canlandırabileceği her şeyi istese hepsini veririm ve bu verilenler benim mülkümden hiç bir şey eksiltmez; ancak bir kişinin denize iğne daldırıp çıkardığında ne kadar su eksilirse o kadar eksilir. Çünkü ben cömerdim, varlık sahibiyim, güçlüyüm istediğimi yapabilirim, bağışlamam bir söze bağlıdır. Azabım da yine bir söze bağlıdır. Bir şeyin olmasını istediğimde sadece ol derim ve o şey hemen oluverir.” (Müslim, Birr ve Sıla: 17; İbn Mâce, Zühd: 27)
    ž Bu hadis hasendir. Bazıları da bu hadisi Şehr b. Havşeb’den, Ma’dikerb’den ve Ebû Zerr’den benzeri şekilde rivâyet etmişlerdir.­

    YanıtlaSil
  173. ­
    2496- İbn Ömer (r.a.)’den rivâyete göre, şöyle demiştir; Rasûlullah (s.a.v.)’den bir hadis işittim ki onu bir, iki, üç, beş yedi ve yediden çok fazla işittim böyle çok işitmeseydim onu size aktaramazdım Rasûlullah (s.a.v.)’den şöyle buyur­duğunu işittim: “İsrail oğuIlarından Kifl adında biri vardı günah işlemekten çekinmezdi. Bir kadın ona geldi ve cinsel ilişki kurmak için altmış dinar verdi. Bir kocanın karısına hazırlanması gibi o kadına Kifl hazırlık yapınca kadın titremeğe ve ağlamağa başladı. Kifl: “Neden ağlıyorsun seni bu işe zorladım mı?” dedi. Kadın: “Hayır!” dedi “Fakat bu iş hiç yapmadığım bir iştir ve beni bu işe zorlayan da sadece bir ihtiyaçtır. Bunun üzerine Kifl şöyle dedi: “Sen titriyorsun ve daha önce de bu işi yapmış değilsin, o halde git ve o alt­mış dinar da senin olsun.” Kifl dedi ki: “Hayır! hayır!” Vallahi bundan sonra bir daha Allah'a isyan etmeyece­ğim.” Kifl, o gece öldü sabahleyin Kifl’in kapısı üzerinde “Allah, Kifl'i bağışladı!” yazılı idi.” (Müsned: 4517)
    ž Tirmizî: Bu hadis hasendir, Şeyban ve pek çok kimse bu hadisi A’meş’den merfu olarak rivâyet etmişlerdir. Bazıları ise A’meş’den merfu olmaksızın rivâyet ettiler. Ebû Bekir b. Ayyaş bu hadisi El A’meş’den rivayet etmekte ve senedinde yanılarak “Abdullah b. Abdullah’tan, Saîd bin Cübeyr’den ve İbn Amr’dan” demektedir ki bu rivâyet makbul değildir.
    Abdullah b. Abdullah er Razî; Küfelidir ve onun bü­yük annesi, Ali b. ebî Tâlib'in, kendi­sine oda tahsis eden cariyesi idi, Abdullah b. Abdullah er Ra­zî’den, Ubeyde Ed Dabbî, Haccac b. Ertae ve pek çok ilim adamları hadis rivayet etmiştir.
    BÖLÜM: 49
    Ø MÜ’MIN KIMSE GÜNAHLARINI NASIL GÖRÜR?
    2497- Abdullah b. Mes’ûd (r.a.), biri kendisinden diğeri Rasûlullah (s.a.v.)’den olmak üzere iki hadis anlattı: Abdullah dedi ki: “Mü’min kimse günahlarını üzerine düşüverecek bir dağ gibi büyük görür. Günahkar kişi de günahlarını, burnu üzerine konan ve kovalayınca kaçıverecek sinek gibi görür.” Ebû Muaviye bu hadisi bu şekilde A’meş’den, Umare b. Umeyr’den ve Harîs b. Süveyd’den rivâyet etmiştir. (Buhârî, Deavat: 27; Müslim, Tevbe: 17)

    YanıtlaSil

  174. 2498- Fetar (r.a.)’den rivâyete göre, Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur: “Sizden birinizin tevbesine, Allah o derece sevinir ki; şu örnekte olduğu gibi: Sizden birinizin ıssız bir çölde üzerinde yiyeceği içeceği ve her şeyi devenin sırtında olan, derken devesini kaybedip onu aramaya başlayan sonunda ölümle karşı karşıya gelince “Deveyi kaybettiğim yere döneyim ve orada can vereyim!” deyip eski yerine dönen ve uykuya dalan uyandı­ğı zaman yanı başında devesini ve tüm eşyalarını bulan kimsenin sevinmesinden daha çok Allah’ı sevindirir. (Buhârî, Deavat: 27)
    ž Tirmizî: Bu hadis hasen sahih'tir.
    Bu konuda Ebû Hüreyre, Numân b. Beşîr, Enes b. Mâlik’den de hadis rivâyet edilmiştir.
    2499- Enes (r.a.)’den rivâyete göre, Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur: “Adem oğlunun hepsi hatadadır, hatalıların en iyisi ise tevbe edenlerdir.” (İbn Mâce, Zühd: 17; Dârimî, Rıkak: 27)
    ž Tirmizî: Bu hadis hasen garibtir. Bu hadisi sadece Ali b. Mes’ade’nin Katâde’den rivâyetiyle bilmekteyiz.
    BÖLÜM: 50
    Ø MUTLAKA HAYIR SÖYLENMELI VEYA SUSMALI
    2500- Ebû Hüreyre (r.a.)’den rivâyete göre, Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurdu: “Allah’a ve ahiret gününe inanan kişi misafirine ikramda bulunsun. Allah’a ve ahiret gününe inanan kişi mutlaka hayır söylesin veya sussun.” (Buhârî, Edeb: 27; Müslim, İman: 17)
    ž Bu hadis sahihtir.
    Bu konuda Âişe ve Enes’den de hadis rivâyet edilmiştir.
    Ebû Şureyh el Adevî el Ka’bî el Huzaî’nin adı Huveylid b. Amr’dır.
    2501- Abdullah b. Amr’dan rivâyete göre, Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur: “Kim gereksiz ve günah kazandıran sözlerden dillini korursa her türlü sıkıntıdan ve günahtan kurtulur.” (Dârimî, Rıkak: 17)
    ž Tirmizî: Bu hadis hasen sahih garibtir. Bu hadisi sadece İbn Lehîa’nın Ebû Abdurrahman’dan rivâyetiyle bilmekteyiz. Ebû Abdurrahman el Hublî; Abdullah b. Yezîd’tir.
    BÖLÜM: 51
    Ø INSANLAR TAKLID EDILEBILIR MI?
    2502- Âişe (r.anha)’dan rivâyete göre, şöyle demiştir: Rasûlullah (s.a.v.)’e bir kişiden, taklidini yaparak bahsetmiştim de şöyle buyurdular: “Benim şu kadar veya bu kadar menfaatim olsa bile birinin taklidini yapmak hoşuma gidip beni sevindirmez.” Âişe diyor ki: Bir seferinde “Ey Allah’ın Rasûlü!” dedim. “Safiyye küçücük bir kadındır” dedim ve elimle kısa oluşunu gösterdim. Bunun üzerine Rasûlullah (s.a.v.) buyurdular ki: “Öyle bir söz ettin ki o söz denize karışsaydı denizin suyu değişirdi.” (Ebû Dâvûd, Edeb: 27)
    2503- Âişe (r.anha)’dan rivâyete göre, Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurdu: “Benim için pek çok şeyler verilse bile hiç kimsenin taklidini yapmaktan hoşlanmam.” (Ebû Dâvûd, Edeb: 27)
    ž Tirmizî: Bu hadis hasen sahihtir. Ebû Huzeyfe; Küfeli olup İbn Mes’ûd’un arkadaşlarındandır. İsmine, Seleme b. Şuheybe denilir.

    YanıtlaSil

  175. BÖLÜM: 52
    Ø GERÇEK MÜSLÜMANIN ELINDEN VE DILINDEN ZARAR GELMEZ
    2504- Ebû Musa (r.a.)’den rivâyete göre, şöyle demiştir: Rasûlullah (s.a.v.)’e hangi Müslüman daha değerlidir diye soruldu da: “Elinden ve dilinden kimsenin zarar görmediği kimsedir” buyurdu. (Nesâî, İman: 8)
    ž Tirmizî: Ebû Musa’nın rivâyeti olarak bu şekliyle bu hadis sahih garibtir.
    BÖLÜM: 53
    Ø KIŞI AYIPLADIĞI BIR GÜNAHI IŞLER MI?
    2505- Muâz b. Cebel (r.a.)’den rivâyete göre, şöyle demiştir: Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurdu: “Kim Müslüman kardeşini işlediği bir suçtan dolayı ayıplarsa kendisi de o suçu işlemeden ölmez.” (Tirmizî rivâyet etmiştir.)
    ž Ahmed diyordu ki “Tevbe ettiği bir günahtan dolayı ayıplarsa”
    Tirmizî: Bu hadis garib olup senedi muttasıl değildir. Çünkü Hâlid b. Ma’dan, Muâz b. Cebel’e yetişip onu görmemiştir. Hâlid b. Ma’dan’ın Peygamber’in ashabından yetmiş kişiye yetişip onlarla görüştüğü rivâyet ediliyor Muâz b. Cebel Ömer’in halifeliği döneminde vefat etmiştir. Hâlid b. Ma’dan, Muâz’ın arkadaşlarından başka pek çok kimseden ve Muâz’dan bu hadisin başka hadisler de rivâyet edilmiştir.
    BÖLÜM: 54
    Ø KIŞI SEVINIP GÜLDÜĞÜ ŞEYLE DE IMTIHAN OLUR MU?
    2506- Vasile b. Eskâ (r.a.)’den rivâyete göre, şöyle demiştir: Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurdu: “Kardeşinin başına gelen bir şeye sevinip gülme sonra Allah onu bağışlar ve merhamet eder de seni o şeyle imtihan eder.” (Tirmizî rivâyet etmiştir.)
    ž Tirmizî: Bu hadis hasen garibtir.
    Mekhûl, Vasile b. Eskâ, Enes b. Mâlik ve Ebû Hind ed Dârî’den hadis işitmiştir. Kendisi Rasûlullah (s.a.v.)’in ashabından sadece bu üç kişiden hadis işitmiştir. Mekhûl, Şamlı olup Ebû Abdullah diye künyelenir köle idi sonradan azâd edilmiştir.
    Mekhûl el Ezdî ise Basralıdır. Abdullah b. Ömer’den hadis işitmiştir. Kendisinden Imara b. Zazân hadis rivâyet etmektedirler.
    Ali b. Hucr, İsmail b. Ayyaş vasıtasıyla Temim b. Atıyye’den şöyle aktarmıştır: “Çoğu zaman Mekhûl’e soru sorulduğunda Nedanem (bilmiyorum) dediğini işittim.”
    BÖLÜM: 55
    Ø MÜSLÜMANLARIN ARASINA KARIŞMAK GEREKIR
    2507- Rasûlullah (s.a.v.) ashabından yaşlı bir kimse olan Yahya b. Vessab’tan aktarıldığına göre Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurdu: “Müslümanların arasına karışarak onların eziyetlerine katlanan kimse halk arasına karışmayıp eziyete katlanmayan kimseden daha hayırlıdır.” (İbn Mâce, Fiten: 23)
    ž Tirmizî: İbn ebî Adıy diyor ki: Şu’be, hadisi rivâyet eden yaşlı kimsenin İbn Ömer, olduğu kanaatindedir.

    YanıtlaSil
  176. BÖLÜM: 56
    Ø DINI YOK EDIP BITIREN ŞEY NEDIR?
    2508- Ebû Hüreyre (r.a.)’den rivâyete göre, Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurdu: “Aranızın kötü olmasından şiddetle sakınınız. Çünkü bu özellik dini yok edip bitirir.” (Tirmizî rivâyet etmiştir.)
    ž Tirmizî: Bu hadis bu şekliyle sahih garibtir: “Aranızın kötü olması” demek Müslümanların birbirine düşman olmaları ve kin beslemeleridir. “Halika” kelimesinin manası dini tıraş edip bitirir anlamındadır.
    2509- Ebû’d Derdâ (r.a.)’den rivâyete göre, Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur: “Oruç, namaz ve sadaka vermenin kazandıracağı sevap ve dereceden daha değerlisini size bildireyim mi? Ashab “evet” dediler; Rasûlullah (s.a.v.): “Müslümanların birbirleriyle aralarının iyi olmasıdır çünkü aranın bozuk olması dini yok edip bitirir” buyurdular. (Ebû Dâvûd, Edeb: 50)
    ž Tirmizî: Bu hadis sahihtir. Rasûlullah (s.a.v.)’den şöyle de rivâyet edilmiştir: “Yok edip bitirir diyorum saçı tıraş eder demiyorum fakat dini tıraş edip bitirir diyorum.”
    2510- Zübeyr b. Avvam (r.a.)’den rivâyete göre, Peygamber (s.a.v.) şöyle buyurdu: “Geçmiş toplumların hastalığı size de bulaştı hasen ve kin beslemek işte bu kökten yok etmedir saçı tıraş eder demiyorum fakat dini kökünden kazıyıp yok eder. Canım kudret elinde olan Allah’a yemin ederim ki iman etmeden Cennete giremezsiniz, birbirinizi sevmeden de mü’min olamazsınız. Aranızda birbirinizi sevmeyi gerçekleştirecek olan şeyi size haber vereyim mi? Selamı aranızda yayın.” (Tirmizî rivâyet etmiştir.)
    ž Tirmizî: Bu hadisin rivâyetinde ihtilaf edilmiştir. Kimileri Yahya b. ebî Kesîr’den derken bazıları da Yahya b. ebî Kesîr’den, Yaîş b. Velid’den ve Zübeyr’in azâdlı kölesinden demektedirler ve “Zübeyr’den” dememektedirler.
    BÖLÜM: 57
    Ø CEZASI DÜNYADA VERILEN GÜNAHLAR
    2511- Ebû Bekre (r.a.)’den rivâyete göre, Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur: “Allah’ın ahirette ayırdığı azabla beraber dünyada sahibini acele olarak cezalandıracağı iki günah vardır: “Azgınlık ve akraba ile ilgiyi kesmek.” (Ebû Dâvûd, Edeb: 43)
    ž Tirmizî: Bu hadis hasen sahihtir.

    YanıtlaSil
  177. BÖLÜM: 58
    Ø ŞÜKREDEN VE SABREDEN KUL HANGI ÖZELLIKTEDIR?
    2512- Abdullah b. Amr (r.a.)’den rivâyete göre, şöyle demiştir: Rasûlullah (s.a.v.)’den şöyle buyurduğunu işittim: “Her kimde şu iki özellik bulunursa Allah o kimseyi şükreden ve sabreden bir kul olarak yazar kimde de bu iki özellik bulunmazsa Allah o kimseyi şükreden ve sabreden olarak yazmaz. Kim din konusunda kendisinden üstün kimselere bakar ve onlar gibi olmaya çalışırsa dünyalık konusunda da kendisinden aşağılık olanlara bakıp Allah’ın kendisine verdiği nimete hamdederse Allah bu kimseyi şükredici ve sabredici olarak yazar kimde din konusunda kendisinden aşağı olan kimseye bakar ve kendisini ondan iyi görüp kulluğunu artırmaz dünyalık konusunda da kendisinden üstün olan kimselere bakarak elinden kaçan şeylere üzülürse Allah’ta o kimseyi ne şükreden nede sabreden olarak yazar.” (Tirmizî rivâyet etmiştir.)
    ž Salih insan Musa b. Hizam, Ali b. İshâk vasıtasıyla Abdullah b. Mübarek’den, Müsennab Sabah’tan, Amr b. Şuayb’tan babasından ve dedesinden bu hadisin bir benzerini rivâyet etmiştir.
    Tirmizî: Bu hadis hasen garibtir. Süveyd b. Nasr rivâyetinde “babasından” dememektedir.
    2513- Ebû Hüreyre (r.a.)’den rivâyete göre, şöyle demiştir; Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurdu: “Dünyalık sıhhat ve afiyet konularında kendinizden aşağı olan kimselere bakınız, Üstün olan kimselere bakmayınız! Çünkü Allah’ın size verdiği nimeti küçük görmemeniz için size uygun davranış budur.” (Müslim, Zühd: 17; İbn Mâce, Zühd: 9)
    ž Bu hadis sahihtir.
    BÖLÜM: 59
    Ø MELEKLER BIZIMLE NE ZAMAN TOKALAŞIRLAR?
    2514- Hanzale el Üseydî (r.a.) ki Peygamber (s.a.v.)’in vahiy katiplerindendir. Hanzale, bir gün ağlayarak Ebû Bekir’in yanına uğradı. Ebû Bekir “Neyin var ey Hanzale!” diye sordu. Hanzale, “Ey Ebû Bekir!” de­di, “Hanzale münafık olmuştur. Şöyle ki Rasûlullah (s.a.v.)’in yanında olduğumuz sürece bize Cennet ve Cehennemi hatırlattığında gözümüzle görüyormuş gibi oluyoruz. Fakat onun yanından ayrılıp çoluk çocuğumuzun ve işlerimizin başına vardığımızda ise çoğunu unutuyoruz.” Ebû Bekir, “Allah’a yemin olsun ki bizlerde aynı durumdayız, yürü beraberce Rasûlullah (s.a.v.)’e gidelim dedi. Ve beraberce gittik. Rasûlullah (s.a.v.), onu görünce “Hanzale, derdin nedir?” diye sordu. Hanzale: “Ey Allah’ın Rasûlü! Hanzale münafık oldu dedi şöyle ki, senin yanında bulunduğumuz hallerde Cennet ve Cehennemi hatırlattığında sanki gözümüzle görür gibi oluyoruz. Fakat senin yanından ayrılıp hanımlarımızın ve işlerimizin başına vardığımızda çok şeyi unutuyoruz. Ebû Bekir dedi ki: Bunun üzerine Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurdu: “Her zaman benim yanımdan kalktığınız durumda olsaydınız melekler oturduğunuz yerlerde yollar üzerinde ve yataklarınızda sizinle tokalaşırlardı. Fakat Ey Hanzale bazen öyle bazen böyle her an bir olmaz.” (İbn Mâce, Zühd: 28; Müslim, Tevbe: 17)
    ž Tirmizî: Bu hadis hasen sahihtir.

    YanıtlaSil

  178. 2515- Enes (r.a.)’den rivâyete göre, Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur: “Sizden biriniz kendisi için sevdiğini mü’min kardeşi içinde sevmedikçe gerçek mü’min olamaz.” (Müslim, İman: 17; Nesâî, İman: 19)
    ž Bu hadis sahihtir.
    2516- İbn Abbâs (r.a.)’den rivâyete göre, şöyle demiştir; Birgün Rasûlullah (s.a.v.)’in binitinin arkasında idim. Buyurdu ki: “Ey delikanlı! Sana birkaç kelime öğreteceğim: “Allah’ın emir ve yasaklarına iyi dikkat ederek yaşa ki Allah’ta seni gözetip kollasın. Allah’ı hiç hatırından çıkarma ki onu her an karşında bulasın. İsteyeceğinde Allah’tan iste yardım isteyeceğinde Allah’tan yardım iste, bilmiş ol ki tüm insanlar sana bir konuda fayda vermek için bir araya gelseler ancak Allah’ın yazdığı kadarıyla sana faydalı olabilirler. Eğer tüm insanlar sana zarar vermek konusunda birleşip bir araya gelseler ancak Allah’ın sana yazdığı kadarıyla zarar verebilirler. Kader kalemleri kalkmış ve yazılan sahifeler kurumuştur.” (Müsned: 2527)
    ž Tirmizî: Bu hadis hasen sahihtir.
    BÖLÜM: 60
    Ø ALLAH’A TEVEKKÜL NASIL OLMALIDIR?
    2517- Enes b. Mâlik (r.a.)’den rivâyete göre, diyor ki: Bir adam Peygamber (s.a.v.)’e Ey Allah’ın Rasûlü! devemi bağlayarak mı yoksa salıvererek mi Allah’a tevekkül edeyim diye sordu Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurdu: “Deveni bağla sonra Allah’a güven ve dayan.” (Tirmizî rivâyet rivâyet etmiştir.)
    ž Amr b. Ali, Yahya’nın bu hadis bence münkerdir dediğini aktarmaktadır.
    Tirmizî: Enes’in rivâyeti olarak bu hadisi garibtir. Ancak bu şekliyle bilmekteyiz. Amr b. Ümeyye ed Damrî’den bu hadisin bir benzeri rivâyet edilmiştir.
    2518- Ebû’l Havra es Sa’dî (r.a.)’den rivâyete göre, şöyle demiştir: Hasan b. Ali’ye Rasûlullah (s.a.v.)’den ezberlediğin bir şey var mı diye sordum dedi ki, Rasûlullah (s.a.v.)’den şunu ezberledim: “Şüpheli olanı bırak şüphesiz olana bak, çünkü doğruluk gönül rahatlığıdır yalancılık ise kuşkudan ibarettir. (Nesâî, Eşribe: 17; Dârimî, Büyü: 27)
    ž Bu hadis biraz uzuncadır. Tirmizî: Ebû’l Havra es Sa’dî’nin ismi Rabia b. Şeyban’dır.
    Tirmizî: Bu hadis sahihtir. Bündar, Muhammed b. Cafer el Mahremî vasıtasıyla Şu’be’den ve Büreyd’den geçen hadisin bir benzerini bize aktarmıştır.
    2519- Câbir (r.a.)’den rivâyete göre, şöyle demiştir: Peygamber (s.a.v.) yanında bir adam ibadet ve gayretiyle anıldı başka birisi de Allah’ın hakkını gözetme konusunda anıldı da Peygamber (s.a.v.) şöyle buyurdu: “Hiçbir şey Allah’ın hukukunu gözetmeye denk olamaz.” (Tirmizî rivâyet etmiştir.)
    ž Abdullah b. Cafer, Misver b. Mahreme’nin oğludur Medînelidir. Hadisçiler yanında güvenilen bir kimsedir.
    Tirmizî: Bu hadis hasen garib olup sadece bu şekliyle biliyoruz.

    YanıtlaSil
  179. 2520- Ebû Saîd el Hudrî (r.a.)’den rivâyete göre, Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur: “Kim helal lokma yer ve İslam nizamına göre yaşarsa ve insanlar da onun kötülüklerinden emin olurlarsa o kişi Cennete girer. Bir adam: Ey Allah’ın Rasûlü! bugün bu özellikte kişiler halk arasında pek çoktur. Rasûlullah (s.a.v.), benden sonraki asırlarda da bu özellikte kimseler bulunacaktır.” (Tirmizî rivâyet etmiştir.)
    ž Bu hadis garib olup sadece bu şekliyle İsrail’in hadisi olarak bilmekteyiz.
    Abbâs ed Dûrî, Yahya b. ebî Bükeyr vasıtasıyla İsrail’den aynı senedle bu hadisin bir benzerini bize aktarmıştır.
    Muhammed b. İsmail’e bu hadis hakkında sordum sadece İsrail’in hadisi olarak bildi Ebû Bişr’in ismini de bilemedi.
    2521- Sehl b. Muâz b. Enes el Cühenî (r.a.)’den ve babasından rivâyete göre, Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurdu: “Kim Allah için verir ve Allah için engel çıkarırsa, Allah için sever ve Allah için buğzederse ve Allah için nikahlanıp evlenirse o kimsenin imanı olgunluğa ermiştir.” (Müsned: 15064)
    ž Tirmizî: Bu hadis hasendir.
    2522- Ebû Saîd el Hudrî (r.a.)’den rivâyete göre, Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurdu: “Cennete ilk girecek kimseler ayın bedir şeklindeki parlak oluşu gibi girecekler ikinci olarak girecekler ise gökteki parlak yıldızın parlaklığı gibi gireceklerdir. Her bir kimse için iki hanım verilecek, her bir hanımın yetmiş kat elbisesi olacak bu kadar elbise altından inciklerinin iliği görülecektir.” (Müsned: 10702)
    ž Tirmizî: Bu hadis hasen sahihtir.

    YanıtlaSil
  180. Sayfa: 198

    1. Tesbih, erkekler için el vurmak kadınlar içindir. (İmam namazda yanılınca) Bir adam namazda belirli bir işaret verirse namazı iade etsin.
    Ravi: Hz. Ebû Hüreyre (r.a.)

    2. "Subhanallah" demek erkekler, el vurmak kadınlar içindir.
    Ravi: Hz. Câbir (r.a.)

    3. Gazinin, gazadaki tesbihi yetmiş bin hasenedir. Hasanesi ise on katıyladır. (Gazada olmıyan tesbihin yetmiş bin misli)
    Ravi: Hz. Muaz (r.a.)

    4. "Tesvif" (Yapacağı şeyi geriye atmak) şeytanın şuaıdır. Ve onu mü'minlerin kalblerine bırakır. (Bu da mü'mini oyalar.)
    Ravi: Hz. Abdurrahman İbni Avf (r.a.)

    5. Allah'ın azameti hususunda, Cennet ve Cehennem hakkında bir lahza tefekkür, bir geceyi ihya etmekten iyidir. Ve Allah'ın zatını takdis hususunda, tefekkür eden, hayırlı kimsedir. İnsanların şerlisi de bunu yapmıyandır.
    Ravi: Hz. İbni Abbas (r.anhüma)

    6. Dinde "tefekkuh" (dinin özünü ve icabatını öğrenmek) her müslümana borçtur.
    Ravi: Hz. Enes (r.a.)

    7. Cuma günü tırnak kesmek şifa getirir ve derdi giderir. Yemekten evvel ve sonra el yıkamak da zenginlik getirir ve fakirliği giderir.
    Ravi: Hz. İbni Abbas (r.a.)

    8. Müttaki adam, Allah (z.c.hz)'leri indinde muhteremdir. Facir ise şaki ve kıymetsizdir.
    Ravi: Hz. İbni Ömer (r.anhüma)

    9. Bir adamın imamla alacağı tekbir, bin deveyi Haremi Şerif'e kurban yollamasından hayırlıdır.
    Ravi: Hz. İbni Ömer (r.anhüma)

    10. "Telbîne" (Bal, süt ve unla yapılan bulamaç) hastanın yüreğine rahatlık verir ve hüznünün bir kısmını giderir.
    Ravi: Hz. Âişe (r. anha)

    11. Hurma hurmaya, tuz tuza, buğday buğdaya, altın altına, arpa arpaya misli misline satılır. Gümüş gümüşe de ayni tarzda. Arada fark olursa bu ribadır. (Hatta birisi fea hurmadan iki, iyiden bir almak istiyor. Bunu da men ediyor. Satın, diğerini alın buyuruyor)
    Ravi: Hz. Bilal (r.a.)

    12. Cumaya erken gitmek, ümmetimin fıkarasının haccıdır.
    Ravi: Hz. Ali (r.a.)

    13. Tevazu, kulda yükselmeden başka bir şey arttırmaz. Tevazu edin ki, Allah sizi yükseltsin.
    Ravi: Hz. Enes (r.a.)

    14. Tevazu, kulda yükselmeden başka bir şey arttırmaz. Tevazu edin, Allah sizi yükseltsin. Afiv de azizlikten başka şey ziyade etmez. Af edin, Allah sizi izzetlendirsin. Sadaka da malı ziyadeden başka bir şey yapmaz. Tasadduk edin ki Allah size rahmet etsin.
    Ravi: Hz. Muhammed İbni Umeyr (r.a.)

    15. Tövbe, günahtan sonra o günahı bir daha yapmamaktır.
    Ravi: Hz. İbni Mes'ud (r.anhüma)

    16. Tövbeyi Nasuh, günaha nedametinle Allah'dan mağfiret dilemen ve ifrat suretile bir günah yaptıktan ve tövbe ettikten sonra bir daha o günahı yapmamandır.
    Ravi: Hz. Ubey İbni Kaab (r.a.)

    17. Tevhid Cennetin, Hamid de nimetin bedelidir. Cenneti de amellere göre taksim ederler. (Çok ameli olan çok pay alır.)
    Ravi: Hz. Enes (r.a.)
    htan tö «

    YanıtlaSil
  181. Sayfa: 199

    1. Kıyaset (akibet endişane)den sonraki tevekkül mev'izadır (derstir)
    Ravi: Hz. İbni Aid (r.a.)

    2. Teyemmüm iki darbdan ibarettir. Birisi yüz için, ikincisi de dirseklere kadar eller için.
    Ravi: Hz. İbni Ömer (r.anhüma)

    3. Sabah namaz kıldığı yerde, güneş çıkıncaya kadar zikreden kimse, rızkını arama hususunda afakı dolaşan kimseden daha büyük bir iş yapmış olur.
    Ravi: Hz. Osman (r.a.)

    4. Üçüncü mel'undur.(Üç kişiyi bir hayvana binmiş görünce buyruldu.)
    Ravi: Hz. Muhacir İbni Cunfuz (r.a.)

    5. (Vasiyet) üçte birdir. Üçte bir (bile) çoktur. Senin vârislerini zengin bırakmadığın, onları başkalarına muhtaç bırakmaktan daha hayırlıdır. Ve sen Allah rızası için verdiğin nafakadan dolayı mükafatlandırılırsın. Hatta hanımının ağzına koyduğun lokmadan bile.
    Ravi: Hz. Saad (r.a.)

    6. Sarımsak, soğan, pırasa, bunlar iblisin miskidir.
    Ravi: Hz. Ebû Ümâme (r.a.)

    7. Zina cürmü yapan nikahlılar dövülür ve recm olunur. Bekarlar ise dövülüp sürgün edilirler.
    Ravi: Hz. Ubey İbni Kaab (r.a.)

    8. Dul (Nikah hususunda), velisinden fazla söz sahibidir. Kız olursa susması izin sayılır.
    Ravi: Hz. İbni Abbas (r.anhüma)

    9. Komşu, komşusunun şuf'asına daha layıktır. Yolları birse ve orada da yoksa gelmesi beklenir.
    Ravi: Hz. Câbir (r.a.)

    10. Evden evvel komşu, yoldan evvel refik ve göçten evvel azık.
    Ravi: Hz. Ali (r.a.)

    11. Komşu altmış eve kadardır. Sağından solundan, arkasından ve önünden (4 taraftan)
    Ravi: H. Ebu Hureyre (r.a.)

    12. Dışarıdan mal getiren merzuktur. Muhtekir ise mel'undur.
    Ravi: Hz. Enes (r.a.)

    13. Kur'an'ı aşikare okuyan, aşikare sadaka veren gibi, gizli okuyan da gizli sadaka veren gibidir.
    Ravi: Hz. Muaz (r.a.)

    14. Tam manasiyle cefa, küfür ve nifak odur ki, namaza daveti duyar da icabet etmez.
    Ravi: Hz. Muaz İbni Enes (r.a.)

    15. İnsanda güzellik lisanıdır.
    Ravi: Hz. Ali (r.a.)

    16. Güzellik, hakkıyla doğru sözlülük, kemal ise, sıdk ile doğru amel etmektir.
    Ravi: Hz. Câbir (r.a.)

    17. Cuma, bir evvelki ile bir sonraki Cumaya kadar olan (günahlara) ve üç gün fazlasına kefarettir. Bu, Cenab-ı Hakk'ın böyle buyurması sebebiyledir: "Kim ki bir hasene ile gelir, onun için on katı vardır." Ve namazlar da aradakilere kefarettir. Yine Allah Teala buyurdu ki: "İyilikler, kötülükleri giderir.
    Ravi: Hz. Malik el Eş'ari (r.a.)

    18. Cuma, her müslümana vacibtir (farzdır). Ancak şu dört kişi müstesna, Köle, kadın, çocuk yahut hasta.
    Ravi: Hz. Tarık İbni Şahab (r.a.)

    YanıtlaSil
  182. Sayfa: 482

    1. Allah (z.c.hz.)nin rızası dahilinde tedbir gibi akıl, haramdan sakınmak gibi vera ve iyi ahlak gibi asalet yoktur.
    Ravi: Hz. Enes (r.a.)

    2. Allah'ın tayin ettiği hadlerden başka, on sopadan fazla ceza yoktur.
    Ravi: Hz. Sahabeden biri.

    3. Cehaletten şiddetli fakirlik, akıldan daha faydalı zenginlik, tefekkür gibi de ibadet yoktur.
    Ravi: Hz. Haris (r.a.)

    4. Tetebbürsüz kıraat, fıkıhsız da ibaded olmaz. Bir fıkıh meclisi altmış senelik ibadetten hayırlıdır.
    Ravi: Hz. İbni Ömer ra.

    5. Ağacındaki meyvadan dolayı ve "cumardan" (hurma göbeği) dolayı el kesilmez. (Çalıp yemekte ve on dirhemden az da el kesmek yok diye ilave var.)
    Ravi: Hz. Rafiğ ra.

    6. Amelsiz söz, niyetsiz amel ve söz olmaz. Niyetin, amelin ve sözün kıymeti de ancak sünnete uymakladır. Hz. Ali r.a(Esas olan Peygamberlerimize tabiyettir.)
    Ravi:

    7. Masiyet ve gadapta nezir yoktur. Kefareti de kefareti yemindir.
    Ravi: Hz. İmran (r.a.)

    8. Allah'a masiyet olan yerde ve malik olmadığı şeyde de nezir olmaz.
    Ravi: Hz. İmran İbni Hüseyin (r.a.)

    9. Velisiz nikah olmaz. Velisi olmayanın velisi hükümettir.
    Ravi: Hz. Âişe ra.

    10. Allah (z.c.hz.)nin mü'minlerin ezanını kabul ettiği gibi kabul ettiği bir şey yoktur. Kur'an'da da güzel sesli birinin okumasını kabul ettiği kadar kabul ettiği hiç bir şey yoktur.
    Ravi: Hz. Mekal İbni Yesar (r.a.)

    11. Sizden hiç biriniz layıkı ile iman etmiş olmaz; Beni çocuğundan, ana babasından ve bütün insanlardan fazla sevmedikçe.
    Ravi: Hz. Enes (r.a.)

    12. Erkek Ekkekle tek elbisede beraber yatamazlar. Kadın kadınla da öyle. (Bir yorgan altında da öyle hükmünü çıkarmışlar.)
    Ravi: Hz. Câbir r.a

    13. Erkek Erkekle, kadın kadınla beraber bulunamaz.(Bir örtü altında) Ve bir erkeğin diğer bir erkeğin avretine ve bir kadının da diğer kadının avretine bakması helal olmaz.
    Ravi: Hz. Zeyd İbni Eslem

    14. Üzüm kararmadıkça, tane katılaşmadıkça satılmaz.
    Ravi: Hz. Enes (r.a.)

    15. Adam din kardeşinin alış verişi üzerine alış verişe giremez ve kardeşinin talibi olduğu kadına da talib olamaz. Meğer ki izin vere. (Veya o adamın işi iyi bir neticeye varmamışsa o başka)
    Ravi: Hz. İbni Ömer.a
    ´ \ ÿ

    YanıtlaSil
  183. Sayfa: 483

    1. Bazınız, bazınızın alış verişi üzerine alış veriş yapmasın. Malı pazara girmeden karşılamayın.
    Ravi: Hz. İbni Ömer (r.anhüma)

    2. Ensara ancak münafık buğz eder. Kim Bize, yani Ehli Beyte buğz ederse, o münafığın ta kendisidir. Kim Ebu Bekir (r.a) ve Ömer (r.a)a buğz ederse o da münafıktır.
    Ravi: Hz. Ebû Said (r.a.)

    3. Allah'a ve ahiret gününe iman eden adam Ensara buğz edemez. (Bir sebeb olsa da)
    Ravi: Hz. Ebû Hüreyre (r.a.)

    4. Kul müttekilerden olamaz, beis olmayanı, beis ihtimalinden sakınarak terk etmedikçe.
    Ravi: Hz. Aliye es Sadi (r.a.)

    5. Kul imanın hakikatine erişemez; kendine istediğini halk için de istemedikçe.
    Ravi: Hz. Enes (r.a.)

    6. Kul sarih bir imana varamaz, (yalan olan) şakayı ve yalanı terk etmedikçe ve haklı da olsa cidali bırakmadıkça.
    Ravi: Hz. İbni Ömer (r.anhüma)

    7. Sizden biri yıkanacağı yerde bevl edipte gusul veya abdest almasın. Zira bütün vesveseler bundandır.
    Ravi: Hz. Abdullah İbni Mugaffel (r.a.)

    8. Biriniz akmayan durgun suya bevl edip te onunla yıkanmasın.
    Ravi: Hz. Ebû Hüreyre (r.a.)

    9. Ayrı din salikleri birbirine varis olamaz. Bir milletin diğer millete şehadeti de muteber olamaz. Ümmeti Muhammed (s.a.v)'in şehadeti müstesna. Zira onun diğerlerine şehadeti caizdir.
    Ravi: Hz. Ebû Hüreyre (r.a.)

    10. Bir cemaat toplanıp ta, bir kısmı dua eder, ötekiler de "amin" derse o duayı Allah kabul eder.
    Ravi: Hz. Habib İbni Mesleme (r.a.)

    11. Allah yolunda hasıl olup ta yutulan toz ile Cehennem dumanı bir kulun karnında ebeden toplanmaz. Hasislik ile iman da bir kulun kalbinde ebeden toplanmaz.
    Ravi: Hz. Âişe (r.anha)

    12. Dört şey bir mü'minde toplanırsa, Allah ona bu sebeble Cenneti vacib kılar; Dilde doğruluk, malda cömertlik, kalbde muhabbet, gizli ve aşikarede hayırhahlık.
    Ravi: Hz. İbni Ömer (r.anhüma)

    13. Bir müslüman bir kafiri öldürüp de, dininde müstakim olur ve Allah'a kurbiyetle say ederse, o kafirle Cehennemde birleşmezler. Bir adamın içinde fisebilillah toz ile Cehennem dumanı ve bir kalbde iman ile hased de birleşmez.
    Ravi: Hz. Ebû Hüreyre (r.a.)

    YanıtlaSil
  184. Sayfa: 484

    1. Bu ölüm durumunda, bir kulun kalbinde şu iki şey birleşirse, Allah ona ancak ümid ettiğini verir ve korktuğundan emin kılar. (Peygamber (s.a.v.) efendimiz ölüm halinde bir zatı yoklamış, "kendini nasıl buluyorsun "diye sorunca, o kimse "Allah'dan ümid ediyorum ama günahlarımdan da korkuyorum" demiş. O zama yukarıdaki hadis varid olmuştur.
    Ravi: Hz. Enes r.a

    2. Bir adama, Allah'ın hadlerinden bir haddin gayrisinde, on kamçıdan fazla vurulmaz.
    Ravi: Hz. Ebû Burde İbni Niyar (r.a.)

    3. Allah (z.c.hz.) ümmetimi ebeden dalalette cem etmez. Büyük karaltıda olun. Allah'ın kudret eli cemaat üzerindedir.
    Ravi: Hz. İbni Ömer (r.anhüma)

    4. Şu dördün muhabbeti bir münafığın kalbinde toplanmaz; Ebu Bekir (r.a) Ömer (r.a) Osman (r.a) ve Ali (r.a)
    Ravi: Hz. Enes (r.a.)

    5. Ensarı mü'minden başkası sevemez ve münafıktan başkası da onlara buğz edemez. Kim Ensarı severse Allah da onu sever. Kim Ersara buğz ederse Allah da ona buğz ede.
    Ravi: Hz. Bera (r.a.)

    6. Şabanın yarı gecesinde (Berat gecesinde "La ilahe illallah" kavlini Allahdan hiç bir şey men etmez. Ancak içkici bir kimsenin veya gözünü dünyaya dikmiş olanın ağzından çıkan müstesna.
    Ravi: Hz. İbni Mes'ud (r.anhüma)

    7. Beyliğe haris olup ta adalet yapan yoktur.
    Ravi: Hz. Ebû Mûsa (r.a.)

    8. Bir halife için beytülmalden iki kaptan fazlasına malik olması helal olmaz. Bir kap kendisinin ve ehlinin yediği kaptır. Bir kap ta misafirlerinin önüne koyduğudur.
    Ravi: Hz. Ali (r.a.)

    9. Müslümanlara müşriklerin ganimetlerinden hiçbiri helal olmaz. Az olsun çok olsun, iplik olsun iğne olsun, ne alana ne verene. Ancak hakkı ile olan hariç.
    Ravi: Hz. Sevban (r.a.)

    10. "La ilahe illallah Muhammedür Resulallah" a şehaded eden bir müslümanın kanı, ancak şu üç halden biri sebebi ile helal olabilir: Zinakar dul (veya evli). Cana karşı can ve dinini terk etme, cemaatten ayrılma.
    Ravi: Hz. İbni Mes'ud (r.anhüma)

    11. Ehli kıbleden hiç bir kimsenin kanı helal olmaz, şunlar hariç; Öldürüp karşılığında öldürülen, zinakar dul ve cemaatten ayrılan kimse.
    Ravi: Hz. Âişe (r.anha)

    YanıtlaSil
  185. Sayfa: 485

    1. Köpek parası, kahin parası ve cariyenin gayri meşru münasebetinin parası helal olmaz.
    Ravi: Hz. Ebû Hüreyre (r.a.)

    2. Alış verişle karz (ödünç) bir araya gelmez. Bir ahidde iki şart olmaz. Tazmin edilmeyen şeyin kazancı helal olmaz ve elde olmayan malın satışı helal olmaz.
    Ravi: Hz. Amr İbni Şuayb (r.a.)

    3. İki adamın arasına izinsiz oturmak caiz olmaz.
    Ravi: Hz. Amr İbni Şuayb (r.a.)

    4. Bir müslüman adama, kardeşini üç günden fazla terk etmesi helal olmaz. Görüşmek hususunda önden davranan Cennete önce girer.
    Ravi: Hz. Ebû Hureyre ra

    5. Kul hakikat-I imanı hak etmez. Allah için gazab etmedikçe ve Allah için razı olmadıkça. Bunu yaptığı zaman ise imanın hakikatına muhakkak müstehak olur. "Benim dostlarım, evliyam onlardır ki, Benim zikrolunuşumla zikrolunur ve onların zikrolunuşu ile de Ben zikrolunurum."
    Ravi: Hz. Amr İbni Hamid (r.a.)

    6. Allah'a ve kıyamet gününe iman eden bir kadın için bir gün, bir gecelik yolu yalnız gitmesi helal olmaz. Mahremi ile beraber olmak hariç.
    Ravi: Hz. Ebû Hüreyre (r.a.)

    7. Allah'a ve ahiret gününe iman eden bir kadın için, üç günlük ve daha fazla bir yolu sefere çıkması helal olmaz. Ancak yanında babası veya oğlu veya kocası veya erkek kardeşi veya bir mahremi olması hariç.
    Ravi: Hz. Ebû Said (r.a.)

    8. Bir kadın için kocası evde iken onun izni olmadan nafile oruç tutmak ve evine izinsiz adam almak helal olmaz. Kocasının emri olmadan infak ettiği şeyin yarı sevabı kocasına verilir.
    Ravi: Hz. Ebû Hüreyre (r.a.)

    9. Bir müslümana, canının çıkmasından hoş bir şey olmadıkça (canından bezmedikçe) deccal çıkmaz.
    Ravi: Hz. İbni Mes'ud (r.anhüma)

    10. Bir adam Medine'den yüz çevirerek çıkarsa, Allah (z.c.hz.) Medine için ondan hayırlısını nasip eder. Halbuki bilselerdi Medine onlar için daha hayırlıydı.
    Ravi: Hz. Ebû Hüreyre (r.a.)

    11. Deccal insanlarca kendinden bahsedilmekten zuhul edilmedikçe (unutulmadıkça) ve imamlar da minberlerde ondan bahsetmeyi terk etmedikçe çıkmaz.
    Ravi: Hz. Saab İbni Cessame (r.a.)

    12. Bir adam sadakadan bir şeyi yetmiş şeytanın dişinden kurtarmadan veremez.
    Ravi: Hz. Büreyde (r.a.)

    13. Cennete, hilebaz, hasis, adi adam, iyiliği başa kakan, hain ve kölesini fena kullanan kimse giremez. Cennetin kapısını çalacak olanların ilki erkek ve kadın kölelerdir. Öyle ise Allah'dan korkun, sizinle Allah arasında olan ve sizinle köleleriniz arasında olan umuru hususunuz-u güzel tutun.
    Ravi: Hz. Ebû Bekir (r.a.)

    YanıtlaSil


  186. YAHYÂ

    (يحيى)

    Kur’an’da adı geçen, İsrâiloğulları’na gönderilen bir peygamber.

    Hıristiyanlık’ta Vaftizci Yahyâ (John the Baptist, Jean-Baptist) ismiyle bilinir. İslâmî kaynaklardaki adıyla Yahyâ, Zekeriyyâ’nın oğlu olup annesi Hz. Meryem’in teyzesidir. Yahyâ isminin Batı dillerindeki karşılığı olan Jean’ın (John) aslı “Yehova lutfetti” anlamına gelen İbrânîce Yôhânân’dır; bu isim Grekçe’ye Ioannes, Latince’ye Joannes şeklinde geçmiştir (DB, III/2, s. 1153, 1591). İslâm kaynaklarına göre yahyâ kelimesi “yaşamak” anlamındaki hayât kökünden türemiştir. Bu isim Yahyâ’nın faziletli yaşayışı, annesinin kısırlığını giderip doğurganlığını canlandırması, kalbinin iman ve ihlâsla canlılık kazanması, Allah’ın onu itaatle diri tutması, şehidlerin hep diri kalması ve onun şehid olması sebebiyle “o yaşayacak” anlamında kendisine Allah tarafından verilmiştir (Sa‘lebî, s. 374; Jeffery, s. 290). Bir başka yoruma göre Allah, Zekeriyyâ’nın ve eşinin yaşlılıklarında doğan bu çocuğa yaşayacağı konusunda kalplerini mutmain etmek için bu adı koymuştur (Fîrûzâbâdî, VI, 94).

    Yahyâ’nın ve onun takipçilerinin yaşayışı ve öğretisiyle ilgili olarak İncil ve Kur’an’daki bilgiler dışında geriye herhangi bir yazılı kaynak kalmamıştır. Bu sebeple Yahyâ’ya dair bilgiler -onunla ilgili tarihsel bilgiler değiştirilerek- onu Îsâ’nın müjdecisi ve sahip bulunduğu tanrısal niteliği ilk farkeden kişi konumuna koyan (Elliott, s. 18), kanonik olan ve olmayan İnciller’e (Markos, Matta, Luka, Yuhanna ve Tomas [Thomas]) ve Kur’ân-ı Kerîm’e dayanmaktadır. Bunun dışında Josephus’un Jewish Antiquities adlı eseriyle Sâbiî kutsal yazılarından Ginza’da ve Yahyâ’nın Kitabı’n-da da ona dair bazı bilgiler yer almaktadır. Bu bilgilerden Yahyâ’nın öğretisinin en önemli noktasını hangi ilkelerin teşkil ettiğini öğrenmek mümkündür.

    YanıtlaSil

  187. Herod Antipas’ın Galile ve Perea, Pontus Pilatus’un Yahuda ve Sâmiriye bölgelerini yönettiği, Kefas’ın Kudüs’te başkâhinlik yaptığı dönemde “vaftizci” sıfatıyla tanınan Yahyâ adlı bir kişi halkın dikkatini çeker. Babasının adı Zekeriyyâ, annesinin adı Elizabet (İbrânîce’de Elişeba, İslâmî kaynaklarda Îşâ/İşbâ) olan bu kişi, Ürdün’ün kırsal kesiminde ve güneyde Ölüdeniz sınırındaki bölgede kendisine Allah tarafından peygamberlik verildiğini ileri sürer. Yahudilik’te kendilerini mâbed hizmetine adayan din adamı sınıfına (kohen/kâhin) mensup bir aile içinde dünyaya gelen Yahyâ, mâbed hizmetini üstlenmek yerine mensup bulunduğu sınıfı terkederek zühd hayatı sürmek için Ürdün nehrinin çevrelediği çöle çekilir. Kaynaklarda Yahyâ’nın çekirge ve yaban balı yiyerek hayatını sürdürdüğü, deve tüyünden elbise giydiği ve belinde deri kemer taşıdığı rivayet edilir (Markos, 1/6; Matta, 3/4). Yahyâ’nın bu giyim tarzıyla, Ahd-i Atîk’in Zekarya kitabında (13/4) ifade edilen geleneksel peygamber giyimini benimseyerek peygamberliğini şeklen de halka göstermek istediği belirtilir. Onun bu giyimi II. Krallar’da yer aldığı üzere (1/8) İlyâ’nın giyim biçimine daha çok benzemektedir. Nitekim o dönemde bazı kişiler Yahyâ’nın geri dönen İlyâ olduğunu iddia etmişlerdir. Luka İncili’nde anlatılan doğumu ve Markos ile Matta İncilleri’nde anlatılan ölümü dışında Yahyâ’nın hayat hikâyesini İncil rivayetlerine dayanarak ortaya koymak mümkün değildir. Meselâ Yahyâ gerçekten Îsâ’yı vaftiz etmiş midir? Bu soruya Matta ve Markos’ta verilen cevap olumlu iken Luka’da olumsuzdur. Yuhanna İncili’nde Yahyâ ile Îsâ’nın aynı zaman diliminde peygamberlik yaptıkları kaydedilirken Markos, Matta ve Luka İncilleri’nde Îsâ’nın, Yahyâ’nın yakalanıp hapsedilmesinden sonra tebliğ faaliyetine başladığı ifade edilmektedir.

    YanıtlaSil

  188. Yahyâ’nın mensup olduğu yahudi toplumu bazı gruplara ayrılmıştı ve gruplardan üçü diğerlerine göre daha çok belirgindi. Bunlar Kudüs’teki kutsal mâbedin yönetimini, yahudi ekonomisini elinde tutan ve yahudi seçkinlerinden meydana gelen Sadûkīler, yahudi şeriatına sıkı sıkıya bağlı olan ve hem Tevrat’ı hem onun yorumu niteliğindeki sözlü yahudi geleneğini öğreterek aynı zamanda günlük yaşamlarına uygulamaya çalışan, orta sınıfı teşkil eden Ferîsîler ve Roma’nın Filistin bölgesini işgali sırasında manastır hayatı sürmek için Ölüdeniz bölgesine çekilen münzevilerin oluşturduğu Essenîler’dir. Yahyâ’nın, içinde yer aldığı grup kaynaklarda zikredilmese de onun yaşam ve giyim tarzıyla Essenîler’e benzediği, hatta başlangıçta bir Essenî olduğu ileri sürülmektedir. 1947’de Ölüdeniz/Kumran vadisinde bulunan ve Ölüdeniz/Kumran metinleri diye bilinen yazmaların çözülmesinden sonra bazı araştırmacılar, Yahyâ’nın Essenî olabileceğini daha yüksek bir ihtimal olarak dile getirmeye başlamışlardır. Yahyâ’nın Ölüdeniz bölgesinin yakınlarında tebliğ faaliyetinde bulunduğu, Essenîler gibi kıyamet gününün çok yaklaştığına inandığı ve İşaya’da ifade edildiği gibi (40/3) çölde Tanrı’nın iradesini hâkim kılacak bir düzeni tesis etme yolunu aradığı âşikârdır. Fakat Yahyâ ile Essenîler arasında kıyamet günü konusunda insanları uyarma, onları tövbe etmeye çağırma, suya dalıp çıkma şeklinde vaftiz uygulamasına yer verme, Yahudilik’teki din adamı sınıfını ve diğer yahudi otoritelerini kınama, insanları sade bir hayat yaşamaya teşvik etme gibi hususlarda benzerlikler bulunmasına rağmen aralarında ciddi farklılıklar da vardır. Meselâ Essenîler’in aksine Yahyâ, öğretisini dinleyip vaftiz olmak için yanına gelenlerden yerleşik bir cemaat tesis etmemişti. Ayrıca Essenîler gibi ayrılıkçı değil kapsayıcı ve bütün yahudi toplumuna hitap eden bir kişilikti. Bir diğer önemli fark da Essenîler gibi günlük veya haftalık vaftiz yerine insanları hayatta sadece bir defa vaftize çağırmış olmasıdır. Zira Yahyâ’nın vaftizi fiziksel temizlikten çok ebedî kurtuluşun kendisine bağlandığı, günahların affının sembolik bir göstergesiydi. Yine Yahyâ, Essenîler gibi beyaz elbise giymiyor, deve tüyünden entariyi tercih ediyordu.

    YanıtlaSil

  189. Hıristiyan anlayışında Îsâ’nın teyzesinin oğlu ve vaftizcisi olan, onun geleceğini müjdeleyen ve milâttan sonra 27 yılında tebliğe başlayan Yahyâ’nın öğretisi insanların günahlarından tövbe ederek kıyamet gününe, Tanrı’nın krallığına hazır hale gelmeye ve Ürdün nehrinde vaftiz olmaya çağırılması şeklinde özetlenebilir. Yahyâ, yanına gelen kişileri bizzat kendisi Ürdün nehrinde vaftiz ediyordu. Vaftiz uygulamasının bir akarsuda suya dalıp çıkma şeklinde olduğu düşünüldüğünde aslında Yahyâ’nın da bir yahudi peygamberi sıfatıyla Yahudilik’te mevcut bir uygulamayı devam ettirdiği söylenebilir. Ancak o vaftize sembolik bir anlam yüklemiştir. Buna göre vaftiz kişileri her türlü mânevî kirden arındırır ve Tanrı’nın affına vesile teşkil eder. Bu anlamıyla Yahyâ’nın vaftizi, Kudüs’teki mâbed yapılanmasına ve bu yapılanmayı ellerinde tutan aristokrat yahudi sınıfına bir meydan okuma niteliği taşıdığından kendisi, hem aristokrat yahudilerin hem de bunların iş birliği yaptığı Roma idarecilerinin ciddi tepkisini çekmişti.

    YanıtlaSil

  190. İbrâhim peygamberin soyundan gelmenin (İsrâilî olmanın) kişiyi kurtuluşa ulaştırdığı şeklindeki yahudi iddiasını şiddetle reddeden Yahyâ, her yahudi bireyin öncelikle ferdî olarak tövbe edip Ürdün nehrinde vaftiz olması gerektiğini vurgulamıştır. Böylece Yahudilik’teki “seçilmişlik/seçkin millet” anlayışına karşı çıkmış, Tanrı katında hiçbir kişinin veya milletin doğrudan kurtuluşu hak etmediğini, kurtuluşun ancak Tanrı’nın iradesine uygun bir yaşam sürmekle elde edilebileceğini söylemiştir. Bir ahlâk muallimi diye nitelenen Yahyâ’nın Luka İncili’nde belirtildiği üzere kendisine soru soranlara verdiği cevaplar da onun öğretisini özetlemektedir. Halk Yahyâ’ya, “Biz ne yapalım?” diye sormuş, Yahyâ da, “İki gömleği olan birini gömleği olmayana versin; yiyeceği olan da bunu hiç yiyeceği olmayanla paylaşsın” cevabını vermiştir. Bazı vergi memurları vaftiz olmaya gelerek Yahyâ’ya, “Muallim, ya biz ne yapalım?” diye sorunca onların sorularını da, “Size emredilenden daha çok vergi almayın” şeklinde cevaplandırmıştır. Askerler de, “Peki biz ne yapalım?” diye sormuş, o da şöyle cevap vermiştir: “Kaba kuvvetle ya da haksız suçlamalarla kimseden para almayın, ücretinizle yetinin” (Luka, 3/10-14). Tövbe ve vaftiz uygulamasıyla Yahyâ, sıradan halk ile vergi toplayıcılarını ve fahişeler gibi toplumda günahkâr kabul edilenleri yahudi şeriatını titizlikle yerine getirme şartı aramadan Tanrı’nın iradesine uygun bir hayat sürmeye yöneltmiş (Matta, 21/32), böylece Îsâ Mesîh’in övgüsünü kazanmıştır. Yahyâ’nın bir diğer önemli görevi de kendisinden sonra gelecek peygamberi müjdelemektir ve bunu, “Benden sonra benden daha güçlü olan geliyor ...” şeklinde ifade etmiştir (Markos, 1/7; Luka, 3/16; Matta, 3/11). Yine Yahyâ, “Ben su ile vaftiz ediyorum, o sizi kutsal ruhla vaftiz edecek” demiştir (Markos, 1/8).

    YanıtlaSil


  191. Yahyâ’nın öğretisi, aslında yahudi kutsal metinlerinde yer alan geçmiş İsrâil peygamberlerine ait öğretinin bir tekrarı ve devamı mahiyetindedir. Onun diğer İsrâil peygamberlerinden farkı yaklaşan kıyamet gününe vurgu yapması, insanları o güne hazırlıklı olmaya davet etmesi, bundan dolayı da genelde “apokaliptik bir elçi-vâiz” diye nitelendirilmesidir. Esasen Yahyâ ile Îsâ’nın öğretileri birbirine benzemektedir. İkisi arasındaki fark Yahyâ’nın zâhidane bir hayatı tercih etmesine karşılık Îsâ’nın köy köy dolaşıp tebliğ faaliyetinde bulunmasıdır (Matta, 11/18-19). Kaynaklarda, Yahyâ’nın öğretisinin başarısı ve toplumda bu öğretiyi benimseyen kişilerin sayısıyla ilgili olumlu bilgiler yer almaz. Bunun muhtemel sebebi, Yahyâ hakkında bilgi veren hıristiyan kaynaklarında onun Îsâ Mesîh’in gelişinin hazırlayıcısı olarak görülmesi ve bundan dolayı öğretisinin Îsâ’dan bağımsız bir değer taşımadığının vurgulanmak istenmesidir. Bu durumda hıristiyan kutsal kitaplarında yer alan Yahyâ’ya dair bilgilerin değiştirildiği söylenebilir. Eğer iddia edildiği gibi Yahyâ’nın tebliğinin toplumda etkili olmadığı kabul edilirse o takdirde bölge yöneticisi Herod’un onu neden idam ettirdiği sorusu akla gelir. Aslında Yahyâ’nın tebliği neticesinde etrafında bir kalabalığın toplanmaya başlaması dönemin idarecilerini rahatsız etmiş olmalıdır. Nitekim Galile ve Perea bölgesinin yöneticisi Herod Antipas’ın, Yahyâ’nın bu tebliğinden rahatsızlık duyması yanında Nabat Kralı IV. Aretas’ın kızı olan hanımını boşayarak yahudi hukukuna göre meşrû sayılmayan, kardeşinin hanımı Herodias ile evlenmesinin Yahyâ tarafından eleştirilmesi onun öfkesini iyice arttırmış, Yahyâ’yı tutuklatıp hapse attırmış, daha sonra da başını kestirmek suretiyle idam ettirmiştir.

    Kur’ân-ı Kerîm’de Yahyâ’nın tarihsel kimliğinden ziyade onun dünyaya gelişi ve şahsiyeti üzerinde durulmaktadır. Âl-i İmrân ve Meryem sûrelerinde, Zekeriyyâ’nın Allah’tan kendisinden sonra mâbede hizmet edecek bir yardımcı vermesini istemesi üzerine kendisinin çok yaşlı, hanımının da kısır olmasına rağmen meleklerin ona adı Yahyâ olacak bir oğul müjdelediği ve bu ismin daha önce hiç kimseye verilmediği bildirilmekte, Yahyâ doğup



    Not: Sayfa başlangıcındaki maddenin pdf'sini gösterir

    YanıtlaSil
  192. 
    cilt: 43; sayfa: 234
    [YAHYÂ - Mahmut Aydın]

    büyüdüğünde kendisine, “İlâhî tebliğe sımsıkı sarıl” diye öğüt verilerek peygamber olarak görevlendirildiği ifade edilmektedir. Kur’an’da ayrıca Yahyâ’ya daha küçük bir çocukken hikmet, kalp yumuşaklığı ve safiyet ihsan edildiği, onun Allah’tan sakınan, annesine ve babasına karşı iyi davranan bir kişi olduğu belirtilmektedir (Âl-i İmrân 3/38-41; Meryem 19/2-15). Hadislerde ise Resûlullah’ın mi‘rac esnasında Yahyâ ile ikinci kat semada karşılaştığı (Buhârî, “Bedǿü’l-ħalķ”, 6, “Enbiyâǿ”, 43, “Menâķıbü’l-enśâr”, 42; Müslim, “Îmân”, 259, 264; Müsned, II, 148; IV, 207), Allah’ın Yahyâ’ya kendisine şirk koşmamak, namaz kılmak, oruç tutmak, sadaka vermek ve Allah’ı zikretmekten ibaret beş şey emrettiği (Tirmizî, “Edeb”, 78; Müsned, IV, 130, 202), Yahyâ’dan başka herkesin hata işlediği veya hataya çok yaklaştığı (Müsned, I, 292, 295, 301) bildirilmektedir. Ayrıca İslâmî kaynaklarda Kâ‘b el-Ahbâr’dan naklen Yahyâ’nın güzel yüzlü ve yumuşak huylu bir kişi olduğu aktarılır (Fîrûzâbâdî, VI, 95). Bazı kaynaklara göre, İsrâ sûresinde İsrâiloğulları’nın yeryüzünde çıkaracakları bildirilen (17/4) iki karışıklıktan ikincisi onların Yahyâ’yı öldürmeleri ve Îsâ’yı öldürmeye karar vermeleridir. Ahd-i Cedîd’de kandile benzetilen Yahyâ’nın (Yuhanna, 5/35) kol ve kafa tası kemiklerinin Topkapı Sarayı Müzesi Mukaddes Emanetler Dairesi’nde bulunduğu ileri sürülmektedir (bk. MUKADDES EMANETLER).

    YanıtlaSil


  193. BİBLİYOGRAFYA:

    Müsned, I, 292, 295, 301; II, 148; IV, 130, 202, 207; Makdisî, el-Bedǿ ve’t-târîħ, III, 116-121; Sa‘lebî, ǾArâǿisü’l-mecâlis, Kahire 1374/1954, s. 374-380; İbn Hazm, el-Faśl (Umeyre), II, 67-68; III, 164, 210, 220; IV, 22, 43; Mahbûb b. Ahmed el-Cevâlîkī, el-MuǾarreb (nşr. F. Abdürrahîm), Dımaşk 1410/1990, s. 103; Fîrûzâbâdî, Beśâǿiru źevi’t-temyîz (nşr. Abdülalîm et-Tahâvî), Beyrut, ts. (el-Mektebetü’l-ilmiyye), VI, 94-95; “Jean”, DB, III/2, s. 1153; “Johanan”, a.e., III/2, s. 1591; A. Jeffery, The Foreign Vocabulary of the Qur’ān, Baroda 1938, s. 290-291; Ch. H. H. Scobie, John the Baptist, Philadelphia 1964; W. Wink, John the Baptist in the Gospel Tradition, Cambridge 1968; a.mlf., “John the Baptist”, ER, VIII, 112-114; J. K. Elliott, Questioning Christian Origins, London 1982; M. J. Borg, Jesus, A New Vision: Spirit, Culture and the Life of Discipleship, San Francisco 1987; G. D. Newby, The Making of the Last Prophet: A Reconstraction of the Earliest Biography of Muhammad, Columbia 1989, s. 201-204; W. B. Tatum, John the Baptist and Jesus, Sonoma 1994; M. Asım Köksal, Peygamberler Tarihi, Ankara 2004, II, 291-299; O. Betz, “Was John the Baptist an Essene?”, Bible Review (Washington 1990), s. 18-25; “Yahyâ”, İA, XIII, 342-343; A. Rippin, “Yaĥyā b. Zakariyyāǿ”, EI² (İng.), XI, 249.

    YanıtlaSil
  194. 42: ILIM BÖLÜMLERI
    BÖLÜM: 1
    Ø ALLAH HAYIR DILEDIĞI KIMSEYI DINDE BILGILI KILAR
    2645- İbn Abbâs (r.a.)’den rivâyete göre, Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurdu: “Allah kime hayır dilerse dini konularda onu bilgili ve anlayışlı kılar.” (Dârimî, Mukaddime: 16)
    ž Tirmizî: Bu konuda Ömer, Ebû Hüreyre ve Muaviye’den de hadis rivâyet edilmiştir.
    Bu hadis hasen sahihtir.
    BÖLÜM: 2
    Ø ILIM ÖĞRENMENIN DEĞERI VE KIYMETI
    2646- Ebû Hüreyre (r.a.)’den rivâyete göre, Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurdu: “Her kim din ilmini tahsil için yola koyulur ve her sebebe başvurursa Allah Cennete varan yolu onun için kolaylaştırır.” (Müslim, Zikir: 17; Ebû Dâvûd, Salat: 27)
    ž Tirmizî: Bu hadis hasendir.
    2647- Enes b. Mâlik (r.a.)’den rivâyete göre, Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur: “Her kim dini ilimleri tahsil için yola koyulursa dönünceye kadar Allah yolunda cihâdda cihâd etmiş gibidir.” (Tirmizî rivâyet etmiştir.)
    ž Tirmizî: Bu hadis hasen garibtir. Bazıları bu hadisi merfu olmaksızın rivâyet etmişlerdir.
    2648- Sahbere (r.a.)’den rivâyete göre, Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur: “Her kim dini ilim tahsili için yola koyulur ve tüm sebeplere sarılarak ilim öğrenirse bu yaptığı iş geçmiş günahlarına keffâret olur.” (Dârimî, Mukaddime: 6)
    ž Tirmizî: Bu hadisin isnadı zayıftır. Hadisin râvîlerinden Ebû Dâvûd zayıf görülmüştür. Abdullah b. Sahbere ve babasından da hadis konusunda fazla bir rivâyeti bilinmiyor. Ebû Dâvûd’un ismi Nüfey’ olup A’madır. İlim adamlarından pek çok kişi ve Katâde kendisiyle konuşmuştur.
    BÖLÜM: 3
    Ø ILMI SAKLAMAMAK GEREKIR
    2649- Ebû Hüreyre (r.a.)’den rivâyete göre, Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur: “Her kime öğrendiği dini ilim sorulursa o da çeşitli sebeblerden dolayı o bilgisini gizlerse kıyamet günü o kimseye ateşten bir gem vurulacaktır.” (İbn Mâce, Mukaddime: 24; Ebû Dâvûd: İlim: 17)
    ž Bu konuda Câbir ve Abdullah b. Amr’dan da hadis rivâyet edilmiştir.
    Tirmizî: Ebû Hüreyre hadisi hasendir.

    YanıtlaSil

  195. BÖLÜM: 4
    Ø ILIM TAHSILI YAPMAK ISTEYENLERE IYI MUAMELE ETMEK GEREKIR
    2650- Ebû Harun el Abdî (r.a.)’den rivâyete göre, şöyle demiştir: Ebû Saîd’den bazı şeyler öğrenebilmek için onun yanına gelirdik; o da bize şöyle derdi: Rasûlullah (s.a.v.)’in tavsiyesi üzere hoş geldiniz, çünkü; Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur: “İnsanlar, siz ashabımın bilgi sahibi âlim kimselerine uyacaklardır. Size yeryüzünün değişik bölgelerinden din öğrenmek için Müslümanlar geleceklerdir. Onlar size geldiklerinde onlara iyi ve hayırlı tavsiyelerde bulununuz.” (İbn Mâce, Mukaddime: 17)
    ž Tirmizî: Ali, Yahya b. Saîd’in şöyle dediğini belirtti: Şu’be Ebû Harun el Abdî’yi hadis konusunda zayıf kabul ederdi. Yahya b. Saîd diyor ki: İbn Avn, Ebû Harun el Abdî’den ölünceye kadar hadis rivâyet etmiştir. Ebû Harun’un ismi Imara b. Cüveyn’dir.
    2651- Ebû Saîd el Hudrî (r.a.)’den rivâyete göre, Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurdu: “Doğu bölgesinden ilim öğrenmek için size Müslümanlar geleceklerdir. Onlar size geldiklerinde: Onlara iyi tavsiyelerde bulununuz. Ebû Harun el Abdî dedi ki: Ebû Saîd bizi gördüğü zaman Rasûlullah (s.a.v.)’in tavsiyesi gereğince hoş geldiniz dedi.” (İbn Mâce, Mukaddime: 22; Dârimî, Mukaddime: 26)
    ž Tirmizî: Bu hadisi sadece Ebû Harun’un, Ebû Saîd’den rivâyetiyle bilmekteyiz.
    BÖLÜM: 5
    Ø ILIM KALKACAK VE YOK DENECEK HALE GELECEK Mİ?
    2652- Abdullah b. Amr b. As (r.a.)’den rivâyete göre, Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurdu: “Allah ilmi insanların kafalarından söküp çıkaracak kaldıracak değildir. Fakat ilmi, ilim adamlarını ortadan kaldırmak suretiyle kaldıracaktır. Sonuda hiç âlim kalmayacak ve insanlar cahil bilgisiz kimseleri kendilerine önder lider ve kurtarıcı seçecekler ve onlara dini ve ilmi meseleler soracaklar onlar da cahilce fetva vererek hem kendileri sapıtmış hem de başkalarını saptırmış olacaklardır.” (Müslim, İlim: 5; İbn Mâce, Mukaddime: 1)
    ž Bu konuda Âişe ve Ziyâd b. Lebid’den de hadis rivâyet edilmiştir.
    Tirmizî: Bu hadis hasen sahihtir. Aynı hadisi Zührî, Urve’den, Abdullah b. Amr’dan ve Âişe’den benzeri şekilde rivâyet etmişlerdir.
    2653- Ebû’d Derdâ (r.a.)’den rivâyete göre, şöyle demiştir: Rasûlullah (s.a.v.) ile birlikte bulunuyorduk gözleri semaya dikti ve şöyle buyurdu: “İlim insanlardan aşırılıp kaybolacağı zaman ilim adına hiçbir şeye güçleri yetmeyecektir.” Bunun üzerine Ziyâd b. Lebîd el Ensarî dedi ki: Kur’ân-ı devamlı okuduğumuz halde ilim bizden nasıl aşırılıp yok edilecektir? “Allah’a yemin ederim ki Kur’ân-ı mutlaka okuyacağız kadınlarımıza ve çocuklarımıza da okutacağız.” Bunun üzerine Rasûlullah (s.a.v.) buyurdu ki: Ey Ziyâd annen senin hasretinle yansın, Ben de seni Medîne halkının hukukçularından saymakta idim. İşte Tevrat ve İncil Yahudî ve Hıristiyanların elindedir. Onlara ne faydası oluyor Cübeyr diyor ki: Sonra Ubâde b. Sâmit’le karşılaştım ve kardeşin Ebû’d Derdâ nelerden bahsediyor işitmedin mi? Ebû’d Derdâ’nın söylediklerini kendisine haber verdim Ubâde b. Sâmit şu cevabı verdi: Ebû’d Derdâ doğru söylemiştir. İstersen insanlardan kaldırılacak ilk ilmi sana haber vereyim mi? “Huşu`” dur. Belki de büyük bir mescide gireceksin ve orada huşu’ içerisinde bir adam bulup göremeyeceksin.” (Müslim, İlim: 5; İbn Mâce, Mukaddime: 1)
    ž Tirmizî: Bu hadis hasen garibtir.Muaviye b. Salih hadisçiler yanında güvenilen biridir. Yahya b. Saîd el Kattan’dan başka onun hakkında söz edeni bilmiyoruz. Muaviye b. Salih’den de bu hadisin bir benzerini rivâyet edilmiştir. Bazıları da bu hadisi Abdurrahman b. Cübeyr b. Nüfeyr’den babasından, Avf b. Mâlik’den rivâyet etmişlerdir.

    YanıtlaSil
  196. BÖLÜM: 6
    Ø ILMI ŞÖHRET VE MAKAM IÇIN KULLANAN CEHENLEMLIKTIR
    2654- Ka’b b. Mâlik (r.a.)’ın babasından rivâyete göre, şöyle demiştir: Rasûlullah (s.a.v.)’den şöyle buyurduğunu işittim: “Âlimlerle tartışıp boy ölçüşmek veya avam, ayaktakımı kimselerle mücadele etmek veya halkın dikkatini kendine çekmek için ilim tahsil eden kişiyi Allah Cehennemine atacaktır.” (Dârimî, Mukaddime: 34)
    ž Tirmizî: Bu hadis garib olup sadece bu şekliyle bilmekteyiz. İshâk b. Yahya b. Talha hadisçiler yanında sağlam bilinen kimselerden değildir. Hafızası yönünden hakkında söz edilmiştir.
    2655- İbn Ömer (r.a.)’den rivâyete göre, Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurdu: “İlmi; Allah rızasından başka gayelerle öğrenen veya ilimle Allah rızasından başka şeyleri isteyen kişi Cehennem’deki yerine hemen hazırlansın.” (Ebû davud, İlim: 4)
    ž Bu konuda Câbir’den de hadis rivâyet edilmiştir.
    Tirmizî: Bu hadis hasen garibtir. Bu hadisi sadece bu şekliyle Eyyûb’un rivâyeti olarak bilmekteyiz.
    BÖLÜM: 7
    Ø ILMI BAŞKALARINA DUYURUP AKTARMAK GEREKIR
    2656- Ebân b. Osman’dan rivâyet edildiğine göre, şöyle demiştir: “Zeyd b. Sabit günün ortasında Mervan’ın yanından çıktı bu saatte onu kendisine bir şey sormak için çağırmıştır dedik, kalkıp kendisine sorduk evet dedi. Rasûlullah (s.a.v.)’den işittiğim şeylerden sordu. Ben de Rasûlullah (s.a.v.)’den şöyle buyurduğunu işittim: “Bizden bir hadis işiten ve onu hafızasında tutarak başkasına aktaran kişinin Allah yüzünü ak etsin. Nice illim yüklenen kişiler vardır ki bazen onu kendisinden daha anlayışlı birisine aktarabilir. Çoğu zaman da ilim yüklenen kimse kendisi dirayetli olmaz.” (İbn Mâce, Mukaddime: 1)
    ž Bu konuda Abdullah b. Mes’ûd, Muâz b. Cebel, Cübeyr b. Mut’ım, Ebû’d Derdâ ve Enes’den de hadis rivâyet edilmiştir.
    Tirmizî: Zeyd b. Sabit hadisi hasendir.
    2657- Abdullah b. Mes’ûd (r.a.)’den rivâyete göre, şöyle demiştir: Rasûlullah (s.a.v.)’den işittim şöyle diyordu: “Allah bizden herhangi bir şeyi işiten ve işittiği gibi de tebliğ edip başkalarına aktaran kişinin yüzünü Allah ak etsin. Çünkü tebliğ edilen kişi benden işiterek tebliğ edenden daha anlayışlı ve kavrayışlı olabilir.” (İbn Mâce, Mukaddime: 1)
    ž Bu hadis hasen sahihtir. Abdulmelik b. Umeyr bu hadisi Abdurrahman b. Abdullah’tan rivâyet etmiştir.

    YanıtlaSil
  197. 2658- Abdullah b. Mes’ûd (r.a.)’den rivâyete göre, Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur: “Benden bir söz işitip onu belleyip başkalarına aktaranın Allah yüzünü ak etsin. Nice bilgili kimseler vardır ki, o bilgisini kendisinden daha bilgili birisine nakleder. Şu üç gurup insan hiç aldanmaz kalbi saf sağlam ve hak üzeredir. Yaptığı her şeyi ihlas ve samimyetle yapan kişi Müslümanların önder ve liderlerine nasihat eden kimse; cemaatin gerekliliğine inanan kişi ki bu üç şeyin hepsi davet kapsamındadır.” (İbn Mâce, Mukaddime: 18)
    BÖLÜM: 8
    Ø HADIS DIYE YALAN SÖYLEYEN KIMSELER CEHENNEMLIKTIR
    2659- Abdullah b. Mes’ûd (r.a.)’den rivâyete göre, Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur: “Kim bilerek bana ait imiş gibi bir sözü söylerse Cehennem’deki oturacağı yere hemen hazırlansın.” (Buhârî, İlim: 27; İbn Mâce, Mukaddime: 17)
    2660- Ali b. ebî Tâlib (r.a.)’den rivâyete göre, Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur: “Bana ait imiş gibi, bir sözde yalan söylemeyin kim benden olmayan bir şeyi bendenmiş gibi yalan olarak söylerse Cehenneme girer.” (Buhârî, İlim: 27; İbn Mâce, Mukaddime: 17)
    ž Bu konuda Ebû Bekir, Ömer Osman, Zübeyr, Saîd b. Zeyd, Abdullah b. Amr, Enes, Câbir, İbn Abbâs, Ebû Saîd, Amr b. Abese, Ukbe b. Âmir, Muaviye, Büreyde, Ebû Musa el Gafıkî, Ebû Umâme, Abdullah b. Amr, el Mukanna’ ve Evs es Sekafî’den de hadis rivâyet edilmiştir.
    Tirmizî: Ali hadisi hasen sahihtir.
    Abdurrahman b. Mehdî diyor ki: Mansur b. Mu’temir; Küfelilerin en sağlam kişilerindendir. Vekî’ise şöyle diyor: Rıb’î b. Hıraş İslam konusunda hiçbir yalan söylememiştir.
    2661- Enes b. Mâlik (r.a.)’den rivâyete göre, Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur: “Kim benden olmadığı halde bana ait imiş gibi yalan söylerse –zannedersem kasıtlı olarak dedi- Cehennem’deki evine hemen hazırlansın.” (Buhârî, İlim: 27; İbn Mâce, Mukaddime: 17)
    ž Tirmizî: Bu hadis bu şekliyle Zührî’nin, Enes’den rivâyeti olarak hasen sahih garibtir. Enes’den değişik biçimde de rivâyet edilmiştir.

    YanıtlaSil

  198. BÖLÜM: 9
    Ø YALAN OLDUĞUNU BILDIĞI HALDE BIR SÖZÜ HADIS DIYE AKTARMAK
    2662- Muğîre b. Şu’be (r.a.)’den rivâyete göre, Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurdu: “Kim yalan olduğunu bildiği halde benden bir hadis anlatırsa iki yalancıdan biri kendisidir.” (Müslim, Mukaddime: 17; İbn Mâce, Mukaddime: 27)
    ž Bu konuda Ali b. ebî Tâlib ve Semure’den de hadis rivâyet edilmiştir.
    Tirmizî: Bu hadis hasen sahihtir.
    Şu’be bu hadisi Hakem’den, Abdurrahman b. ebî Leylâ’dan, Semure’den rivâyet etmiştir. A’meş ve İbn ebî Leylâ ise Hakem’den, Abdurrahman b. ebî Leylâ’dan ve Ali’den rivâyet etmişlerdir. Abdurrahman b. ebî Leylâ’nın Semure’den rivâyeti hadisçiler yanında daha sahihtir.
    Tirmizî: Ebû Muhammed, Abdullah b. Abdurrahman’a Peygamber (s.a.v.)’in: “Kim yalan olduğunu bildiği halde benden bir hadis anlatırsa iki yalancıdan birisidir.” Bu hadisi hakkında şöyle sordum: “Bir hadisi senedinin yanlış olduğunu, bildiği halde rivâyet eden kişinin Peygamberin bu hadisine girmesinden korkulur mu? Yahut herkes tarafından mürsel olarak rivâyet edilen bir hadisi müsned olarak rivâyet etse veya senedini değiştirse bu hadisin hükmüne girer mi? Şöyle cevap verdi: “Hayır, fakat bir kimse bir hadis rivâyet ettiği zaman Peygamber (s.a.v.)’den o hadisin aslı bilinmediği halde onu yine rivâyet ederse; bu hadisin hükmüne girmesinden korkarım.”
    BÖLÜM: 10
    Ø HADISLERI INKAR EDENLER DE OLACAK MI?
    2663- Ebû Rafî (r.a.)’den rivâyete göre, -başkaları bu hadisi merfu olarak rivâyet ettiler şöyle demiştir: “Dikkat edin! Sizden birinizi; emrettiğim veya yasakladığım konulardan birisi kendisine ulaşınca koltuğuna yaslanmış durumda iken, bilmiyorum Allah’ın kitabında ne bulursak ona uyarız (hadisleri tanımayız derken) bulmayayım.” (İbn Mâce, Mukaddime: 2; Ebû davud, Sünnet: 17)
    ž Tirmizî: Bu hadis hasen sahihtir.
    Bazıları bu hadisi Sûfyân’dan ve İbn’ül Münkedir’den mürsel olarak Sâlim b. Ebî’n Nadr vasıtasıyla Ubeydullah b. ebû Rafî’den ve babasından rivâyet etmişlerdir. Sûfyân b. Uyeyne bu hadisi tek olarak rivâyet ettiği zaman Muhammed b. Münkedir’in rivâyetiyle Sâlim b. ebû’n Nadr’ın rivâyetini birbirinden ayırırdı. Bir arada rivâyet ettiğinde de böylece iki senedi birleştirerek rivâyet ederdi. Ebû Rafî, Peygamber (s.a.v.)’in azâd ettiği kölelerdendir ve ismi “Elsem”dir.
    2664- Mıkdam b. Ma’dikerib (r.a.)’den rivâyete göre, Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurdu: “Dikkat edin! Sizden biriniz koltuğuna kurulduğu halde benden bir hadis kendisine ulaşacak ta o kimse şöyle diyecek: Bizimle sizin aranızda Allah’ın kitabı var. Bu kitapla neyi helal olarak bulursak onu helal sayar haram olan hususları da haram kabul ederiz. Gerçekten Allah Rasûlünün haram kıldığı bir şey Allah’ın haram kıldığı gibidir.” (İbn Mâce, Mukaddime: 2; Dârimî, Mukaddime: 6)
    ž Tirmizî: Bu hadis bu şekliyle hasen garibtir.

    YanıtlaSil
  199. BÖLÜM: 11
    Ø HADIS YAZMA IŞI İLK DÖNEMLERDE YASAKLANMIŞ MIYDI?
    2665- Ebû Saîd el Hudrî (r.a.)’den rivâyete göre, şöyle demiştir: “Peygamber (s.a.v.)’den hadisleri yazmak hususunda izin istedik fakat (Kur’ân ile karışabilir tehlikesinden dolayı) bize izin verilmedi.” (Müslim, Zühd: 17)
    ž Tirmizî: Bu hadis başka bir şekilde de Zeyd b. Eslem’den de rivâyet edilmiş olup Hemmâm da kendisinden rivâyet etmiştir.
    BÖLÜM: 12
    Ø HADIS YAZMA IŞINE SONRADAN IZIN VERILDI MI?
    2666- Ebû Hüreyre (r.a.)’den rivâyete göre; “Ensâr’dan bir adam Peygamberin yanında oturur, Peygamberden hadislerini dinler, hoşuna gider fakat ezberleyemezdi. Bu durumunu Rasûlullah (s.a.v.)’e şikayet etti ve Ey Allah’ın Rasûlü! Dedi. Senden bir hadis işitiyorum hoşuma gidiyor fakat ezberleyemiyorum. Bunun üzerine Rasûlullah (s.a.v.): Elinin yardımına müracaat et buyurdu ve eliyle yazı yazmaya işaret etti.” (Tirmizî rivâyet etmiştir.)
    ž Tirmizî: Bu hadisin senedi pek sağlam değildir.
    Muhammed b. İsmail’den işittim şöyle diyordu: “Halil b. Mürre’nin hadisleri münkerdir.
    2667- Ebû Hüreyre (r.a.)’den rivâyete göre: “Rasûlullah (s.a.v.) bir hutbe verdi ve hutbesinde bir kıssadan bahsetmişti. Bunun üzerine Ebû Şah: Ey Allah’ın Rasûlü! Dedi. Bana bu kıssayı yazınız. Rasûlullah (s.a.v.)’de Ebû Şah için bunu yazınız” buyurdu. (Tirmizî rivâyet etmiştir.)
    ž Bu hadis biraz uzuncadır. Şeyban, Yahya b. ebî Kesîr’den bu hadisin bir benzerini rivâyet etmiştir.
    2668- Hemmâm b. Münebbih (r.a.)’den rivâyete göre, şöyle demiştir: Ebû Hüreyre’nin şöyle söylediğini işittim: “Rasûlullah (s.a.v.)’in ashabından hiçbir kimse benim kadar hadis rivâyet etmiş değildir. Ancak Abdullah b. Amr bunun dışındadır çünkü o yazıyordu ben ise yazmıyordum.” (Buhârî, İlim: 17; Dârimî, Mukaddime: 27)
    ž Tirmizî: Bu hadis hasen sahihtir. Vehb b. Münebbih, Hemmam b. Münebbih’in kardeşidir.
    BÖLÜM: 13
    Ø İSRAİL OĞULLARINDAN IBRETLI ŞEYLER AKTARILABILIR MI?
    2669- Abdullah b. Amr (r.a.)’den rivâyet edildiğine göre Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur: “Benden bir ayet kadar bile olsa başkalarına aktarınız. İsrail oğullarından da ibretli şeyleri aktarınız bir sakınca yoktur. Ancak kim bilerek benden olmayan bir şeyi bana ait imiş gibi söyler ve aktarırsa Cehennem’deki yerine hemen hazırlansın.” (Buhârî, Enbiya: 52)
    ž Tirmizî: Bu hadis hasen sahihtir.
    Muhammed b. Beşşâr, Ebû Âsım vasıtasıyla Evzâî’den, Hassân b. Atıyye’den, Ebû Kebse es Selulî’den ve Abdullah b. amr’dan bu hadisin bir benzerini bize aktarmıştır ki bu hadis hasen sahihtir.

    YanıtlaSil
  200. BÖLÜM: 14
    Ø HAYRA VASITA OLAN ONU YAPMIŞ GIBI SEVAP KAZANIR MI?
    2670- Enes b. Mâlik (r.a.)’den rivâyete göre, şöyle demiştir: “Rasûlullah (s.a.v.)’e binek hayvanı isteyen biri götürüldü. Fakat Rasûlullah (s.a.v.) yanında onu bindirecek bir binit bulamayınca o kimseye bir başkasını gösterdi. Bu kimse de ona binek temin etti. Adam Rasûlullah (s.a.v.)’e gelerek durumu haber verdi. Bunun üzerine Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurdu: Hayra vasıta olan hayrı yapmış gibidir.” (Tirmizî rivâyet etmiştir.)
    ž Bu konuda Ebû Mes’ûd el Bedrî ve Büreyde den de hadis rivâyet edilmiştir.
    Tirmizî: Bu hadis bu şekliyle Enes rivâyeti olarak garibtir.
    2671- Mes’ûd el Bedrî (r.a.)’den rivâyete göre: “Bir adam Rasûlullah (s.a.v.)’e gelerek kendisinden binek hayvanı istedi ve şöyle dedi: Hiç bir şeyim kalmadı ne yaparsan yap. Bunun üzerine Rasûlullah (s.a.v.), falana git buyurdu. Adam o kimseye gitti, O da ona binek temin etti. Sonra Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurdu: Kim bir hayra sebeb olursa o hayrı yapanın -veya yerine getirenin- sevâbı kadar sevap vardır.” (Müslim, Imara: 27; Ebû Dâvûd, Edep: 17)
    ž Tirmizî: Bu hadis hasen sahihtir. Ebû Amr eş Şeybânî’nin ismi Sa’d b. İyas’tır. Ebû Mes’ûd el Bedrî’nin ismi ise Ukbe b. Amr’dır.
    Hasan b. Ali el Hallâl, Abdullah b. Nümeyr vasıtasıyla A’meş’den, Ebû Amr eş Şeybânî’den ve Ebû Mes’ûd’tan bu hadisin bir benzerini rivâyet etmiş olup “O hayrı yapanın sevâbı kadar” diyerek hadisin sözlerinde şüphe etmedi.
    2672- Ebû Musa el Eş’ari’den rivâyete göre, Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurdu: “Sevap kazanmak için her konuda aracı olunuz. Allah, Peygamberinin dilinden dilediği hükmünü verecektir.” (Ebû Dâvûd, Edeb: 72; Müslim: Birr: 61)
    ž Tirmizî: Bu hadis hasen sahihtir. Büreyd’in künyesi Ebû Bürde’dir Küfeli olup hadis konusunda güvenilir bir kişidir. Kendisinden Şu’be, Sevrî ve İbn Uyeyne hadis rivâyet etmiştir.
    2673- Abdullah b. Mes’ûd (r.a.)’den rivâyete göre, Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur: “Haksız yere öldürülen hiçbir insan yoktur ki onun kanından günahından suçundan Adem’in ilk oğluna bir pay çıkmış olmasın. Çünkü öldürme işini ilk olarak ortaya çıkaran o’dur.” Abdurrezzak hadiste geçen “esennel katle” yerine “sennel katle” demiştir ki mana aynıdır. ( Buhârî, Enbiya: 17; Müslim, Kasame: 7)
    ž Tirmizî: Bu hadis hasen sahihtir.
    İbn ebî Ömer, Sûfyân b. Uyeyne vasıtasıyla A’meş’den bu senedle bu hadisin bir benzerini bize aktarmış ve “sennel katle” demiştir.

    YanıtlaSil

BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHİM

DÜNYANIN YEŞİLLENMESİ VE İBRETLEŞMESİ